Greif direnişçisi: Ya kazanacağız ya kazanacağız!

Direnişimizin karşısında duran sendikaya “Siz yönetemiyorsanız çekilin, biz yönetelim” diyoruz

GÜNCEL
Pazartesi, 17 Şubat 2014 (12 yıl 8 ay önce)

Greif Direnişi'nde gece nöbeti tutarken direnişçi işçi Musa ile sohbet ettik:

Alınteri: Çalışma koşullarınızdan bahseder misiniz?
Greif direnişçisi Musa: İşyerinde çalışıyoruz, sabah 08:00'de patron gelir: “Arkadaşlar, bugün bu mal acil, mal bitecek!” der. Mal da öyle bir mal ki -permatiği biliyor musunuz-, permatikten keskin, insanın elini kesiyor.

Giydiğimiz kot pantalon paramparça oluyor. Parçalanan pantalonlarımızı bantlamak zorunda kalıyoruz, yoksa etimiz gözüküyor. Sürekli de pantalon alamıyoruz, biz iş elbisesi istiyoruz, adam bunu yapmıyor.

Taşeron firma sahibi, “Benim elimde olan bir şey değil” diyor ve işin içinden çıkıyor. İş elbiseleri 10 tl, biz ona günlük 25-30 lira kazandırıyoruz!.. Ayda iki-üç pantalon almamız gerekiyor. Taşeron ise bir tane bile almıyor.

Dedikleri tek şey; “Arkadaşlar gayret, arkadaşlar gayret, ha gayret bu mal bitecek!” Dakika tutuyorlar, sonra tahta okutuyorlar (*), tahtalarda bize bir şeyler öğretmek istiyorlar, ben okusaydım zaten işçi olmazdım ki... Okusaydım avukat olurdum ya da başka bir şey, işçileri öyle savunurdum. Sen bana ne ders veriyorsun önce git kendine ders ver... Yemek saati oluyor başlıyorlar “Arkadaşlar gecikmeyin, yemeğimizi yiyelim gelelim” demeye. Zaten yarım saat yemek paydosumuz var.

Gidip kuyrukta bekliyoruz, geçti mi beş dakika; on dakikada yemek ye! Çabuk çabuk yiyorum. Üçe kadar çalışacağım ya, biri yirmi geçe işbaşı, on dakika erken yemeğimi yiyeyim de iki dal sigara da içeyim... Çünkü üçe kadar çalışıp on dakika sigara molası yapacağız; daha sonra da saat dörtte çaya çıkıyoruz. Bütün bunları hesaplayarak hızlı çalışmak zorundayız.



Bazen diyorum bizi mal olarak görüyor. Adam beş overlok arkama vermiş, önümüzde iki tane ağızcı yetiştirmek için bastır babam bastır!.. Sonra da gelip “çalışmıyorsa adamı gönder” diyor. Ya arkadaşım üçe kadar son sürat çalışmışım artık benim gücüm kalmamış yorulmuşum, artık kolum, kanadım kalkmıyor nasıl çalışayım?! Bana yardım edecek bir kişi verse halbuki, overloktan birini ağıza verse rahat rahat 600 de dikeriz 700 de... Ama yok, overloktan ne kadar geçerse o kadarını istiyor. Faturaya yansıtacak ya bize bunları diyorlar.

Cumartesi günleri olduğunda kaçta çıkacağımızı düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Çünkü normal satimizde çıkmamız için bir süpriz olması gerekiyor. Bir kere de gündüz vakti çıkmak istiyoruz. Belki insan yüzü görürüz diye... Normalde 8 saat çalışıyoruz; güya taşeronda çalışıyoruz ya Pazartesi sekize kadar, Salı günü dokuza kadar, Çarşamba günü altıya kadar çalışıyoruz. Malın bitimine bakıyorlar, eğer arkada fazla mal varsa Çarşamba mesaideyiz. Çalışmayana hemen kapı gösteriliyor. Perşembe günleri mesai normal, sonra Cuma günleri gelir... “Arkadaşlar bu malın bu hafta yüklemesi var” derler. Bari mesai parasını verse gam yemeyeceğim!.. Cumartesi olunca “Arkadaşlar, 200 tane kaldı altıya bitirip gidelim” derler. Altı olur yedi, yedide işi bitirirsin çıkarsın bu sefer de taşeron patronu beklersin gelsin de gidelim... Çünkü servisi kendisi kullanıyor. İstanbul'un çeşitli yerlerinde oturan arkadaşlarımız gecenin bir saatinde evlerinde oluyorlar; ne bir sosyal hayatımız ne de çocuklarımızla geçirebildiğimiz bir zaman kalmıyor bize.

