Yolumuz sokaktır…

Politik arenanın yeniden dizayn edilmek istendiği koşullarda 'Bu kayıkçı dövüşünde taraf değiliz' demek sorunu çözmüyor

GÜNCEL
Cuma, 10 Ocak 2014 (12 yıl 9 ay önce)

Rejim krizinin derinliğine karşın ortaya çıkan tepkinin düzeyi ve taleplerin sınırları sokak hareketinin zayıf karnının altını bir kez daha çizdi. Gezi direnişiyle yol bulan toplumsal patlama sonrası şekillenen forumlar ve yerel dayanışmalar kendi sınırlılıklarının içine sıkışıp kaldı. Kendiliğinden hareketler açısından bu doğal. Örgütlü öncü bir güç olmadığı sürece bu aynı zamanda kaçınılmaz. Burada sorun örgütlü güçlerin cılızlığı ve yaşadıkları kafa karışıklığında düğümleniyor.

İktidarı paylaşma kavgasında güç odakları arasında ortaya çıkan yarılmada sokağın zayıf ve edilgen tutumuyla birlikte hareket içerisinde yer alanların yönsüzlüğü ve kafa karışıklığı ciddi boyutlarda seyrediyor. Rejim krizinin iktidar içi çatışma üzerinden patlak vermesi kafa karışıklığını ve edilgenliği artıran en büyük etmen.

Bir genelleme yapacak olursak, sorunu yolsuzluk ve rüşvet üzerinden AKP karşıtlığına doğru daraltan, talebini “Hükümet istifa!” ile sınırlayan ulusalcılık ve ulusalcı cenahla etkileşime açık bir kesim var. Bu kesim kendisini objektif olarak CHP’ye yedeklemenin ötesine geçebilecek durumda değil.

Söylemde farklılıkları olmakla birlikte kendi tabanını ulusalcı kodlarla şekillendirmiş TKP, Halkevleri, Halk Cephesi gibi hareketler, kendi tabanlarıyla CHP tabanı arasındaki ruhsal-duygusal bağın kontrolünü aşamıyorlar. Kuşkusuz burada sorun tabanlarında değil, tabanlarını şekillendiren bu hareketlerin kendi iradelerinde toplanmaktadır.

Diğer bir kesimse bu anlayışın öbür ucunda yeralan liberalizme açık, pragmatist siyaset anlayışına sahip güçler… Başını Kürt hareketinin çektiği ve ona tabii kesimler… Bunlar “Hükümet istifa!” talep ve sloganına cepheden karşılar. Bu sloganı atmanın ya da hükümetin düşmesinin fiili olarak Cemaat’in ve onun arkasında mevzilenen güçlerin işine yarayacağı tezinden hareket ediyorlar. Kürt hareketi içerisinde yeralan liberaller, AKP’nin düşmesinin “çözüm sürecini ve barışı” engelleyeceğini varsayıyorlar.

Aslında bunlar fiili olarak AKP’ye ilerici bir rol biçiyor, “Yetmez ama evet”çiliğin, “rejimin demokratikleştiği” varsayımının yeni bir tezahürünü hortlatıyorlar.

Velhasıl her iki cephede yeralan bu güçlerin bütünü seçim düzlemi ekseninde düşünüyor, farkında olarak ya da olmayarak kitlelerin önüne AKP ile CHP seçeneklerine sıkışmış bir çıkışsızlık koyuyorlar.

Çıkış sokaktadır


İktidar organlarındaki güç odakları arasında yaşanan yarılmadan medet uman, bu yarılma içerisinde yer alanların taktik adımlarına kendisini yedekleyen her yaklaşım, sistemin değirmenine su taşıyor demektir. Yaşanan krizi kapitalizmin selameti açısından fırsata çevirmek isteyen ulusal ve uluslararası güçler kendi alternatiflerini yaratmanın, güçlendirmenin peşinde.

Muhalif ve devrimci güçler kendilerini bunun tam karşısında konumlandırmak zorundadırlar. Aksi halde -öyle ya da böyle- kendisini bu çatışma içerisinde yeralan tarafların birine yedeklemiş sayılırlar.

Bu kayıkçı dövüşüne taraf değiliz demek sorunu çözmüyor. Politik arenanın yeniden dizayn edilmek istendiği, sermaye açısından sistem içi alternatiflerin ortaya çıkarılmaya çalışıldığı yerde, bunların karşısında işçi sınıfı ve emekçiler cephesinden sözünü tok söyleyen çıkışların yapılması elzemdir.

At izinin it izine karıştığı bu karmaşa içerisinde, sokağı güçlendirmekten başka bir seçenek yokken, talep ve sloganları bir bütünlük içerisinde dile getirmek önemlidir.

Gezi direnişinin öğrettikleri üzerinden, öncü kitle diyalektiğinin kuruluşunu herkes kendince yeniden tanımlamaya çalışırken düşünsel ve pratik olarak geleneksel refleksleri tekrar etmenin ötesine maalesef geçilemiyor.

İşçi sınıfı devrimcileri açısındansa güç yetersizliği ve tasfiyecilik üzerinden oluşan irtifa kaybının oluşturduğu etki alanı zayıflığı, ideolojik netlik üzerinden politik özne olarak buzkıran rolü oynamanın önüne geçebiliyor. “Emeğine ve onuruna sahip çık!” kampanyasının yarattığı etki düşünüldüğünde, bugün ondan daha fazla etki yaratmanın nesnelliği olduğunu bilerek hareket etmek gerekir.

İşçi havzaları, emekçi semtleri, okullar Gezi ruhu ve yaratıcılığıyla “Çürük düzen, çürütür!”, “Hükümet istifa!”, “ÖYM’ler kaldırılsın!”, “Çete devlet dağıtılsın!”, “Politik tutsaklara özgürlük!”, “Kürt halkına özgürlük!”, “Herkese iş, herkese çalışma hakkı!”, “Herkese eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim!”, “Herkese parasız, kaliteli sağlık!”, “Paralar kutulara değil, emekçilerin ihtiyaçlarına!”, “Doğanın, kentlerin, insanlığın talanına hayır!”, “Krize karşı devrim, kapitalizme karşı sosyalizm!” vb. sloganlarıyla eylem alanına çevrilebilir…

Emek cephesinin birleşik olarak sözünü söylemesi açısından 11 Ocak Ankara eylemi önemlidir. Fakat her şey değildir. Bu eyleme akacak olanlar daha çok hazır kıta konumundaki örgütlü kesimlerdir. Tereddüt içinde ve kafası karışık sendikasız, örgütsüz milyonlar kendi çalışma ve yaşam alanlarında olmaya devam edecekler. Asıl onların görüş alanına giren, belli biçimlerin içine sıkışmayan, farklı yöntemler üzerinden çalışma ve yaşam alanlarındaki emekçileri de işin içine katan kapsamda eylemler örgütlemeye büyük ihtiyaç var!..