TIR'lar cehennem yüklü!

Burjuva devlet baştan ayağa çeteleşerek bölgesel vahşete kan taşımak için canla başla çalışıyor

GÜNCEL
Salı, 21 Ocak 2014 (12 yıl 9 ay önce)

Kimi tarihsel kesitler siyaset literatürüne eskimeyen sembolik anlamlar bırakarak zihinlere kazınıyor. Yaşanan son rejim krizi de böyle unutulmaz sembollerle anılacak. Ayakkabı kutusu nasıl ki kapitalist sistemin o yağmacı, çürümüş özünün sembolü olduysa; TIR’lar, kamyonlar ve hatta yolcu otobüsleri de burjuva devletin o karanlık-kirli-“derin” karakterinin sembolüne dönüştü. Bu arada Susurluk’tan sonra icat edilen “derin devlet” kavramına şimdi yenisi eklendi: “Paralel devlet”! Kimin “paralel” kimin “esas” olduğunun alabildiğine belirsizleştiği bu koşullardaki tek gerçekse, burjuva devletin tepeden tırnağa çeteleştiğidir! Bu çeteleşmeyi ülke sınırlarının ötesine taşıyarak bölgesel vahşete kan taşımak için canla başla çalıştığıdır.

Geçtiğimiz Pazar günü silah ve askeri mühimmatla yüklü (elbette yine insani yardım kisvesiyle) 7 TIR’ın ortaya çıkması bunun yeni bir kanıtı oldu. Rejim Suriye’de kaynayan cadı kazanına odun taşımakta tüm göstermelik engelleri de pervasızca aşıyordu. O kadar ki çetelere silah taşımak artık ambulanslarla falan da değil tonlarca silahın yüklü olduğu bir TIR filosuyla yapılıyordu!

Uluslararası boyutları da olduğu anlaşılan bu deşifrasyonda sahneyi açan yine Cemaatçi bir savcı oldu. Savcı aldığı ihbarla asker ve polis yığınağı yaparak TIR’ları durdurdu, arama yapılmaya başlandı. Aynı anda Adana Valisi ünlü Coş ve MİT elemanları da olay yerine koşarak TIR’ların aranmasını engellemeye çalıştı. MİT’e dokunulmazlık zırhı giydiren Tayyip yasasına uygun yazı gelene kadar aramalar yapıldı, malzeme açığa çıktı. TIR’ların MİT’e ait olduğu ve Başbakan’ın izni dışında aranamayacakları yazısı geldikten sonra arama durduruldu, TIR’lar yoluna devam ederken soruşturma için gizlilik kararı çıkarıldı!

Sonra artık alışılan klasik bu sefer daha açık tehditlerle tekrarlandı. AKP Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik arama emri çıkaran savcıları kastederek “haddinize mi?” derken, Vali Coş da gelişmeyi son derece doğru bir tanımla “MİT’in rutin görevleri” kapsamında ele alarak pişkince örtmeye çalıştı. Tayyip “Bana sormadan nasıl aranırmış!..” diye kükredi. AKP Antep Milletvekili işi daha ileriye götürerek “Ha TIR’ları durdurmuşsunuz, ha Kurtuluş Savaşı'nda cepheye silah taşıyan Nene Hatun’u” deyiverdi! Bu tehditler hızla yerini buldu ve polislerin yerleri değiştirildi, aramaya katılan jandarma hakkında soruşturma açıldı...

Ortaya çıkan pislik Susurluk depremini aşacak bir sarsıntıyla karşılanacağı, burjuva hükümeti yerle bir edeceği yerde onun pervasız açıklama ve tehditleriyle kapatılmaya çalışıldı/çalışılıyor. Burjuva hükümet her zaman yaptığı gibi yarattığı klasik argümanlarla kitle psikolojisini yönlendirmeye, ortalığı toza dumana keserek yönsüzleştirmeye çalışıyor. Bunu o silahların nereye ve neden gittiği, bunun nasıl bir “kurtuluş savaşı” olduğu, TIR filolalarının hangi parayla silahla donatıldığı sorularını pişkince yanıtlamaksızın yapıyor.

