Sağlıkta yıllardır yaşanan piyasalaşmada dönülen bir virajı temsil eden son düzenleme, işçi ve emekçilerin sağlık hakkının gaspında alınan yolun büyütülmesidir
Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı olarak açımlanan, kamuoyunda ise “Tam Gün Yasası” olarak bilinen torba yasanın kalan maddeleri de dünkü Meclis Genel Kurulu’nda görüşülerek kabul edildi.
Aralık ayının başında Meclis’e getirilen torba yasa tasarısı böylece kanun haline getirilmiş oldu. Torba’ya Gezi Direnişi’nde aktif rol oynayan hekimleri cezalandırma ve bundan sonraki sokak mücadelelerine dönük bir önlem alma kafasıyla konulan intikamcı madde de yasalaşmış oldu. TTB’nin deyimiyle bundan sonra “hekimlik yapmak suç haline getirildi”.
Geniş anlamda sokakta, özel anlamdaysa sokak direnişlerinde yaralanan veya herhangi bir sağlık sorunu yaşayan birine sağlık yardımında bulunan hekim artık suçlu sayılacak, soruşturmalara uğrayacak, cezai işlem görecek. Bundan sonra sokaktaki hastaya yardım eden hekim, rüşvet, şantaj, hapisten kaçma, kamu görevlisine saldırma fiilleri ile aynı şekilde ceza alacak! Bunun, hekimliğin özünü oluşturan tüm evensel-etik değerlerin mezara gönderilmesiyle eşdeğer olduğu ortada!
Hekimin yüreğine ve bilincine ceza korkusu kelepçesi takarak en temel değerlerini çiğnemeye zorlayan bu düzenleme, yasa maddesinde adeta lütfedercesine şöyle tanımlanıyor: “Acil hizmet olay yerine gelinceye kadar hekimin bakma hakkı vardır”!.. “Acil hizmet”ten hekim ya da sağlık personeli değil acil durumlara müdahale eğitimi almış asker ve polis kastediliyor!
Zorla çalıştırma!
Kanun haline getirilen düzenlemelerle hekimlere zorla çalıştırma dayatılıyor!
Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına ayda en az 16 saat nöbet tutma zorunluluğu getiriliyor.
Profesör ve doçentlerin mesai saatleri dışında özel hastane ve vakıf üniversitesi hastanesinde çalışmaları adeta dayatılıyor.
İşyeri hekimiği yeniden düzenleniyor
Son düzenleme ile özel bir uzmanlık gerektiren işyeri hekimliği diğer doktorların sırtına yükleniyor.
Buna göre; kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler ile aile hekimlerinin mesai saatleri dışında aylık otuz saati geçmemek üzere işyeri hekimliği yapması düzenleniyor.
İş cinayetlerinin ve meslek hastalıklarının bu kadar yaygın olduğu bir ülkede sırf kar amacıyla işyeri hekimliğini fiilen tasfiye ederek, bu sorumluluğu kamuda çalışan hekimlerin zorunluluğu olarak düzenlemek kendi başına çok şey anlatıyor!
Kamu Hastaneleri Birliği’nin esas mantığı da kanun haline getirildi. Birliğin başına getirilen CEO’lar ve bir bütün olarak yönetim kadrosu Sağlık Bakanlığı tarafından atanarak sağlık alanı fiilen yürütmenin keyfi denetimine sokuluyor. Şirket mantığına uygun düzenleme, birliklerin başına getirilen CEO’lara dışardan profesör olma hakkı tanıyarak bilimsel kriterleri de yerle bir ediyor! Bundan sonra ister tüccar, ister bilmem ne olursa olsun CEO’ların dışardan profesör olma hakkı da var!
Sözleşmeli kadro çalıştırma ve performans uygulamaları düzenlemelerle birlikte kanun haline getirilmiş oluyor.
Benzer birçok madde ile kanun haline getirilen “Tam Gün Yasası” hekimlere ve sağlık çalışanlarına dönük siyasi bir saldırı olduğu kadar, emek sömürüsünde en vahşi biçimlerin devreye sokulması anlamına da geliyor. Sağlıkta yıllardır yaşanan piyasalaşmada dönülen bir virajı temsil eden düzenleme, aynı zamanda işçi ve emekçilerin sağlık hakkının gaspında alınan yolun büyütülmesidir. Bu açıdan da diğer toplumsal mücadele konularıyla birleşik olarak ele alınmalı, tek başına sağlık çalışanlarının sorunu olarak değerlendirilmemelidir.