Gezi Direnişi günlerinde Çanakkale'de sokağa yazdığı slogan nedeniyle 6 yılla yargılanan 13 yaşındaki B.T.İ'nin davası düştü
Gezi Direnişi’nin nasıl bir toplumsal altüst oluş yarattığının en somut göstergesidir yargılanan, polis saldırısına maruz kalan çocuklarımız... Onların varlığı, kuşakların kuşaklarla birleşmesinin müjdesidir. Neoliberal kültürel yarılmanın en en genç kuşaklarca bile sorgulanır olmasının işareti... Yıllardır hayallerini sanal dünyanın sokaklarında öğüten, gerçek dünya ile alabildiğine sınırlı bir ilişki kuran çocuk kuşaklarının, gerçekle dolaysızca buluşmalarının delilidir. Daha ilkokul çağlarından başlayarak ekmeğinin peşine düşmek zorunda kalan körpecik bedenlerin nasıl bir düşünsel öfke biriktirdiklerini Gezi’de hiç eksilmeyen varlıklarıyla hissettik. Kürdistan’ın, Filistin’in 'taş generalleri' Türkiye sokaklarında da boy göstermeye başladı.
Bir dava, çocukların dilinde slogan, bedenlerinde-ruhlarında isyan olarak vücut buluyorsa, geriye dönüşü olmayan bir toplumsal viraj artık aşılmış demektir. O dava geniş bir toplumsal meşruiyet kazanmış; toplumsal dokuda belirgin bir farklılaşma yaratmış demektir.
Gezi’den sonra sistemin hedefe çaktığı çocuklarımız en başta bunun sembolleridir. Tam da bu nedenle tıpkı Kürt çocukları gibi onlar da aileleri ile birlikte artık sistem düşmanlarıdır. Yaşamın her alanında sindirilip, ezilmelidirler! Tıpkı cezaevlerine düşen Kürt çocuklarına yapılanlar gibi, tıpkı Uğur Kaymaz’lara yapılanlar gibi...

Bu çocuklardan biri bugün Çanakkale’de mahkeme önüne çıkarıldı. Çıkarılma gerekçesi, sokağa “Kahrolsun faşizm!” yazmış olması.
13 yaşındaki B.T.İ, Gezi Direnişi günlerinde yazdığı bu yazı nedeniyle Çanakkale 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin önüne çıkarken Gezi’nin ruhu da onun yanındaydı. Her kuşaktan, her kültürden, kesimden olarak...
Mahkeme heyeti B.T.İ’nin duruşmasını izlemeye gelen dayanışmacıları “sanık çocuk olduğu için” içeriye almadı. Sanık çocuktu, ama yazdığı bir sokak yazısı nedeniyle 6 yılla yargılanmasında sakınca görülmemişti!
Bu ülkede yaşanan pekçok gelişme son derece ironik görüntülere neden oluyor. Sanki bir sahne kurulmuş ve “işte kapitalizmin ironik çıkmazları” dercesine ardı ardına oyunlar sergileniyor gibi... B.T.İ davasıyla, çaldıkları paraları ayakkabı kutularıyla evlerinde istifleyenlerin gördükleri muameleyi karşılaştırmak yeterlidir sanırız. Ya da rüşvetle iş yapan bakan çocuklarının varlığıyla, B.T.İ’nin varlığı gibi...
Hakim 13 yaşındaki B.T.İ’ye o yazıyı yazıp yazmadığını sordu. B.T.İ yaptığının haklılığını bilen bir özgüvenle “evet” dedi. Hakim “Kahrolsun faşiszm!” diye yazmanın suç olduğunu daha baştan belirterek “Yazdıklarının suç olduğunu biliyor muydun?" diye sormaya devam etti.. Ve bu tiyatro daha fazla sürdürülemedi!..
Çünkü B.T.İ’nin arkasında bakan babası, burjuva devletin o kirli soluğu olmasa da gücü hiçbir şeyle mukayese edilemeyecek toplumsal destek ve sahiplenme vardı! Bu sahiplenme B.T.İ davasının düşmesini sağladı! B.T.İ davası toplumsal dayanışma ve sahiplenmenin somut kazanımı olarak tarihteki yerini aldı.
Bundan sonraki B.T.İ’lerin nasıl sahiplenilmeleri gerektiğini göstererek...