Mehmet'in hesabını sormaya!..

Mehmet Ayvalıtaş’ın katilinin yargılanacağı davada cinayeti herhangi bir trafik kazası derekesine indirmek istiyorlar

GÜNCEL
Salı, 4 Şubat 2014 (12 yıl 8 ay önce)

Haziran İsyanı’nın ruhu biz işçi ve emekçileri yıllarca hapsolduğumuz hücrelerden çıkardı. Gerçeğin gözünün içine bakma cesareti kazandırdı. Yaşamımızdan söküp atmamızı istedikleri dayanışmanın, birbirimizin acılarına-yokluklarına-özlemlerine dokunabilmenin emsalsiz tadını duyumsattı.

Kapitalist sistemin aklımıza gelebilecek tüm evrensel değerleri metalaştıran o gözü dönmüşlüğünün; biz işçi ve emekçilerin yaşamlarının gözeneklerine nasıl sirayet ettiğini bir kez daha keşfettik; bu gerçeği reddetme cesareti kazandık.

Ve biz, toplum olarak, Haziran İsyanı’ndan doğan bu ruhu çok sevdik… Dayatılan ve yıllardır istemesek de kendimizi hapsettiğimiz o hücreleri yıkmış olmanın dipdiri enerjisini iliklerimizde hissetmeyi çok sevdik...

Yanı başımızda, tarif edilmez acılar yaşayan Kürt halkının acılarına yıllardan sonra belki de ilk defa bakabilme cesareti gösterdik.

Metalaştırılan hayatın dışında başka bir hayatı, birlikte örebildiğimizi keşfettik. Aynı sömürü çarkında öğütüldüğümüzü, aynı “körleşmeye” mahkum edilmeye çalışıldığımızı ve bu "aynılarımızı" sıcacık bir dayanışmanın parçası haline getirdiğimizde bambaşka bir dünya yaratabileceğimizi hissettik.

Haziran İsyanı, yaşamlarımızdaki o sistem statükolarını geri döndürülemez biçimde sarstı, yerine henüz nüve de olsa başka bir dünya özlemini bırakarak yaşamlarımızın içine girdi.

Bu ruh, ödediğimiz bedellerle varoldu ve bedel ödemeksizin hiçbir şey yaratamayacağımızı öğreterek sürüyor.

Bu isyanda, yıldızlara uğurladığımız yoldaşlarımız, kardeşlerimiz, dostlarımız… o ruhun, emsali olmayan mimarlarıdır.

Ethem’in proleter cesareti, Ali İsmail’in gencecik insan yüreği, Mehmet’in tevazu dolu emekçi adanmışlığı, Abdullah’ın gelecek umudu, Ahmet’in hayallerine olan tutkulu bağlılığı, Medeni’nin tarihler boyunca ezilmiş ve bir o kadar da baş eğmemiş bir halkın tüm direngenliğini gözbebeklerine topladığı o kömür karası gözleri; isyandan hemen sonra gencecik ömrüne sistemin tüm çürümüşlüklerine karşı mücadeleyi sindirdiği için Gülsuyu’ndaki çetelere de tereddütsüzce karşı koyarken katledilen Ferit’in sıcacık tebessümü... bu isyanın ruhundaki anlamların özetidir.

Onları katledenlerin maşası oldukları bu düzen, bu anlam ve değerlerden ölesiye korkuyor. Onları katledenlerin bekçiliğini yaptıkları bu sömürü ve zulüm düzeninin tüm temsilcileri, tam da bu nedenle en başta onları unutturmak istiyor. Onları katleden uşaklarını cesaretlerini kaybetmemeleri için canla başla koruyor. Bu çürümüşlüğe meydan okuyanların katillerini benzersi bir soytarılıkla koruyor!

Ethem’i katleden o sefil polisi, Ali’yi ve diğerlerini katleden o karanlık yürekleri; sonrasında da o tetiklere rahatça basabilsinler diye pervasızca savunuyor.

Yarın Mehmet Ayvalıtaş’ın katilinin yargılanacağı davanın ikinci duruşması var. Bu katliamı, "herhangi" bir trafik kazası derekesine indirmek istiyorlar. İstiyorlar ki eli sopalılar, sallamalılar, gerici güruhlar cesaret kazansın.

Buna izin vermeyeceğiz. Gözleri açık giden Fadime Anamızın da vasiyet olarak bıraktığı gibi, bu katliamın üzerinin kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Burjuva mahkemelerinin bu hesabı sormayacağını bilerek; ama o hesabı, sokaklarda, alanlarda soracağımızı hissettirerek o devasa "saraylarının" önünde bir kez daha haykıracağız: “Katillerden hesap sorduk, soracağız!”

Güneşe uğurladığımız direngen ve başeğmez yedi fidanımızdan biri olan Mehmet Ayvalıtaş'ın yarınki duruşmasında Kartal Adalet Sarayı önünde olacağız. Mehmet'i, Ethem'i, Ali İsmail'i, Ahmet'i, Abdullah'ı, Medeni'yi ve çeteler tarafından katledilen Hasan Ferit Gedik'i anmak ve hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha haykıracağız!...

Mahkeme heyetinin karşısına milyonlarca Mehmet olarak çıkmak için yarın Kartal Adliyesi'ne

Yer: Kartal Adalet Sarayı önü
Saat: 13.00