Ne oldu birlikte yürüdüğünüz yağmurlu yollar? Pislik ortalığa saçılınca kaldırımda yürümekle temizlenemezsiniz
17 Aralık skandalı AKP ve Erdoğan için deprem olmuştu. Kopan büyük fırtına, iktidar gemisini sallamakla sınırlı kalmadı, aynı zamanda onda büyük bir gedik de açtı. Cemaatin güçlü olduğu kurumlarda AKP'ye indirdiği darbeler öldürücü nitelikte olmasa da ağır hasarlara yol açtı. AKP bu darbelerin üstesinden gelir mi gelmez mi önümüzdeki Mart yerel seçimlerinin sonuçlarıyla ortaya çıkacak gibi gözüküyor.
Cemaat-AKP çatışmasında dengelerdeki eşitsizlik, kurumsal olarak AKP'nin iktidar olmanın avantajıyla palazlanmış olması ve Cemaat'in liderlik yoksunluğunu iyi bilen Erdoğan, ilk şoku atlattıktan sonra gürlemeye başladı. 17 Aralık sonrası kontra atağa geçen Erdoğan, Emniyet ve yargıda önündeki Cemaat engelini ortadan kaldırarak yeni stratejisinin sorunsuz olmasını arzulamakta. Yıllardır özgürlük, demokrasi ve emekçilerin hak arama mücadelelerini, yürüyüş ve gösterilerini en vahşi polis şiddetiyle bastıran AKP iktidarı faturayı ikiyüzlüce Cemaat'e çıkarmakla pislikten arınacağını sanmaktı. Ne oldu birlikte yürüdüğünüz yağmurlu yollar? Pislik ortalığa saçılınca kaldırımda yürümekle temizlenemezsiniz. Hem Cemaat hem de AKP önce ellerindeki kanın, yüzlerindeki kirin hesabını vermeli emekçilere!..

AKP yeni stratejisiyle neyi hedefliyor?
Balyoz, Ergenekon, KCK ve tutuklu gazetecilerin yargılanmasındaki ihlalleri, şike davasını dillendirerek herkese gül dağıtmakta. Seçilmiş olmalarına rağmen yıllardır rehin olarak tuttuğu BDP vekillerinin tam da 17 Aralık skandalı sonrası tahliye edilmeleri AKP'nin yeni bir “Kürt kapanı” kurduğunu çağrıştırıyor. Kürt ulusal kurtuluş hareketine mesaj verircesine kurulan TKDP (Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi) irili ufaklı eski Kürt gruplarının partileşme çalışmalarına göz yuman AKP, asıl olarak Kürt ulusal hareketini yedeklemeye çalışarak Mart yerel seçimlerine girmeyi hedeflemekte. Erdoğan'ın seçim stratejisinin diğer boyutu sümen altında tuttuğu dosyalardan ibaret. Gerek Cemaat ile gerekse de CHP ile ilgili olanlar, hatta Paris cinayetiyle ilgili olan dosyanın Erdoğan'ın elinin altında olduğu söylenmektedir, bu klasörler günü geldiğinde kullanılacak hatta basına servis edilecek hazineleridir. Erdoğan'ın, “sandıkta görüşürüz” derken “kıymetli” belgelerle CHP ve Cemaati (bir taşla iki kuşu) aynı zamanda vuracağını kastediyor.
Geçtiğimiz hafta CHP'nin kirli raflarından çıkarıp piyasaya sürdüğü Deniz Baykal-Gül görüşmesi, Cemaat ve CHP yakınlaşması yerel seçimler ve sonrası Cumhurbaşkanlığı seçimini ne kadar etkiler hatta AKP'den tamamen kopup partileşecek Cemaat'in etki gücü ne kadar olur önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Skandalın patladığı günlerde 'temiz eller' hayaline kapılan kimi avanaklar aynı yanılgıya 2010'daki Anayasa Referandumu'nda da ('yetmez ama evet'çiler) düşmüşlerdi. Beklentileri muhalefetsiz muhalefet olan CHP'nin Gezi direnişi sırasındaki burjuva-liberal tutumu unutulur mu? AKP'nin seçimden sonra “Nisan'da gel görüşelim” esprisi bu kirli stratejide yatmakta.
Emek örgütleri, Kürt ulusal hareketi AKP-Cemaat çatışmasına sessiz kalmamalı; bu süreci özgürlük ve hakların kazanımına dönüştürmeli.
[Alınteri okuru A. Vural]