Kasım sayımız işçi sınıfının, ezilen Kürt halkının, köleleştirilen kadınların, geleceksizleştirilen gençliğin sesi ve kılavuzu oluyor
Alınteri’nden…
Güz geldi. Haziran İsyanı’ndan bu yana hız kesmeyen süreç şimdi daha da hızlandı.
Burjuvazi ve hükümeti, sıkışmışlık ve açmazlarının basıncıyla karşıladı güzü. Geldi geliyor, çıktı çıkıyor diye tantanalar kopardıkları “Demokratikleşme Paketi”ne bel bağlayanların elinde elma şekerinin sapı kaldı. Paket bir seçim paketi olduğu kadar, seçimde hedeflenen kitlenin ve esasında rejimin Kürt politikasının sınırlarını da göstermektedir.
Ciddi bir ekonomik ve siyasal krizin içte ve dışta büyüdüğü koşullarda burjuvazi ve onun hükümetinin daha fazla saldırıdan başka seçeneği yok! İşçi sınıfının elindeki son kırıntılar da kıdem tazminatının gaspı, kiralık işçi büroları, çalışma düzeninin tümüyle taşeronlaştırılmasıyla aşılmak isteniyor.
Üstelik önümüzde üç seçim var. O, ya İslamcı hegemonyasının toplum üzerindeki boğucu hakimiyetini pekiştirecek ya da Haziran İsyanı’nda kendini konuşturan toplumsal mücadele dinamikleri kıracak bu zinciri. Amansız ve aralıksız bir mücadeleden başka yol yok!.. Korkularını büyütmekten, korkularını gerçeğe dönüştürmekten başka bir seçeneğimiz yok.
İşçi direnişleri yayılıyor. Bedaş işçilerinin eylemleri, önce direniş ardından fabrika işgaliyle gündeme gelen Kazova işçilerinin üretime ve satışa başlamaları, Feniş Alüminyum işçilerinin “bu daha başlangıç” sloganıyla ileri atılmaları, sendikalaşma mücadelesi işten atmalarla darbelenmek istenen Punto Deri işçilerinin ısrarlı direnişleri... son ayların örneklerinden.
Sınıfa yönelik saldırılardan işçi emekçi kadınlar da paylarını alıyor. Kadınlar, doğurganlık özellikleri sayesinde yeni kuşakları üretmeye teşvik ediliyor; ev köleleri oldukları için ucuzun ucuzu işgücü olarak esnek çalışmanın nesnesi haline getiriliyor. Öyle ki, bir kadının manevi olarak hayatta yaşayabileceği en anlamlı süreçler dahi burjuvazinin kar ve istihdam aracı haline getiriliyor. Hindistan’daki “bebek fabrikası” bunun en çarpıcı göstergesi.
İdeolojik bir sorun olan “türban”ın bile öznesi kadınlar... Ya Kemalist elitler tarafından yok sayılıp dışlanıyor ya da “kılık kıyafet özgürlüğü”nün nesnesi haline getirilerek bedel ödeyen yine onlar oluyor. Toplumsal acıların ve yoksunlukların büyüğü onlara düşüyor.
28 Ekim'de dünyanın gözü önünde işlenmiş bir cinayetin sözde ikinci duruşması vardı. Sergilenen tiyatro, katilin gıyabında korunup kollanması, Ethem Sarısülük yoldaşın ailesi ve yoldaşlarıyla dayanışmak için Adliye önüne gelenlere vahşice saldırılması... bunun yarattığı isyan ve öfkenin dile gelişini de sayfalarımızda bulacaksınız.
Kasım sayımız, tüm bu konularda işçi sınıfının, ezilen Kürt halkının, köleleştirilen kadınların, geleceksizleştirilen gençliğin sesi ve kılavuzu olmaya çalışan değerlendirmeleriyle çıkıyor.
Gelecek sayımızda görüşmek üzere...