ABD’nin döne döne gösterdiği “beyzbol sopası”, Tayyip’in o çok övülen 'karizmasında' ciddi çizikler yarattı
Çok değil bundan birkaç yıl önce burjuva hükümet ve sözcülerinin burunlarından kıl aldırmadıkları konulardan biri de dış politikaydı! Bu böbürlenmeye, “komşularla sıfır sorun”, “stratejik derinlik”, “proaktif siyaset”… gibi sayısız kavram eşlik ediyordu. “One minute”ler, sınır kapılarında düzenlenen şaşalı törenler, samimiyetsizlik akan konuşmalar… eşliğinde süren bu parlak dönemin yaldızlarının dökülmesi uzun sürmedi.
“Bölgesel ağabeyliğe” oynayan burjuva devletin tüm bu çıkışları emperyalizmin Büyük Ortadoğu Stratejisi’nin dönemsel ihtiyaçlarıyla da uyumlu bir bütünlük oluşturuyordu. Fakat hayatın -hele Ortadoğu sözkonusu olunca- masa başında belirlenen stratejilerle uyumlu bir şekilde yürümesi zordur. En istikrarlı dönemlerde bile bu ikisi arasında anladığımız tarzda bir uyum yakalanamaz/yakalanamamıştır.
İstikrarsızlığın karakteristik özellik halini aldığı şimdiki koşullardaysa bu dengesizliğin sistemli bir hal alması kaçınılmaz!
Burjuva hükümetin o parlak söylemleri de bu gerçeği kanıtlarcasına hızla çöktü! İçerde ve dışardaki sayısız dinamiğin, engel ve sorunun içiçe geçtiği bir kaosta, giderek bumerang etkisi yaratacak sonuçlara dönüştü. On yıllardır bölgesel gericiliklerin sultası altında; özgürlükten, işten, ekmekten yoksunlaştırılan bölge halkları, hiç beklenmeyen bir sarsıntıyla patladı! Tüm bir Ortadoğu halk isyanlarıyla allak bullak olurken, tüm alışılmış dengeler birer birer sarsıldı; bölgede at koşturan tüm emperyalistler ve onlarla birlikte hareket eden gericilikler yeni dengeler kurma telaşına düştüler.
Bu sarsıntının domino etkisinin Türkiye’deki yansıması o çok övülen dış politikanın çöküşü oldu. Burjuvazi ve devleti 'yenilen pehlivan güreşe doymaz' misali, bu sefer de bölgede yaşanan sarsıntıdan nemalanacağı hayalleriyle çılgınca işlere kalkıştı. Her gelişme yeni bir dinamiği harekete geçirirken, bu hayaller ciddi korkularla iç içe geçmeye; bu korkularla atılan her adım çok daha ciddi istikrarsızlıkları ve gelecek kaygılarını tetiklemeye başladı. Suriye’de 2 yıldan fazladır yaşanan kaos bu tablonun öne çıkan kısmını oluşturuyor. Burjuva devletin hızla yol alınarak nemalanacağını umduğu Suriye, şimdi kendisi açısından tam bir bataklığa dönüşmüş durumda.
Rejim, emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin çok yönlü müdahilliğiyle, Suriye’de hızla yol alınacağını düşündüğü için rezil olmakla kalacağı sayısız adım attı. Tüm hesapları işin 2 en fazla 3 ay içinde sonuçlanacağı yönündeydi. O nedenle de sonrasında konumunu güçlendireceğini düşündüğü kirli icraatların düğmesine bastı: Göçü adeta örgütledi. Esad gericiliğiyle dövüşmeleri için dünyanın her yerinden gelerek Suriye’ye üşüşen dinci gerici çeteleri tüm kuralları ihlal etmeyi de göze alarak sayısız araç ve biçimle destekledi. Her fırsatta havada kalan “saldırı” çağrıları yaptı.
Süreç uzadıkça, attığı bu adımlarla sadece rezil olmakla kalmadı aynı zamanda korkularını büyütecek gelişmelerle de karşı karşıya kaldı. Göç şimdi ciddi bir sorun haline gelmiş durumda!.. Rojava’ya saldığı gerici çeteler sınır boylarında konuşlanarak kafasına eseni yapar hale geldi!..
Bu çetelerin en başta emperyalist ağababalarını rahatsız etmesi de cabası… Çünkü, Esad diktatörlüğü yıkıldıktan sonra hayal ettikleri Suriye’yi kontrol edilemez bir istikrarsızlığa sürükleyeceklerini düşünüyorlar. Bu temkinliliği Tayyip’e ayar çekecek düzeyde de hissettiriyorlar. ABD’nin döne döne gösterdiği “beyzbol sopası”, Tayyip’in o çok övülen “karizmasında” ciddi çizikler yarattı! Bu şimdilerde ABD basını üzerinden MİT Müsteşarı’nın hedefe çakılmasıyla devam ediyor. Karizma çiziği Çin’den füze alınacağı komik gevelemeleriyle perdelenmeye çalışılsa da, rezaletin büyümesinden başka bir sonuca yol açmıyor!
Bu arada dinci gerici çetelerin başlarına nasıl bela olacakları daha açık hale geldi. Öyle ki, emperyalistlerin de basıncıyla sınırdan geçmelerine kısmi engeller getirildiğinde çetelerin yanıtı, sözlü tehdit dışında Türkiye topraklarına havan mermisi göndermek oldu!
Rojava’yı ablukaya almak için sınırları yardımlara kapatan burjuva devlet, şimdi o sınırlardan geçirdiği çetelerin oluşturduğu tehditle karşı karşıya. Bu da bizzat Genelkurmay’ın web sitesine giren, “Suriye’deki Azaz Dağı bölgesinden Türkiye tarafına atılan bir havan mermisinden sonra bölgede bulunan Irak Şam İslam Devleti örgütüne ait mevzilere obüs atışıyla karşılık verildiği” haberiyle teyit ediliyor.
Bu gelişme, ABD’nin artık daha sık gösterdiği “beyzbol sopası"na verilmiş bir uyum mesajı olmanın da ötesinde, rejimin bölgesel politikasının yarattığı sakatlıkların anlaşılması açısından da çarpıcı bir sonucun ifadesi! Ateşle oynandı, şimdi o ateş başka ateşleri tetikliyor! Bu sorumsuz, yayılmacı politikaları işlemez hale getirmezsek bu ateş en başta biz işçi ve emekçileri yakacak!