Alınteri: Sanırım sadece taşeron değil burada çalışan, fabrikanın kendi işçisi ile sizin aranızda bariz farklılıklar var?
Greif direnişçisi Musa: Greif'te taşeronlardan başka fabrikanın kendi işçileri de var çalışan. Onlara 3 ayda bir gıda yardımı yapıyorlar ama taşeron işçisiyiz diye bize vermiyorlar. Fabrika işçilerinin servisleri var, eskaza biz onlara bindiğimizde -eğer koltuk boş olur ve biz oturursak- bizden sonra gelen Greif işçisinin oturması için biz koltuktan kaldırılıyoruz. Öyle onur kırıcı bir davranış ki anlatamam size. Bir keresinde Greif servis şoförü bana bunu yaptı, “Kalk” dedi “Greif işçisi oturacak!” Ben de kaltım ve servisten indim, bir daha da binmedim. Bunlar aklıma geldikçe donup kalıyorum, kendime gelemiyorum. Bütün bunlardan kaynaklı sendika üyeliği çalışmalarını da yavaş yavaş bütün bölümlerle konuşarak ilk ben başlattım. Yemeğe inmedim, çaya çıkmadım, işçi arkadaşlarla hep sendika üyeliği için görüşmeler yaptım. Hiç olmazsa emekliliğimizde elimize doğru düzgün maaş geçsin istiyorum. Kadrolu da taşeron da aynı işi yapıyoruz, aynı haklara sahip olmak istiyoruz. 3 ayda bir gıda yardımını, ikramiyeyi biz de istiyoruz. En önemlisi de taşeronda çalışmak istemiyoruz. Bu direnişin başlama sebebi de budur. Şu anda direnişte olan sadece burada 600 işçi var, üretimi tamamen durdurduk.



Alınteri: Direnişe geçtikten sonra patronlarınız direnişi kırmak için ne gibi girişimlerde bulundular?
Greif direnişçisi Musa: Direnişe başladıktan sonra hep birilerine ulaşıp zayıf noktamızı bulup direnişi kırmaya çalışıyorlar. Sürekli bir yerlerden mesajlar geliyor cep telefonlarımıza, bizim sağlığımızdan endişeleniyorlarmış, bizim içimizdeki bazı kişiler bizi yanlış yönlendiriyorlarmış, dışardan teröristler geliyormuş... bu nedenle sağlıklı düşünmemizi isteyen mesajlar geliyor fabrika yönetiminden, tabii bu en son gelen mesaj!

Alınteri: Sadece patronlarınızdan gelmedi mesajlar, sendikadan da bazı mesajlar geldiğini anlattı arkadaşlarınız.
Greif direnişçisi Musa: Evet bize sadece patronlardan değil sendikadan da mesajlar geldi. Onlar da bizim direnişimizin yasal olmadığını, bu nedenle de direnişe destek olmayacaklarını, yasal görüşme sürecini beklemeden işgal ve direnişe geçmişiz bize böyle mesajlar gönderdiler. Üstelik internet üzerinden de yayınladılar bunu...

Alınteri: Bu mesajların üzerine sanırım siz de DİSK Genel Merkezi'ne gittiniz, orada yaşananları anlatır mısınız?
Greif direnişçisi Musa: Biz de kalktık bunun üzerine sendikaya gittik. Bizim üye olduğumuz sendika tabelasını bile sökmüştü, gittiğimizde kapıları da kilitliydi. Biz de buradan DİSK'in önüne gittik, burada Arzu Çerkezoğlu'na durumu anlattık. Bize söylediği şey şuydu: “O sendika bize bağlı ama kararları kendileri alıyorlar, bizim yapacağımız bir şey yok!” Bunun üzerine işçi arkadaşlarımızdan biri, “Demek siz de taşeron çalıştırıyorsunuz; hem taşeronluğa karşı 'direnİŞÇİ' kampanyası yapıp da böyle çalışmanız çok manidar” diyerek karşılık verdi. Arzu Çerkezoğlu da, “ne biçim konuşuyorsun?” dedi. İşçi arkadaş ise, “Bizim patron da sizin gibi söylüyor, 'ben bilmem taşeron bilir' diyor da o yüzden öyle söyledim” dedi. 10 dakika sonra yazının geri çekildiğini söylediler. Geri çekmeselerdi hazırlıklı gitmiştik, işgal edecektik. Sendikaya “Siz yönetemiyorsanız çekilin, biz yönetelim” diyoruz.

Alınteri: Sendika yazıyı çekti; şu anki tavrı nasıl peki, direnişi destekliyor mu?
Greif direnişçisi Musa: Şu ana kadar hiçbir desteğini görmedik, aksine direnişi bitirmek için çalışıyor.

Alınteri: Bütün işçiler aynı kararlılıkla devam ediyor mu, herhangi bir kırılma var mı?
Greif Direnişçisi Musa: Biz direnişteki işçiler taşeronda çalışmak istemiyoruz. Bu nedenle de hepimiz sonuna kadar kararlıyız: “Ya kazanacağız, ya kazanacağız!”

(*) Tahta okutmak: Taşeronlar, patronlar bize çeşitli konularda ders verirlerdi, tahtaya yazıp okuturlardı. Bunu "tahta okutmak" olarak tanımlıyorlar.