Direniş manifestosuydu bakışları

Daha ergenlik çağında yaralı olarak düşmanın eline düştüğünde başı dik, yüzü güneşe dönük çıkmıştı ağır sorgulardan

GÜNCEL
Salı, 7 Ocak 2014 (12 yıl 9 ay önce)

Simsiyah iri kara gözleri vardı Lale'nin. İnsanı ilk bakışta etkileyen, her sözünde cesaret saçan korkusuz-yiğit bakışları... Onu tanıyan herkes, genç yaşına rağmen duruşuyla, olgunluğuyla her direnişte öne çıkışıyla etkilenirdi.

Daha ergenlik çağında yaralı olarak düşmanın eline düştüğünde başı dik, yüzü güneşe dönük çıkmıştı ağır sorgulardan. 16 yaşında tanıştı işkence ve zulümle. Lale'nin devrimci yaşamının ezici çoğunluğu cezaevlerinde geçmişti. Sağmalcılar, Eskişehir tabutlukları, Ümraniye ve Kartal hücreleri onun hayat üniversiteleriydi.

Cezaevinden çıktığında örgütün ihtiyacı olan her alanda; semt, gençlik çalışması, işçi çalışması ayırdetmeden görev bilinciyle tereddütsüz atılırdı yeni kavgalara. Dışarda olduğu 1996'da "Ağar Genelgesi"yle cezaevlerinde yeni direnişler, açlık grevleri gündeme gelmişti. İçerinin sesi dışarda da yankı bulmalıydı. “İçerde dışarda hücreleri parçala!” sloganıyla atıldı yangın yerine. İstanbul'da yapılan tüm eylemlerde, Ankara'daki gösterilerde o hep en öndeydi. İstanbul-Eminönü'nde “Sokakları tutuşturacağız!” gösterisi sonrası yine tutsak düşer. Götürüldüğü Eskişehir tabutluğu onun için yeni bir direniş mevzisine dönüşür. SAG ve Ölüm Orucu sırasında Eskişehir tabutluğu da direniş ve açlık greviyle sarsılır.

Zindanlarda bir kızıl karanfil
1996 sonrası süren sessizlikte o, ideolojik siyasi gelişimine kilitlenir. Epey de yol katetmişti; gazeye yazılar yollar ve tutsak düşen AFMK'lı (Antifaşist Mücadele Komiteleri) gençlerin eğitimiyle ilgilenirdi. “Benim gençlerim” derdi onlara, sanki kendisi çok yaşlıymış gibi...

Zindanlarda saldırının ne zaman hangi boyutta geleceğini çoğu zaman kestirebiliyor olsa da, son yıllarda taşra cezaevlerinden başlıyordu saldırılar... Askerdeki en ufak bir kıpırdanma saldırı sinyaliydi bizim için. Lale'nin o muazzam sesini en dipteki koğuştan duymak olağanlaşmıştı: “Arkadaşlar, saldırıya hazırlanıyorlar!..” Kadınlar koğuşuyla böyle iletişim kuruyorduk saldırı zamanlarında.

Ulucanlar Katliamı, 19 Aralık saldırısının provasıydı. Ankara'nın göbeğinde geceden başlayan saldırı, açıktan katliam niteliğindeydi. Özellikle seçilmiş devrimciler ise Ulucanlar Cezaevi hamamında vahşi işkencelerle hunharca katledilmişti. Bir anda birçok cezaevindeki tutsaklar direnişe geçip katliamı protesto ettiler, cezaevleri işgal edildi. Ümraniye Cezaevi ilk kez özgürleşiyordu. Aradaki duvarları yıkıp kadın ve erkek yoldaşlar saldırıyı birlikte göğüslediler.

Lale hemen hemen bütün saldırılarda, idareyle yaşanan her çatışmada en önde olurdu. Direnişin bittiği günlerde cezaevine gelen medya ordusu, canlı yayın için hazırlıklarını yapmıştı. Kadınlar koğuşuna yönelen Üsküdar Savcısı, Alay Komutanı ve tüm müdürler patlayan sloganlarla neye uğradıklarını şaşırdılar. Lale'nin gür sesi, havadaki sıkılmış yumruğu TV ekranlarından anında izleyicilere ulaştı: “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız!”



19 Aralık öncesi yapılan iç tartışmalarda, Ölüm Orucu eyleminde ısrarla yer almak isteyen yoldaşlardandı. Saldırı sonrası götürüldüğü Kartal E Tipi Cezaevi'nde başladığı Ölüm Orucu eylemi, hastaneye sevkedilene kadar ikirciksiz devam etti. Hastanede kaldığı günlerde bilinci kimi zaman gidip gelse de o yüreğinde geleceğin militan kadını olarak yine kurgular yapardı.

O yıl kış çok amansız geçmekteydi. Hastane camından aralıksız yağan karı seyrederken, iyice kısılmış sesine rağmen İstanbul şiiriyle mırıldanmaya çalışıyordu. Lale İstanbul'a delicesine tutkulu olduğu kadar İstanbul da onu hep bağrına basar gibiydi. Dışarda faaliyet yürüttüğü dönemlerde İstanbul'un iki yakasının altını üstüne getirirdi. "Genel Grev Genel Direniş" Kampanyası, Emeğin Kurtuluşu Kurultayı dönemlerinde fabrika önlerinde, semtlerde yapılan çalışmalarda geceli gündüzlü tüm çalışmalarda onun emeğine mutlaka rastlardınız.

Hastaneye getirildiğinde tükenmiş bedende tutku yüklü bir bilinç vardı sadece. 8 Ocak 2002'de karlı bir sabaha karşı sadece ve sakince yumdu yaşama gözlerini.

İstanbul İstanbul olalı böyle bir kış görmemişti. Çok sevdiği Osman Akgün yoldaşın yanındaki son yolculuğuna çıkarken vasiyeti üzerine Rodrigo'nun Gitar Koncertosu (Aranjuez) eşliğinde TİKB bayrağına sarılarak toprağa verildi.

Tipili bir havada kortej ağır ağır yol almaya çalışırken yüzlerce zebani uzaktan yürüyüşü seyrediyordu. 'Duyuyor musun Lale, nasıl da korkuya kapılıyorlar soylu cenazelerimiz karşısında?..'

Seni asla unutmayacağız; yüreğimizde ve bilincimizdesin!

[Alınteri okuru A. Vural]