Sorgu hakimi katil sanığını serbest bıraktı ve “vicdanım rahat” dedi. Rahat olan onun siyasal vicdanıydı
Av. Kazım Bayraktar
Halklara ve insanlığa karşı suç işleyen asker, polis vb. güçlerin siyasal iktidar ve yargı tarafından kollanarak teşvik edilmeleri, cezasız bırakılmaları yerleşmiş faşist bir devlet geleneğidir. Bu geleneğin uygulanmasında birinci derecede sorumlu olanlar siyasal iktidar temsilcileriyle birlikte savcı ve yargıçlardır. Polisi suç işlemeye teşvik ve azmettirme düzeyine varan bu politika bugün de bozulmamıştır. Ancak bugün farklı olan, hukuku ve kendi yasalarını çiğnemede sergiledikleri cüretkarlığın sınır tanımazlığı ve kartların daha açık oynanmasıdır.
Ethem'in polis tarafından vurulma görüntülerini defalarca ve her defasında acı duyarak ekranlardan izledik. Katil polis Ahmet Şahbaz'ı önce gizlemeye, olayı çarpıtmaya çalıştılar. Direnen halkın tepkisi karşısında kimliğini açıklamak zorunda kaldılar. Sonrasında polisin tutuklanmaması, cezasız kalması için kanıtları karatma ve yok etme çabasına girdiler. Olay anında durumdan vazife çıkaran mobese memurları kameraların yönlerini değiştirdiler.
Yandaş bilirkişilere görüntü inceleme raporu hazırlattılar. Soruşturma savcısı ekranlardan defalarca izlediğimiz cinayeti bu rapora dayanarak aklama, “...3. atışı yapmak isterken dönüp kaçmaya çalıştığı esnada, omuz hizasından yukarıda tuttuğu tabancasının dönme hareketinin etkisi ile yere paralel hale gelmesi ve o konumda iken atış yapması sonucu Ethem Sarısülük'ün yaralanmış olması ile atış öncesi ve atış esnasında şüphelinin vücudunun muhtelif yerlerine isabet eden taşlar dikkate alındığında şüphelinin meşru savunma sınırını kasten aştığı söylenemeyeceği, sınırın kasıt olmaksızın aşıldığı”nı iddia ederek, milyonlarca insana gördüklerinize inanmayın deme cüretinde bulundu.
Savcılığın taraflı bilirkişilerden aldığı rapora karşı bağımsız ve tarafsız kurumlardan rapor alma zorunluluğu doğdu. İlk olarak Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ne başvuru yaptık. Talebimizi kabul eden Fakülte, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nden iki bilirkişi görevlendirdi. Görevlendirilen bilirkişiler savcılığın tayin ettiği bilirkişilerden farklı olarak “....özellikle taş, vb. katı maddelerin daha iyi seçilebilmesi için tiff uzantısı korunarak, photoshop programında, her bir kareye brighitness (ışık değerini açma) ve contrast (keskinlik) uygulaması” yaptılar. Yavaşlatılmış, karelere bölünmüş, temizlenmiş kamera görüntülerini rapora eklediler. Teknik uygulamadan geçirilmiş görüntülerde katil polisin içinde bulunduğu polis grubunun arasından tek başına ileriye çıktığı, yere düşmüş göstericinin üzerine yürüdüğü, bu sırada sağ elinde silah bulunduğu (silahı daha önceden çekmiş), elinde silahla göstericiye tekme attığı, sonra tabancasının mekanizmasını kurduğu, silahı havaya doğrulttuğu, eli yere 65-70 derece olacak biçimde havaya iki kez ateş ettiği, üçüncü atışta elini yere paralel hale getirdiği, bu atışta Ethem Sarısülük’ü başından vurduğu, üçüncü atıştan sonra yönünü geriye döndüğü, polis memuruna hiçbir taşın isabet etmediği ayrıntılı bir biçimde tespit edildi.
İkinci başvuruyu Almanya'da bulunan Televizyon ve Film Yüksekokulu'na yaptık. Yüksekokul, Belgesel Yönetmenliği Profesörü Dr. Klaus Stanjek'i görevlendirdi. Dr. Klaus Stanjek tarafından yapılan incelemede kullanılan teknik araç ve yöntemler raporda şu şekilde açıklandı: “Kayıtlar video işleme yazılımı final cut pro'da görüntü ve ses eşzamanlı olacak şekilde düzenlendi, böylece her saniyede aynı durum her iki kamerada da bulunabiliyordu.”
