Tek yönlü yol

Kapitalist çürümüşlük artık bendine sığmıyor! Kapitalist özel mülkiyet ve sömürü düzeni sürdükçe bu devran da böyle sürüp gider

GÜNCEL
Çarşamba, 25 Aralık 2013 (12 yıl 10 ay önce)

İktidar bloku içinde patlak veren çatışma her geçen gün yeni boyutlar kazanarak derinleşiyor.

Beklemediği bir anda canalıcı bir noktadan darbe yiyen Recep Tayyip Erdoğan, bu tür kriz süreçlerinde yaptığı gibi zaman kazanmak için yine bir yurtdışı gezisine çıktı ve dönüşünde yine bindirilmiş kıtalar tarafından karşılandı. Ne var ki, dün akşam sergilenen bu kof gövde gösterisinin ardından bu sabah rüşvetçi bakanların istifaları peşpeşe geldi.

Arsızın önde gideni İçişleri ve Ekonomi Bakanları büyük bir yüzsüzlükle hala “biz masumuz” teraneleri okurken Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar her zamanki geri zekalılığıyla baklayı ağzından çıkardı: İstifaları “beni rahatlatın” gerekçesiyle Tayyip Erdoğan istemişti. Anlaşılan, dışa karşı kuyruğu dik tutma çabalarına karşın Tayyip Erdoğan da köşeye fena halde sıkıştığını hissetmeye başlamıştı.

Bayraktar'ın ifşaatları sadece bu paniği yansıtmakla sınırlı kalmadı; dahası, o da doğrudan Başbakan'ı adres gösterdi: “Ben her ne yaptıysam onun bilgisi ve direktifleri doğrultusunda yaptım. Bizden bu yüzden istifamız isteniyorsa o zaman Başbakan'ın da istifa etmesi gerekir.”

Adeta bir rüşvet ve yolsuzluk çetesine dönüşen kabinede önemli yağma ve talan projelerinin altına imza atan Bayraktar belki de hayatında ilk defa doğruları dile getiriyordu.

Bayraktar'ın itirafları, işin gerçeğini dile getirmenin yanında bir haftadır “uluslararası komplo”, “vatana ihanet”, “ajan faaliyeti” yaygaralarıyla hırsızlığın üzerini örtme çırpınışı içindeki Erdoğan'ın bu savunma hattını da darbeleyen bir “içten vuruş”tu. İstanbul Belediye Başkanlığından beri yanından ayırmadığı, “abi” diye hitap ettiği, bütün akçeli işlerde çevirdikleri dolapların bilgisine sahip kara kutularından biri olan Erdoğan Bayraktar'ın bu 'beklenmedik' çıkışı belli ki Tayyip Erdoğan'ı da şaşırtmış ve dengesini bozmuştu. Sabah AKP il başkanları toplantısında bu gecikmiş istifaların kendisine sağlayacağı “rahatlama” zemini üzerinden şov yapmaya hazırlanırken havası kaçmıştı. Önceden hazırlanan saldırgan konuşma metnini her zamanki külhanbeyi tavrı ve ve üslubundan uzak bir siniklikle okumasının başta gelen nedeni herhalde buydu.



Bayraktar’ın ifşaatları AKP içindeki dalgalanma ve giderek artacak çözülmelerin habercisi olurken polisin TCDD Genel Müdürü, İstanbul Belediyesi Genel Sekreteri, Kadir Topbaş'ın kardeşleri ve AKP döneminde yıldızı parlayan başka inşaat baronlarını içeren yeni bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna hazırlandığı haberleri ortalığı kapladı. Görünen o ki çatışma ve çatırdama sadece hükümet ve polis içindeki sürgünlerle sınırlı kalmayacak. Kavga devletin bütün alan ve kademelerine yayılıyor.

Sağır sultanın bile duyduğu söylentilere göre savcılık onlarca kişinin isminin olduğu yeni bir operasyon listesini gönderdiği halde polis bu talimatı yerine getirmeyi reddediyor. Bunun yerine bütün şube müdürleri AKP'nin paraşütle İstanbul Emniyeti'nin başına kahya olarak getirdiği yeni Emniyet Müdürü'nün yönetiminde toplantı üstüne toplantı yapıyor. Polisin bu boykotçu tutumu üzerine bu kez savcılık İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü ve Mali Şube Müdürü hakkında “yapılacak operasyonu şüphelilere sızdırdıkları” gerekçesiyle soruşturma başlatıyor... Kısacası, sistemdeki çürüme siyasetin ve devletin bütün gözeneklerinden adeta fışkırıyor.

Gelinen noktada burjuvazi açısından bu krizden fazla zedelenmeden çıkış giderek imkansızlaşıyor. Dahası, bu konuda kullanabileceği seçenekler de azalıyor. Kriz burjuvazinin at değiştirmek zorunda kalacağı bir mecraya evriliyor. Zaten Tayyip Erdoğan ve etrafında kümelenen yalaka takımının bütün hırçınlığı ve işi iyice arsızlığa vurarak onun etrafında kenetlenmelerinin gerisinde bu olasılığın gündeme getirildiğini görmek yatıyor. Ne var ki burjuvazi bu noktada da el altında hazır bir alternatifin olmamasının sıkışmasını yaşıyor.

Kapitalist çürümüşlük artık bendine sığmıyor! Bu çürümüşlüğü tarihin çöplüğüne göndermedikten sonra bu iğrenç filmi defalarca seyretmekten kurtulmanın olanağı da yok! Kapitalist özel mülkiyet ve sömürü düzeni sürdükçe bu devran da böyle sürüp gider... Özal gider Çiller gelir, Mesut gider Tayyip gelir...

Bu çürümüşlüğü tarihin çöplüğüne gönderecek bir isyan temizleyebilir soluduğumuz bu pis havayı ancak. İşçi ve emekçilerin sokakları arındıracak sesi, hayatı durduracak gücü…