Yoksulluğun o kesif çemberini kırmada çoluk-çocuk mazot kaçakçılığı yapmak dışında seçenekleri olmayan insanlar göz göre göre katledilmişlerdi
2 yıl önce faili de, emri vereni/verenleri de belli olan bir katliam yaşandı Roboski’de… Her şey apaçık ortadaydı: Bedenleri F16 savaş uçaklarından yağdırılan bombalarla paramparça edilen otuz dört Kürt köylüsü, tüm Kürt halkına kanlı bir mesaj vermek için “kurban” seçilmişti. Yoksulluğun o kesif çemberini kırmakta çoluk-çocuk mazot kaçakçılığı yapmak dışında seçenekleri olmayan bu insanlar, faşizmin son derece resmi mercilerince hedefe çakılmışlardı.
Aslında kendi toprakları olan ama kendilerinden zorla çalınarak başka bir ülkenin toprağı haline getirilen, aralarına askeri sınırlar çizilen bir toprağa girmişlerdi! Yaptıkları küçük çapta bir ticaretti sadece… Bu sınırlardan milyarlarca dolarlık uyuşturucu trafiğini yöneten o askerlerin de bilgisinin olduğu küçük bir ticaret!.. Başka da bir “fiilleri” yoktu.
Tarih de biliyordu ya bu topraklarda, bu ölümüne iş yoksul Kürdün ekmek kapısıydı… Tarihin bildiği gibi o sınırları kanunsuzca tutanlar da biliyordu. Ve Aralık’ın o dondurucu soğunda otuz dört Kürt köylüsünün kanlarını bu keskin gerçeği bile bile akıttılar o buz tutmuş toprağa… Hem de savaş uçaklarıyla, hem de savaş bombalarıyla…
Çünkü bir mesaj, bir mesaj daha vermek gerekiyordu yüreğinde özgürlük tutkusunun yalımlarını taşıyan her Kürde… Bunun çapı-kapsamı da önemli değildi. “O ateşe kıyısından bile dokunsanız yanarsınız” demek istiyorlardı. Bedenleri paramparça edilen otuz dört Kürt köylüsü o ateşe kıyısından bile dokunmamıştı oysa ki. Aynı köyden, çoğu akraba olan bu insanlar Kürt özgürlük savaşıyla hedef haline getirilecek bir ilişkide değillerdi.
Katledildikleri yetmezmiş gibi kendileriyle ilgili devletin o karanlık ağızlarından sayısız düşmanca söz döküldü… Kimisi “Onlar da…” ile başlayan cümleler kurdu, kimisi “operasyon kazasıydı” diye üstünü örten cümleler… Bunların hepsi Başbakan sıfatını taşıyan Tayyip Erdoğan’ın ağzından dökülen, “Burada terörist mi, yoksa kaçakçı mı oldukları bilinmiyor. Terör örgütününün mensubu da sivildir. Ama o sivil görüntü altında teöristtir… Bunları görmeden ilk günden itibaren hep sivil, sivil, sivil… Ben buna da bir beyin yıkama ameliyesi diyorum” sözleriyle vurucu bir ifade kazandı.
Oysaki devletin o karanlık ağzı konuştukça olay da tüm netliğiyle ortaya çıkıyordu. Grubun aslında mazot “kaçakçılığı” yapan köylülerden oluştuğu biliniyordu, bile bile vurulmuşlardı. İçlerinde HPG komutanlarından Feyman Hüseyin’in olma ihtimaline karşı otuz dört Kürt köylüsü bile bile katledilmişti. Hem de istihbarat bilgileri vs. ile olaya tam teşkilatlı bir hazırlık yapılmıştı! “Ya tutarsa” diye içlerinde 13 yaşındaki çocukların da bulunduğu yoksul köylüler kurban edilmişti. Hem Feyman Hüseyin katledilmiş olacaktı, hem de “yardım edenin” başına nelerin geleceği gösterilmiş olacaktı. Gerisi teferruattı… Gerisi Tayyip’in kürtajla Roboski katliamını özdeşleştiren ırkçı ve saldırgan söyleminde dile gelen devlet zihniyetinin kendisiydi.
Roboski Katliamı 3. yılına girereken tam da bu zihniyetle kararını verdi askeri mahkeme. Zaten hazır bekleyen klavyelerden “Kovuşturmaya yer yoktur” harfleri dökülüverdi. Karar Roboski Katliamı’nın düğmesine basıldığı anda zaten verilmişti. Şimdiki toz duman arasında ilan edilmiş oldu sadece!
Roboski, failleri ve emri verenleriyle açıkça tasarlanmış, planlanmış bir katliamdır. Bu tüm gerçekliğiyle ortadayken adresler Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nı gösterirken göz göre göre failsizleştirilmeye, gizlilik perdesi altında bir soruşturma yürütülüyormuş havası verilerek soğutulmaya çalışıldı, başarılamadı! Çünkü karşılarında on yıllardır yaşadıkları acılarla başeğmezliği öğrenmiş, onuru-vicadanı büyütmüş bir halk vardı. Bu halkın bir parçası olan onurlu aileler vardı.

Onlar dosyanın önce Diyarbakır TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığı’na, oranın verdiği görevsizlik kararıyla Diyarbakır 2. Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığı’na, oradan da Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderilmesi hikayesinin sonucu belli bir denklem olduğunu bilerek “Roboski’yi unutursak insanlığımız kurusun!” dediler. Tam 2 yıldır süren bu göstermelik “yargılamanın” aslında katliamı aklamakla, failsizleştirmekle özdeş olduğunu biliyorlardı!
Fakat bu kararla birlikte MGK toplantısıyla aynı güne denk gelen katliamın ne kadar soğukkanlıca kararlaştırıldığı bir kez daha ortalığa saçılmış oldu. Genelkurmay Başkanı kendisine verilen sınır ötesi operasyon yapma yetkisini Roboski’deki otuz dört Kürt köylüsü için evinden kullanmış; karargaha kadar gitmeye bile tenezzül etmemişti! Ona bu yetkiyi verense bizzat hükümet ve hükümetin başıydı.
Kısacası 2 yıl önce hangi noktadaysak şimdi de oradayız! Sadece katliamcılar hukuksal kılıfla temizlenmiş oldular, pervasızca: Operasyon hatasıydı, yanlışlık olmuştu!
Roboski’de 2 yıl sonra netleşen karar tam da rejimin bir krizle sarsıldığı günlerin ortasına düştü. Bilinenin ilanı olması açısından şaşırtıcı değil. Fakat rejim krizinin aşılması için Kürt siyasi hareketine mavi boncuk dağıtıldığı bir dönemde alınmış olması manidardır. Manidar olduğu kadar da uyarıcıdır: “Paraleli” ile “esasıyla” bu devlet, bu sistem tarihsel Kürt fobisi ve düşmanlığından bir milim bile sapmamıştır. Bu açıdan da Roboski kararı ısrarla sürdürülen “sürecin” de aslında yeniden deşifrasyonudur! Gerisi? Gerisini yılların acılarından umut ve gelecek düşleri çıkaracak halklar, işçi ve emekçiler söyleyecek!