Raporda, güvenlik (MOBESE) kameralarının olay yerinden uzaklaştıkları, teleobjektif yanılsamaları, polisin silahını çektiği, yerde yatan göstericiye doğru koştuğu, göstericilerin isabetsiz taşlar attıkları, polisin yerdeki şahsa tekme attığı, sonra silahın emniyetini açtığı, iki kez havaya ateş ettiği, isabet alan bir flamanın sopasının kırıldığı, üçüncü atışta silahın namlusunu yere paralel hale getirdiği ve bu atışta Ethem Sarısülük’ü başından vurduğu, üçüncü atıştan sonra kaçmak için döndüğü, göstericilerin attıkları taşlardan sadece birinin polisin kaskına isabet ettiği tespit edildi ve şu sonuca varıldı:
Polisin neden yerde yuvarlanan göstericinin üzerine koştuğu, kafasına tekme attığı ve aynı anda, tek başına çatışmaya hazır büyük bir gösterici grubuna doğru koştuğu, özellikle de bunu yaparken kendisini açıkça ve gereksiz yere tehlikeye attığı düşünülürse, öyle kolaylıkla anlaşılır bir durum değil. Burada bir meşru müdafaa durumu söz konusu olamaz...Dosyada bulunan görüntü kayıtları üzerinde bir inceleme yapması ve katil sanığı polisin olay sırasındaki hareket tarzının nasıl bir ruh halinin yansıması, hangi amaca yönelik olduğunun tespiti için Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi Psikiyatri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu'na başvuru yatık. Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu yaptığı inceleme sonucunda düzenlediği 03.07.2013 tarihli raporda şu hususları tespit etti:
Sanığın, taş atan göstericilere karşı kalkanlarıyla kendilerini savunan polis arkadaşlarıyla birlikte olduğu, ancak onlardan kendi inisiyatifiyle ayrılarak, göstericilere doğru öfkeyle yöneldiği ve ateş açıp başka yöne doğru uzaklaşırken de, en fazla on adımda yine polis arkadaşlarının arasına, kendisini görece güvenli hissedebileceği bir yere ulaştığı görülmektedir...Milyonlarca insanın defalarca televizyon ekranlarından izlediği cinayet görüntülerindeki gerçekliği bağımsız, tarafsız bilirkişler teknik inceleme ve tespitleri ile ortaya koydular. Bilirkişiler sadece cinayeti değil Türkiye'deki yargının iç yüzünü de aydınlattılar; faşist yargının içinde bulunduğu sefaleti de gözlerimizin önüne serdiler.
...Sanık, bu temel mesleki ilkeye, kontrol edemediği öfke ve saldırganlığı nedeniyle uymamış ve aynı kontrolsüz öfke ve saldırganlığın etkisiyle silahını ateşeleyerek bir gencin ölümüne neden olmuştur. Sanığın kendi yarattığı güvenlik riskini öne sürüp, silah kullanmasını zorunlulukmuş gibi göstermeye çalışması kabul edilebilir değildir...
Olayı gelişimi incelendiğinde sanık polis memurunun, mesleki anlamda yapılmaması gereken her şeyi yaparak ağır bir suç işlediği açıktır...
İtirazımızın kabulüyle başlayan yargılamanın ilk perdesinde Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Ankara Emniyeti, sanık avukatları ve savcının işbirliği halinde hazırladıkları bir duruşma sahnesiyle karşılaştık. Duruşma saatinden yaklaşık bir saat önce sahne hazırlanmıştı. Sokakları gaza ve kana bulayan çevik kuvvet ekipleri sivil giydirilerek duruşma salonuna doldurulmuştu. Mahkeme salonu polis terörü ve işgali altındaydı. Talebimiz ve ısrarımız üzerine salondan çıkarılan saldırganlar sokaklarda yaptıklarını bu kez mahkeme heyetinin gözleri önünde duruşma salonunda yaptılar. Pet şişe attılar, küfrettiler, tanıklarımıza ve koridorda bekleyenlere saldırdılar, ikisi tanık üç kişiyi yaraladılar. 