Yıkılsın bu düzen!..

40 günlük Ayaz bebek iliklerine işleyen soğukla hayatını kaybetti. Yoksulluğun kavurucu soğuğuyla nefes alıp verenler koyar bebelerine Ayaz adını...

GÜNCEL
Çarşamba, 25 Aralık 2013 (12 yıl 10 ay önce)

Yokluğun, yoksulluğun en dondurucu biçimlerini yaşayanlar bebelerine Ayaz adını koyar. Ve o bebeler daha ilk yaşam çığlıklarında iliklerine işleyen bu soğukla tanışırlar. Daha o anda derilerinin rengine siner buz gibi yoksulluk… Derileri o ayazda kavrulur ve bu kavrukluğu ömürleri boyunca giyecekleri bir elbise gibi taşırlar. Ayaz bebeleri derilerinden, gözbebeklerine işlemiş yokluk-yoksulluk çığlığından tanırsınız.

Herbirimiz bir parça Ayaz bebe olduğumuz için hikâyelerimiz de çok benzerdir. Soğuk-açlık-yokluk-yoksunluk… çocukluğa mahsus özgür gülüşlerimizi bile ortadan kesivermiştir. Çocukluğun evrensel renkleri biz yoksul çocuklarında ayaz kavrukluğuna belenmiştir. Gözbebeklerimizde çocuklara özgü özgürce “isteme” yoksunluğunun sınırları vardır. Birçok şeyin özlem olarak kaldığını ifade eden bir özlemler denizi saklıdır.

Bazılarımız ise tıpkı Konya Ereğli’deki Ayaz bebe gibi daha 40 günlük bile olmadan yoksulluğun dondurucu soğuğuyla baş edemez, ölürüz. Körpecik bedenlerimiz, iliklerimize işleyen soğuğu taşıyamaz, zattürre olur, verem olur, açlık olur yoksulluk bize.

Konya Ereğli’de 40 günlük Ayaz bebe henüz nüfusa bile kaydolmamışken; camları olmayan evlerinde zattürreden yaşamını kaybetti. Ailesi yoksulluğun en dibini yaşıyordu. Babası askerde, annesiyse iki çocuğuyla birlikte kendileri de kağıt toplayarak yaşamaya çalışan yoksul akrabalarının desteğiyle hayatta kalmaya çalışıyordu.

Tarihin cilvesine bakın ki Ayaz bebe iliklerine işleyen soğukla-yoksulluğun buz gibi sesiyle yaşamını kaybederken, çirkefe bulanmış burjuvazi ve çocuklarının yaşamları, yapıp ettikleri bir lağım çukuru gibi etrafa koku saçıyordu. Ayakkabı kutularınca paralar, para sayma makineleri, rüşvetler, dalavereler… Gemiler-gemicikler… Kapitalist barbarlığın iliklerine işlemiş pisliklerin en mide bulandırıcıları perdesizce ortalığa saçılıyordu.



Ayaz bebe ölürken tüm bunlar da yaşamın iki ayrı sınıfa göre nasıl şekillendiğini bir kez daha en vurucu biçimlerle gösteriyordu!..

Ayaz bebenin ölümüyle yan yana duran bu keskin çelişkiler her şeyi tüm berraklığınca açığa çıkarıp ayaza kesmiş kapitalizmin tarihin çöplüğüne gönderilmesinin yeni bir çağrısı oluyor. Dünyanın sosyalizmin baharına kesmesi, çocukların bahar renklerince serpilebilecekleri bir yaşama doğması için daha çok çalışmanın çağrısına… Yoksulun-yoksulluğun sarı-soğuk rengini tarihin çöplüğüne yollamanın!..