Bu pervasızlıkta yalnız değiller!
Bu konudaki pervasızlığında, bu tür işlerde deyim yerindeyse kaşarlanmış, “ustalaşmış” olmasının rolü büyük. Fakat anlaşıldığı kadarıyla sorun bu sınırlarda ele alınmayacak bir uluslararası arka plana sahip. Burjuva hükümetin, çeteleri silahla besleme işini giderek TIR filolarıyla gerçekleştirmesinin ardındaki cesaret, sırtını dayadığı bu yerlerle ilgili olsa gerek. Bu da sağ gösterirken sol vurmak gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir. Öyle ya karşıt emperyalist güçlerin ve tüm bölge gericiliklerinin katılacağı yarınki Cenevre 2 Konferansı’na gidilirken “geçiş hükümeti” kurulmasından, Esad’ın aslında ehven-i şer olmasından bahsedilirken; Suriye’de yaşanan iç savaşı derinleştirmek, yaymak dışında bir anlamı olmayan TIR’lar dolusu silah taşımak, “muhalif” denilen sayısız türevi beslemek başka ne anlama gelir?! Varolan uluslararası yasaları alenen ihlal anlamına gelen bu pratiğin doğru düzgün bir kınama ile bile karşılanmaması bu açılardan manidardır! Akıllara birlikte pişirilen bir uğursuzluğu getirmektedir!



Emperyalistler ve dayanakları, karşıtlarını, açılacak Cenevre Masası’na en zayıf konumlarıyla çekme telaşında! Bu telaş, aynı zamanda masadan sonraki süreç için yapılan hazırlığı da gösteriyor. Esad gericiliği ve arkasındaki blok o masadan daha güçlü bir pozisyonla çıkarsa ellerinde konumlarını güçlendirecek kartların hazır olması gerekir. O kart da hiç şüphesiz ki iç savaşın daha bir yaygınlaştırılıp derinleştirilmesidir. Taşınan silahlar, yapılan yığınak asıl olarak yarın ve yarından sonra olacaklarla ilgili pozisyon alma anlamına gelir. Öyle ya ABD ve diğer bağlaşık emperyalistlerin El Kaide’nin IŞİD gibi kontrolü zor kolu konusundaki tutumları ortada. Bu gücün yaratacağı istikrarsızlık korkusuyla istedikleri adımları atamadıkları da... (Esad’a daha şiddetli darbeler vuramamaları anlamında)

Daha önce IŞİD dahil diğer El Kaide türevlerini desteklediği şu ya da bu şekilde açığa çıkmış Türkiye’nin bu koşullar içinde desteklediği türevleri sadeleştirmesi kaçınılmaz hale geldi. IŞİD yerine ondan kopan ve özünde bir farkları olmayan başkalarını desteklemesi, Özgür Suriye Ordusu’nu yeniden daha aktif şekilde öne çıkarması, ABD’nin dayanmak istediği güçleri görürken onun gündemine de yeni güçleri sokması (İslami Cephe gibi Kaide türevlerini) bunun somut ifadesidir. Hatta 'stratejik derinlik' uzmanı Dışişleri Bakanı Davutoğlu, efendilerine yaranmak için işi “IŞİD Esad’la birlikte Özgür Suriye Ordusu’na karşı savaşıyor” diyecek kadar ileri götürdü. Silah yüklü filolar halindeki TIR’ların sınır boyunca cirit atmasının kerameti de bu politik cambazlıkta olsa gerek. Bu cambazlıkla emperyalist efendilerinin de onayının alınmasında...

