Neyi anladın Fatih?!

Yeni toplumsal mücadele, filtreleyenlerle filtrelenenler arasında. Siber dünyanın 'ezilenleri' özsavunma yöntemleri icat ediyor

GÜNCEL
Cuma, 7 Şubat 2014 (12 yıl 8 ay önce)

Pınar Öğünç

İktidarlar türlerinin devamı için çelişkiyi davranış kalıbı haline getirebilir, garip değil. Ama Türkiye’nin son dönemdeki kimi ‘hukuk’ ve ‘demokrasi’ uygulamaları yan yana geldiğinde bir çelişki heykeli çıkıyor ortaya. Bir yanda ‘demokratikleşme paketi’ne tıkıştırılan hukuki tadilatlar, diğer yanda tarihin en anti-demokratik, sansürcü internet yasası. Üstelik ipin ucunu ihbarcı nesiller yetiştirmeyi anane sayan bu toplumun yağlı zeminine ve iktidarın inisiyatifine bırakan bu yasanın, özel hayatın mahremiyetini koruma maksadı taşıdığı söyleniyor. Sanki anti-demokratik yapılış biçimi özüyle uyumlu bu yasaya itiraz edenler aksini savunuyor. Tartışmayı bu zemine çekmeyi de iyi becerir iktidarlar. Ve tabii sevinmemiz isteniyor; artık sitenin tamamı kapanmıyor. Teşekkürler hükümet!

Hukuksuzluk o kadar tabiileşmiş ki, bizatihi anayasayla çelişen, benzer davalarda AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm ettiği yasa çıkmadan dahi uygulanabiliyor. Bir tür fragman. Bir milletvekilinin verdiği soru önergesini sitesine koyamaması ne demek?

İnternette özsavunma
Ortalığa saçılmış ses kayıtları ve konuşma dökümleri arasında biri var. Başbakan’a ait olduğu iddia edilen ses “Fatih, şu anda ben yani...” diye giriyor. Karşısında bir televizyonun üstdüzey yönetiminde olduğu iddia edilen biri. “Fatih, şu anda ben yani” girizgâhı bana önemli geliyor. Konuşma burada da bitse, lüzumlu görülen yapılacak çünkü. Zaten hürmet ettiği kişinin ne dediğini bile dinlemeden “Anlaşılmıştır”a geçiyor. Neyi sansürleyeceğini bile sormaktan, doğru anlamaktan çekinen biri. Türünün tek örneği de değil. Neyi anladın Fatih?

Numune çok da tazesiyle gidelim, “Fatih, şu anda ben yani” ile son derece rahat işleyebilen medyada bir sansür mekanizması varken neden fazlasını istemesin ki karşısındaki, Başbakan olduğu iddia edilen yani? Bunu yapabilir. Demokratik hakkını kullananları gazlayanları, çadır yakanları (gönlünden koparsa) ‘ağlatması’ yeterli oluyorken, yolsuzluk iddiaları konuşulan oğlunu en fazla ‘evlatlıktan reddedeceğini’ söyleyebiliyorken neden başka bir hukuk peşinde koşsun? Demokratik hukuk devletlerinde suç işleyenler ağlatılarak, babaları tarafından reddedilerek cezalandırılmaz. Yurttaş olarak bana ne, istersen reddet.

Sosyoloji deyince alerjilenip, toplumsal hareketleri okumaktan bihaber olanlar, elbette ki insanlığın internetle birlikte türünü ve yüryüzü düzenlerini nasıl değiştirdiğini anlamaktan aciz. Bilgi edinmenin, internetin temel bir hak talebi olması kadar, bundan sonra toplumsal muhalefetin ve mücadelenin filtreleyenlerle filtrelenenler, gözetleyenlerle gözetlenenler arasında olacağını da görmüyorlar. Çıplak otokrasiyi sefilce internete uygulamaktan ötesine kafası basmayanlara özgür interneti, kamu yararına sızdırmayı, siberaktivizmi, bu biçimde ‘ezilenlerin’ yeni özsavunma yöntemlerini nasıl izah edeceksiniz? Halklar çaresini bulur.

Onu bırakın kaç senedir siber âlemde Kürt medyasına yırtınarak yapılan sansür, siyasi hareketi bir lokma etkilemiş mi? Politik bir mücadele olarak Facebook’ta yeşil-kırmızı-sarılı fotoğraf tutmak da her şeye rağmen ANF’ye giriş yolunun icadı da bir düşündürmeli. Misal WikiLeaks’i ne sandığınız bir yana, Zapatistler 20. yıllarını kutluyor, öyle ya da böyle son yıllarda gezegenin hiçbir yanında internetsiz isyan yok. Gezi’den önce İstanbul’daki en kalabalık eylem internet kısıtlamalarıyla ilgili olandı galiba. “Fatih, şu anda ben yani”nin siber versiyonunun bir ömrü yok.

Eğer hâlâ görevdeyse, Cumhurbaşkanı’nın bu yasayı veto etmesi gerekir. Zira Abdullah Gül de bizzat “İletişim teknolojilerinin eriştiği bu güç karşısında hiçbir kapalı rejimin uzun vadede ayakta kalması mümkün değil” diye tweet atmış bir kişidir.

Radikal