Yapıcılıkta örgütlenme -IV

İnşaat sektöründe düzenli ve güvenceli bir çalışma disiplininin oluşturulması bu mücadelenin önemli bir ayağı olmak zorundadır

GÜNCEL
Salı, 24 Aralık 2013 (12 yıl 10 ay önce)

Yazı dizimizin bir önceki bölümünde sektörde yaşanan iş cinayetlerine değinmiş, iş cinayetlerine karşı özde bir mücadelenin yürütülmesi gerektiği üzerinde durmuştuk. Bu bölümde ise inşaat işçilerinin kendi sınıf çıkarlarına sahip çıkmaları, sınıf bilinciyle buluşmaları üzerinde duracağız. Daha doğru bir ifadeyle sınıf olma ve sorumluluklarının farkına varmasının üzerinde…

İnşaat sektöründe çalışan işçilerin hem eğitim düzeyinin düşük olması, hem de taşeron ve götürü usulü çalışmanın yaygınlığı nedeniyle sınıfın doğal refleksleri konusunda bile diğer sektörlerde olduğundan biraz daha geri durumdadır. Buna tabii ki, yıllardır örgütsüz olunmasının dezavantajlarını da eklemek gerekiyor.

Özel olarak burada anmamız gereken bir faktör de Kürt işçi arkadaşlarımızdır. Yıllara yayılmış bir siyasal bilincin etkisiyle bu işçiler hem örgütlenmeye daha yakın oluyorlar ama hem de işçileşme sürecine geç dahil oldukları için sınıf olma özeliği kazanmaktan henüz daha uzaklar. Yanı sıra burjuvazinin körüklediği şovenist kışkırtmalarda Türk ve Kürt işçiler arasında ayrım hızla derinleşebiliyor. Bu etken de sınıf kimliği yerine ulusal kimliğin daha fazla öne çıkmasına neden oluyor. Bu durumun zaman zaman şantiyelerde kendiliğinden çatışmalara dönüştüğünü biliyoruz.

Daha önceki yazı dizilerinde de ifade ettiğimiz gibi bir yerde işçi olarak karşımıza çıkan arkadaş, başka bir yerde patron ya da işsiz olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu zemin bir yandan patron olma hayallerini körüklerken diğer yandan bunalım ve yarı lümpen bir kültürü körüklüyor. Hayatı boş veren, arkasından sürüklenen bir davranış çizgisini süreklileştiriyor. Tersi durumda ise hızla patron olma davranışlarına girebilen, sınıfından kopabilen davranışlar sözkonusu olabiliyor. Patron olma hayali ve işçi olma gerçeği arasında gelip gider bir ruh hali…

Sektörün güvencesizliği, işin süreksizliği -yani süreklileşmiş bir işçi yaşamının olamaması- sınıf atlama hayallerinin körüklenmesinde önemli bir etkendir. İnşaat işçisinin emekli olma şansı yoktur. İş güvencesi yoktur. Doğallığında çalıştığı sürelerde en yüksek geliri elde edip kendisini güvenceye almak gibi bir çaba içerisindedir. Düzenli bir ücretle çalışmak yerine, götürü usulü çalışmak tercih haline gelebiliyor. Zaten inşaat patronları da neredeyse hiç kimseyi maaşlı olarak çalıştırmıyorlar. Yani inşaatta oturmuş düzen de buna olanak vermemektedir. Ya yevmiye usulü çalışılır ya da götürü usulü... Süreklileşmiş bir iş kültürü olmadığı için doğal olarak süreklileşmiş bir işçi kültürü de yoktur. Bu da bir sınıf olma, bir sınıf gibi davranmanın önünde ciddi bir engeldir.

İnşaat sektöründe düzenli ve güvenceli bir çalışma disiplinin oluşturulması bu mücadelenin önemli bir parçası olmak zorundadır. Bu, sınıf olarak hareket etmenin önünde çalışma düzeninden kaynaklı oluşan engelleri kaldırmak anlamına gelir. Fakat bu sadece dışsal bir engeldir, bu engelin ortadan kaldırılması bütün sorunu çözmez. Yürüteceğimiz mücadeleyi kolaylaştırmak dışında bir işleve sahip değildir. Aslolan mücadelede kullandığımız her yöntemin sınıf olma bilincinin oluşturulmasına hizmet etmesidir. Öyle olmasa düzenli işlerde çalışan kesimlerde de kendiliğinden bir sınıf bilinci yeşerirdi. Burada sorun işçi olmanın farkına varmaktır. İşçi sınıfının bir parçası olduğunun bilincine varmak düzenli bir faaliyetin konusu haline getirilmeden bu sıçramanın yaşanması mümkün değildir.

Bu açıdan da düzenli bir eğitim çalışması örgütlenme faaliyetinin zorunlu bir parçası haline getirilmek zorundadır. Eğitim özel bir önemle ele alınmalı, işçi profiline uygun eğitici materyaller kesintisiz bir biçimde çıkarılıp işçi arkadaşlara ulaştırılmalıdır.

Taşeronluğa, güvencesizliğe, iş güvenliği için verilecek mücadelede bu konuya özel bir önem verilmelidir. [Sürecek]