Rojava, dinmeyen korku!
Anlaşılan o ki burjuva devlet başka kılıflar ve söylemler altında çoktan şapa oturduğu bölgesel politikalarında ısrar ediyor. Gidişine 3 aylık bir zaman kestiği Esad gericiliği, 3 yıl geçmiş olmasına rağmen halen yerinde. Hatta Türkiye başta olmak üzere diğer bölge gericilikleri ve emperyalist güçlerce beslenen çeteler, ithal edilen bilumum “muhalifler” hesap edilmedik ölçüde güç kaybettiler, gerilediler. Yetmedi bir de El Kaide bağlantılı çeteler kontrolden çıkıp emperyalist güçler açısından zemini tamamen kontrol edilemez hale getirdiler; aranan istikrar ve yakın denetimi dinamitlediler. Tüm bunlar olup biterken Türkiye faşist rejimi çeteleri beslemekten vazgeçmedi. Suriye üzerinden kurduğu hayallerin çıkmaza girmesine bir de Rojava’daki Kürt halkının ortaya çıkan tarihsel fırsatları devrimci bir tarzda kullanarak fiili özerklik ilan etmesi eklendi. Rejim açısından 3 aylık süre sonrası için kurduğu hayaller böylece yerle bir oldu! Olduğu gibi bir de tarihsel fobisini ayaklandıracak Rojava gerçeği çıktı! Fakat o, yenilen pehlivan misali güreşmekten vazgeçmeyerek bataklığa daha fazla batmak pahasına kirli karanlık dolaplar çevirmeye devam etti/ediyor. TIR’lar da bunun somut kanıtıdır.

Dikkat çekicidir ki tarafların sayısız anlaşmazlığına, sayısız çıkar çelişkisi ve kapışmasına rağmen ortaklaştıkları yegâne konu, Rojava’daki statünün kabul edilmemesidir! Emperyalistlerden bölge gericiliklerine kadar hemen hepsi ilerici-demokratik karakteri ile sistemle uyuşmayan Rojava konusunda Esad gericiliğinden daha ciddi bir karşıtlık içindedir. Esad’ın da olduğu bir geçiş hükümeti modeline bile rıza gösterecek olan bu güçler -sayısız nedenle elbette- sıra Rojava’ya geldiğinde aynı esnemeyi göstermemektedirler.

Türkiye’de ardı ardına ortalığa dökülen TIR gerçeği de rejimin Rojava’daki devrimsel gelişmelere karşı bundan sonra nasıl bir pozisyonda duracağının, daha doğrusu o karanlık oyunları daha kapsamlı bir zemine oturtacağının somut ifadesidir.

Coğrafyayı kader olmaktan çıkarmak!
En nihayetinde Suriye’de işler önümüzdeki günlerde yapılacak Cenevre 2 Konferansı’na, onda da bir geçiş hükümetinin kurulmasına endekslenir hale geldi. Yani TIR’lar asıl Cenevre sonrasına dönük kirli hazırlığın sembolüdür. Ve anlaşılan o ki Suriye ateşi öyle kolay kolay sönmeyecek. Bu ateşe benzin taşıyanlar bunun parasını bizden çıkarıyor ve büyüyen ateş yarın sayısız Reyhanlı olarak bize dönecek. Nitekim dün Cilvegözü Sınır Kapısı’nın Suriye tarafında patlayan silah yüklü araçlar bunun işaretidir. Faşist rejimin döndürdüğü kirli karanlık oyunların asıl faturası küçülen ekmeğimiz, nefes alamaz hale getirileceğimiz daha baskıcı yasalar ve her an yeni Reyhanlılar olur mu korkusuyla uyanacağımız sabahlar olacak! Bataklıkta daha fazla battıkça da çocuklarımız bir savaşın aktif askerleri olarak cepheye sürülecek! Rojava’daki Kürt yoksullarına, Arap halkına karşı doğrulttukları namlularla asıl olarak kendi yüreklerini vuracaklar!

“Coğrafya kaderdir” demiş yüzyıllar önce İbni Haldun. Bir yönüyle doğru demiş. Bu kadar kirli oyunun, çıkar ve güç savaşının döndüğü bir coğrafyada stratejik bir konumda olmak birçok belaya da açık olmak anlamına gelir. Fakat tarih de göstermiştir ki kader olan coğrafyaların en cehennemi koşulları bile işçi ve emekçilerin, ezilen halkların kolektif mücadelesi ile yeni dünyalara açılmanın vesilesi olmuş, kapısına dönüşmüştür. Bizim coğrafyamızın bize sunduğu kader de bu olmalıdır! Sayısız Susurluk’la özdeş olan silah yüklü TIR filosunun hesabını sormadıkça coğrafyanın cehennemi bir kaderin zemini olması kaçınılmazdır!