Dilovası'ndan kim gidecek? Kanser edenler mi, kanser olanlar mı? OSB'deki 167 fabrika mı, yerleşik 50 bin emekçi mi?
“Kanserovası”ndan kim gidecek?
Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 167 fabrika mı; yoksa, yerleşik 50 bin emekçi mi?
Kanser edenler mi, kanser olanlar mı?
Sermaye birikimlerini 50 bin işçiyi öğüterek, 50 bin emekçiyi kanser ederek, ormanları talan ederek sağlayanlar mı?
Çoğunluğunu yurdundan sürgün Kürtlerin oluşturduğu, Kürt oldukları için bölgede iş verilmeyen, belediye hizmeti götürülmeyen, işsizlik ve yoksulluk nedeniyle bırakalım başka bir yere taşınmayı, doktora dahi gidemeyen, dededen toruna kuşaklar boyunca kansere yatırılmış emekçiler mi?
Emekçilere Sürgün, Sermayeye Teşvik
Çok önceden bilinmesine karşın, ancak zorda kalınca patlatılan zehirli varillerden sonra, zoraki kurulup bölgeye gelmek zorunda kalan TBMM Dilovası Araştırma Komisyonu, kanserin faturasını emekçilere kesti. Komisyona da verilen, Dilovası’nın “kanserovası”na dönüşümünü belgeleyen araştırmalara karşın; raporunda, “Sağlık kayıtları düzenli olarak tutulmalı, araştırmalar yaygınlaştırilmalı, bölge sakinlerine bioizleme yapılmalı, bu çalışmalar sonucunda bölgenin tıbbi afet bölgesi olup olmamasına karar verilmeli.” diyerek, halk sağlığı sorununun üzerinden değme atleti geride bırakacak denli atlayan komisyonun ‘çözüm önerisi’, sınıfsal meşrebine uygun olduğu gibi, bölgedeki sınıfsal ayrışmayı da ortaya koyuyordu:“Eski teknoloji nedeniyle çevre kirliliği yaratan sanayi kuruluşlarına ileri teknoloji yatırımlara yönelebilmeleri için yatırım kredi desteğiyle ithal makine ve techizata gümrük muafiyeti sağlanmalı. Çevreyle ilgili tüm yatırımları teşvik edilmeli; atıksu, hava ve katı atık bertaraf tesislerine ucuz enerji sağlanmalı; atıklarını usulüne uygun bertaraf eden kuruluşlara vergi teşvikleri getirilmeli.”Emekçilere sürgün:
“Dilovası OSB içinde kalmasına rağmen, imar planında yerleşim alanı olarak lekelenmiş Yeni Yıldız Mahallesi ile imar planında orman ve 2B kapsamındaki orman alanında yerleşik Fatih Mahallesi’nin boşaltılması gerekmektedir.”
“Kimse ses etmedi”
Bir yanda Organize Sanayi Bölgesi var. Ormanı yiye yiye, zeytinlikleri, üzüm bağlarını düzleyerek, yerleşim bölgelerini kuşatarak sürekli büyüyor. Atık tesislerine ne hacet, bölgeye adını veren Dilderesi üzerinden tüm zehirli atıklarını Marmara Denizi‘ne boşaltıyor! Güzelim ormanı ise, sürekli küçültüyor; kalan kısmı ise, kimyasal madde tanklarının deposu olarak kullanıyor. Yönetiminde yer alan Kocaeli Valisi'nden MHP’li belediyeye kadar, devletle kaynaşmış halde emekçilerin üzerine yürüyor. Emekçileri yerleşim alanından söküp atmak için, belediye (ne su veriliyor, ne kanalizasyon yapılıyor) ve sağlık hizmeti götürmüyorlar. İstanbul’dan gelen 50 bin işçiyi öğüterek, kapısına dayandığı emekçi mahallelerine zehirini kusarak, önüne çıkan herşeyi yutup, sermaye birikimine dönüştürerek büyüyor.“Önce sadece birkaç fabrika vardı. Sonra istila başladı. Çam ormanlarını yok ettiler, kimse ses etmedi. Sonra sıra bize geldi. Şimdi sessizce bizi öldürüyorlar.”Dilovası’ndaki emekçi mahallelerinde yaşayan emekçilere, Kürt oldukları için, OSB’deki fabrikalarda iş verilmiyor. Emekçilerin ezici çoğunluğu işsiz. İstanbul’a gidiyor; boyacılık, hamallık, seyyar satıcılık, işportacılık yapmaya çalışıyorlar. İstanbul’dan gelen işçiler, akın akın DYO, Çolakoğlu, Diler Demir, İzocam, Lever vb. fabrikalara girerken, onlara gıptayla karışık öfkeyle bakıyorlar.
“Kirletenler gitsin”
[foto]ok.png[/foto] “Biz kirletmedik, kirletenler gitsin!”