6 Kasım'a, Haziran ruhunun tüm üniversite bileşenlerinde yarattığı geri dönüşü olmayan özgüvenle gidiyoruz!
Bu yıl 6 Kasım’ı, YÖK denilen cunta artığı korkuluğun kuruluş felsefesini en çıplak biçimiyle ortaya koyduğu koşullarda karşılıyoruz. Cunta, yükselen işçi-emekçi mücadelesini tank paletleriyle ezip-sindirmek; burjuvazinin uluslararası ölçekte benimsediği neoliberal yıkım politikalarını engelsizce uygulayabileceği bir korku-depolitizasyon iklimi yaratmak için vardı! YÖK de bu amacın üniversitelerdeki temsilcisi olarak oluşturuldu: Gençlik hareketini tank paletleriyle ezip-sindirmek; üniversiteyi, tüm demokratik-bilimsel kimliğinden soyundurarak neoliberal birikim politikalarına dolaysızca eklemlemek; bilimsel üretimi, burjuvazinin ihtiyaçlarına odaklamak!
’81 yılından bu yana burjuvazinin bu alanda attığı adımlar ortada: Eğitim, neredeyse tümüyle paralı hale geldi, dahası tatlı karların yapıldığı bir yatırım sektörüne dönüştü! Üniversite tarihsel kimliğinden tamamen uzaklaşarak burjuvazinin strateji ve hedefleriyle nefes alıp veren dumansız bir fabrika olma yolunda ilerliyor! Öğretim görevlilerinin öğrenciyle birlikte sermayenin ücretli köleleri olmaları için sayısız düzenleme yapıldı! Esneklik-kuralsızlık-rekabet-performans ölçümleri-güvencesizlik üniversitenin de temel sorunları haline geldi! Barınma-ulaşım-beslenme harcamaları piyasa için tatlı karların döndüğü bir pazar haline getirildi. Tüm bunlar üniversiteden eksik edilmeyen kolluk güçlerinin terörü, özel güvenlik denetimleri, varlıkları her daim denetimli bir şekilde korunan sivil faşistler eşliğinde yapıldı.

Bu kapsamlı tasfiye sürecine rağmen burjuvazi üniversitelerde istediği bütünlükte bir dönüşüm gerçekleştiremedi. Bunda, öğrenci hareketi ve diğer üniversite dinamiklerinin inişli çıkışlı da olsa sergiledikleri direnişin büyük payı oldu.
Fakat burjuvazinin yaşadığı sıkışmalar, önüne koyduğu stratejik hedefler üniversitenin daha bütünlüklü dönüşümünü zaruri hale getirdi. Bunun sembolü olan YÖK de şimdilerde bu çerçevede yeniden yapılandırılıyor! Kuruluş felsefesiyle daha çıplak biçimlerde bütünleştiriliyor, kapsamlı bir yapılandırmaya tabii tutuluyor! Yeni YÖK tasarısı bunun ifadesidir! Üniversitelerde yıllardır yürüyen neoliberal dönüşümde vites büyütmenin, burjuvazinin herhangi bir işletmesinden farkının kalmamasının adıdır!
Bu 6 Kasım’a YÖK’ün üniversitenin tüm bileşenleriyle, tüm dinamikleriyle burjuvazinin stratejik hedefleri, vahşi kar hırsı ve yağmacı karakteriyle daha ileri bir bütünleşmeye girmesi için atılan bu büyük adımların gölgesinde gidiyoruz. Sermaye açısından niyet budur!
Fakat bunun engelsizce gelişemeyeceğinin, dünle kıyaslanmayacak direniş dinamikleri biriktirdiğimizi bilerek gidiyoruz! Haziran ruhunun tüm üniversite bileşenlerinde yarattığı geri dönüşü olmayan özgüvenle gidiyoruz! Üniversitelerde Haziran’dan önce kıpırdayıp lokal sınırları aşan öğrenci eylemlerinin, Haziran’da yaşadığı kapsamlı sıçramanın farkında olarak gidiyoruz!
Burjuvazi de bunun farkında! ODTÜ şahsında devlet terörünü dizginsizleştirmesi bundandır. Bize ölümüne saldırması, barikatlarımızın ateşine atacak denli çılgınlaşması bundandır! Üniversiteye polis yerleştirme resti bundandır! Haziran’da kuşandığımız özgüven zırhını delmek içindir!..
Burjuvazinin üniversiteyi kapsamlı bir dönüşümle sermayenin herhangi bir işletmesine; öğrenci ve öğretim görevlisini, biad eden ücretli köleleri haline getirmesine; eğitimi tatlı karların döndüğü pahalı bir pazar olarak yapılandırmasına duyduğu yakıcı ihtiyaçla; ciğerlerimize doldurduğumuz özgürlük havası arasındaki çelişkiyi, kapsamlı bir terör ve sindirme operasyonuyla aşmak istiyorlar!
Yanıtımız bellidir: Polisinizi-yönetmeliklerinizi-tatlı kar hayallerinizi toplayıp buradan defolun! Üniversiteler bizim olacak! Sermayeye köle, “derin stratejilerinize” asker olmayacağız! Üniversiteleri, Haziran’da ciğerlerimize çektiğimiz havayla temizleyecek, özgürleştireceğiz! Hodri meydan!
[Alınteri'nin Kasım sayısında yayınlanmıştır]