Egemenlik ilişkisi içindeki güç odakları her zaman mutlak denetimi esas alır. Güç merkezileştirilir
Başdöndüren hızda gelişmelere tanık oluyoruz. İktidar organlarına yerleşmiş koalisyon yarılmış durumda. Gücü paylaşma kavgasında birbirlerinin ayağını kaydırmak için karşılıklı hamlelerle her türlü yöntemi mübah görüp kullanıyorlar. Yürütme ve yargıdaki güç odakları çatışmayı belli bir seyirde götürüyor. Her hamle karşı hamleyi gündeme getiriyor. Tüm şiddetine rağmen, verili haliyle birbirlerinin alanını daraltmaya dönük dengede giden bir çatışma var.
Bu çatışma, zaman zaman tarafların içerisinden soğutulmak istenen çıkışlarla birlikte yürüse de her an birinin diğerine gol atmak için tetikte olduğu bir gerilimle iç içe yürüyor. Düne kadar başkalarına karşı birlikte kullandıkları yöntemleri bugün birbirlerine karşı kullanmaktan geri durmuyorlar.
Devlet eliyle yürütülen yolsuzluk ve çeteleşmenin kapsamı inşaat ve banka baronları şahsında ucundan göründü. Ayakkabı kutusundan TIR'a uzanan dolandırıcılık ve mühimmat sevkiyatı Susurluk'tan sonra görünür kılınan en büyük devlet bataklığı oldu. Bataklığın daha fazla ortaya saçılmasının, buzdağının görünmeyen kısmının su yüzüne çıkmasının önü, yürütmenin müdahalesiyle şimdilik alındı.
Egemenlik ilişkisi içerisindeki güç odakları her zaman mutlak denetimi esas alır. Gücün tekelde toplanmak ve merkezileştirilmek istenmesi hiçbir şeyin kendi kontrol ve denetimi dışında seyretmesini kabul etmez. Burjuva demokrasisinin o meşhur 'güçler ayrılığı' safsatası buharlaşır.
Kuşkusuz bu dalaş yalnızca iç dengeler üzerinden yürümüyor. Çünkü mevcut sistemin ekonomik bağımlılık düzeyi ve yapısı sorunun 'dış bağlantıları'nı, uluslararası boyutunu ele veriyor. AKP önünün açılmasıyla birlikte yürüttüğü popülist propaganda ve toplum mühendisliğiyle liberal solcular da içinde olmak üzere geniş bir cenahı kendisine yedeklemeyi başardı. Türkiye'nin ekonomik gelişmişlik düzeyi kapsamında “alt emperyalist”, “bölge gücü” olduğu, “demokratikleştiği” tezleri bir dönem prim yaptı. 'Yetmez ama evet'çilik şaha kalktı. Tabii bu beklenti içinde olanlar ve bu beklentiyi yayanlar fena halde şapa oturdu.
Daha iyi anlaşılması açısından lafı fazla uzatmadan TİKB Programı'nın IV. Bölüm “Türkiye sosyo-ekonomik yapı” başlığı altında yayınlanan kısımdan kısa bir alıntı yapalım:
Türkiye kapitalizminin tarihsel gelişme seyrinin bütünü dikkate alınacak olursa, onun yapısal özellikleri de daha net olarak görülür:AKP'nin kendisi ve akıl hocası konumundaki budalalar da bu gerçekliği doğru okuyup hesap edemediler. Şişirdikleri gelişmişlik ve bağımsız güç balonuna fazla güvendiler. Hangi iple yol aldıklarını unuttular. Bu dönüp kendilerini vurdu. İpin ucunu tutanlar o ipi silkeleme ihtiyacı duydular.
Tarihsel bakımdan geç kalmış bir kapitalistleşme süreci olarak o en başta bağımlı bir kapitalizmdir. Onun bir ‘bütün' olarak gelişmesinin tarihsel seyri, zayıflıkları kadar yaptığı sıçramalar da bu yapısal özelliğinden kopuk olarak ele alınıp değerlendirilemez.
Sermaye yapısı zayıf, özkaynakları sınırlı ve yetersiz bir kapitalizmdir. Tarihinin her aşamasında bu onun ‘yumuşak karnı‘nı oluşturmuştur.
Kaynak ihtiyacının büyüdüğü her durumda, özellikle her sıçrama evresinin arifesinde ekonomi dışı yöntemlere, siyasal baskı ve zora, özcesi devlet aracına başvurma gereğini fazlasıyla duyan bir kapitalizmdir.
Türkiye kapitalizminin yapısal özellikleri sadece bunlardan ibaret değildir. Fakat bunlar bir bakıma diğerlerine de kaynaklık eden belirleyici bir konum ve ağırlığa sahiptir. Ayrıca bunlar arasında da karşılıklı bir etkileşim ve bağımlılık ilişkisi vardır. Örneğin, Türkiye kapitalizminin sermaye yapısı bakımından zayıflığı ve özkaynak yetersizliği, bir yerde de onun baştan itibaren kendisinden daha gelişkin kapitalist güçlere bağımlılığından kaynaklanan bir sonuçtur. Bu açıdan bakıldığında ‘sonuç' özelliğini taşıyan bu yapısal zaafiyet, emperyalizme olan bağımlılığın süreklilik kazanması yönünden baktığımızda bu kez ‘neden' olarak, üstelik birincil neden olarak karşımıza çıkar.