Aralık sayımız işçi sınıfını, Kürt halkını, ezilen kadınları, gençliği... bekleyen saldırılar, tuzaklar ve bunlara karşı mücadele perspektifine işaret ediyor
Alınteri’nden…
Siyasal gündemin son derece kızıştığı günlerden geçiyoruz. Bir taraftan yerel seçimlerin kapıya dayanmasıyla programları açısından aralarında pek bir fark bulunmayan burjuva düzen partilerinin adaylarının görücüye çıkma seremonileri sahneleniyor. Bunu en şaşaalı biçimlerde iktidar olmanın nimetlerini tepe tepe kullanan neoliberal AKP gericiliği yapıyor. Karşısında çeşitli varyasyonların kendisini sadece AKP karşıtlığıyla tanımlayan siyasal körler cephesi var. Sırf ‘AKP düşmanlığı’ üzerine kurulu olduğu için de içeriksiz ittifak arayışları mide bulandırıyor.
Uzun süredir koalisyon halinde iktidar olan Gülen Cemaati ile AKP arasındaki çatlaklar artık gizlememez hal aldı. Hemen her güncel gelişme ya da stratejik çıkarlara dokunan her farklılık bu dalaşmaya yeni boyutar ekliyor. Bunu salt iktidar olanakları ve mevkilerin paylaşılması kavgası olarak görmek eksik olur. Uluslararası boyutlar ve aktörleri de içeren daha geniş çaplı bir farklılık ve çatışma söz konusu.
Gezi Direnişi AKP iktidarının, özellikle de güçlü cumhurbaşkanlığı planları kuran Tayyip Erdoğan’ın dengesini bozdu. AKP gericiliği bu sarsıntıyı atlatabilmenin yolunu bir taraftan polis ve yargı terörünü tırmandırmakta görürken, diğer yandan kendi kitlesini kemikleştirmek amacıyla Gezi’yi itibarsızlaştırmaya yönelik bir saldırı kampanyasına yöneldi. “Camide içki içildiği” iddiası bu iğrenç kampanyanın öne çıkan iddialarından biriydi. Ancak şimdi cemaatle AKP arasındaki it dalaşına paralel olarak camiye bira kutusunun sonradan konulduğu gerçeğini öğreniyoruz. Bunun yanında her gün tarafların birbirlerine karşı yayınladıkları yeni bir şantaj kaseti, belge ya da itirafla karşılaşıyoruz. Sırf izlenen bu yöntemlerin iğrençliği bile hem bu kavganın gerici niteliğini hem de bu çatışmada taraf olmanın hiçbir geçerli ve ahlaki nedeninin olamayacağını görmeye yeter.
Gezi’nin sarsıntıları sürerken, o kesitte ölümsüzleşenlerimiz ülkenin dört bir yanında büyük bir acı ve büyük bir onurla sahiplenildi, hesabının sorulacağı iddiası dalga dalga yayıldı. Bu tepki ve öfkenin büyümesinde katillerin sözde yargılanması süreçlerinin herkesi aptal yerine koyan çadır tiyatrolarına döndürülmesi büyük etkendir. Son olarak Ethem yoldaşın katilinin “tipi değiştirilmiş” görüntülü yargılanması sırasında heyetteki savcı ve hakimin kürsüde uyumaları bardağı taşıran damla oldu. Katilleri elbette biz yargılayacağız ama bu pespayelik herkese “bu kadar da olmaz ki” dedirtti. Biz şimdilik sadece “gün gelecek…” diyoruz.
Sayımiz bu kez de dolu dolu. Sizlerden gelen katkı ve desteklerin gün geçtikçe artıyor oluşu bu zenginliğin hem önemli bir etkeni hem de Alınteri’nin sizin gazeteniz olduğunun göstergesi.
Bir dahaki sayıda görüşmek üzere…