"Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır..."
M. Utku Şentürk
Almanya Parlamentosu "Reichstag" yangını, 5 Mart 1933'te yapılacak parlamento seçimleri için düzenlenen seçim kampanyalarının tam ortasında gerçekleşti. Yangını çıkaran Naziler suçu komünistlerin üzerine yıkarak hem DKP'yi hedef göstermenin, hem de demokratik hak ve özgürlükleri ortadan kaldırılmasının zeminini hazırladılar.
27 Şubat'ı 28'e bağlayan gece çıkan yangın, Nazilere tam istedikleri fırsatı sağlamıştı. Hemen ertesi gün yangının iç savaş çıkarmak isteyen komünistlerin işi olduğunu yazmaya başlamışlardı. Hermann Göring, yangın gecesinde Prusya İçişleri Komiseri sıfatıyla komünist basını yasakladı. Parti büroları kapatıldı ve onlarca partili gözaltına alındı. Sadece Berlin'de Almanya Komünist Partisi'nin (KPD) bin 500 üyesi tutuklandı. İlerleyen günlerde başka pekçok komünist, sosyalist ve muhalif, yangın çıkarmaya yardımcı olmak suçlamasıyla tutuklandı.
Yangının çıkmasını ve sonra da suçu komünistlere atmayı örgütleyen NAZİ Propaganda Bakanı Goebbels’in propaganda taktiği şöyleydi: “Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır. Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır. Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin. Kesinlikle kabahati ve suçu üstlenmeyin. Kendinizi savunmak yerine, karşınızdakileri sürekli savunmada bırakın!” Böyle diyen Goebbels “Yavuz hırsız olun! En iyi savunma hücumdur!” görüşünü savunuyordu… O dönemde Alman halkı, Dr. Geobbels’in tüm yalanlarına inanmış, sürü gibi Hitler’in peşinden gitmiş, sonra da felâket batağında boğulmuştu…
Goebbels “büyük yalan” tekniğinin ustasıydı. Ancak Türk Sağı yalan söylemede, Goebbels’i ve NAZİ’leri geride bıraktı.
Türk Sağı'nın yalan ve kara propaganda da “çıraklık dönemi”:
6-7 Eylül
6 Eylül 1955’de “Atatürk’ün Selanik’te doğduğu eve bomba atıldı” şeklindeki yalan haberle başlayan ve 2 gün süren olaylar boyunca ve sonrasında (aralarında iki Ortodoks papaz da olmak üzere) on üç ile on altı arası Rum ve en az bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti, otuz iki Rum da ağır yaralandı. Fiziksel zarar, 4 bin 348 Rum’a ait işyeri, 110 otel, 27 eczane, 23 okul, 21 fabrika ve 73 kilise ve mezarlıklar ile Rumlara ait binin üzerinde evin tahrip edilmesi ya da yakılması şeklinde ortaya çıktı.
Azınlıklara yönelik 6-7 Eylül tertibinin ertesi günü Başbakan öğleden sonra yaptığı radyo konuşmasında olayları fişli solcuların üstüne atmıştı. Ama hiçbirinin de olaylarla ilgileri yoktu. 27 Mayıs darbesinden sonra kurulan Yassıada mahkemelerinde ise olayın DP Hükümeti'nin Başbakanı Adnan Menderes’in provokasyonu sonucu olduğu iddiası ortaya atılmış, ancak en sonunda olayın tamamen bir derin devlet Özel Harp Dairesi Operasyonu olduğu açıkça ortaya çıkmıştı.
Türk Sağı’nın yalan ve kara propaganda da “kalfalık dönemi”:
12 Mart ve 12 Eylül
AKM, 27 Kasım 1970'te Arthur Miller'ın 'Cadı Kazanı' adlı oyunu oynanırken çıkan bir yangında büyük ölçüde tahrip oldu. Yangının ardından olayın 'kundaklama olduğu' iddiası ortaya atıldı ve dönemin bazı sol görüşlü aydınlar ve Deniz Gezmiş’in lideri olduğu THKO zan altında bırakıldı. Ancak yapılan incelemelerde herhangi bir kundaklama ya da sabotaj izine rastlanmadı ve resmi açıklamayla yangının elektrik kontağından çıktığı belirtildi.
12 Eylül öncesinde de faşist darbeye zemin hazırlamak için birçok kanlı cinayet ve katliam tezgâhlandı. Bunların içinde en kanlıları 1 Mayıs 1977 Taksim ve 19-25 Aralık 1978 Maraş Katliamlarıydı.
1 Mayıs 1977
1 Mayıs 1977, 12 Eylül'e giden sürecin ilk aşamasıydı. Olayın daha da büyük olması planlanmıştı. Olayla ilgili iddianame hiçbir soruşturma yürütülmeden hazırlandı. Tıpkı Nazi Almanyası’ndaki Reichtag yangını ya da 6-7 Eylül Olayları gibi 1 Mayıs Katliamı’nın sorumluları da solcular olarak gösterildi.
Dönemin sağcı-faşist basın 1 Mayıs'tan günler önce kışkırtıcı yayınlarına hız vermişti. Örneğin 20 Nisan gününün Ortadoğu gazetesi “Sol 1 Mayıs’ta Halkı Galeyana Getirmek İstiyor” şeklinde manşet atmıştı. 1 Mayıs gününün Tercüman’ında ise Rauf Tamer, “Arabalar tahrip edilecek, inşallah aldanırız ama kanlar akacak. Çeşitli solcu gruplar arasında slogan kavgasıdır bu” diye yazıyordu. 30 Nisan tarihli Bayrak gazetesinin manşeti de, “DİSK ve Maocu gruplar arasında çatışma bekleniyor!” şeklindeydi.
15 Mayıs 1977’de çıkan Devrimci Yol dergisinde ise katliam hakkında şu tespitler yapıldı:
Kanlı 1 MAYIS KATLİAMI solcular arası bir çatışma olarak solcuların birbirlerini öldürmesi olarak gösterilmek istendi. Bu amaçla TRT’si, TV’si ve renkli basını ile birlikte halkı kandırmak için, olayı çarptırmak için büyük gayret gösteriyorlar... onlar kendi vahşetlerini ve kanlı cinayetlerini solcuların üstüne atarak gerçekleri bulandırmaya ve suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Söylenen bütün yalanlar Kanlı 1 Mayıs pazarında yaratılan katliam halk düşmanı güçlerin bir TERTİBİ OLDUĞUNU GİZLEYEMEZ. Bir Mayıs mitinginde yaratılan olay, halk düşmanlarının ajanları tarafından alandaki halk yığınlarının üzerine ateş edilmesi sonucu meydana gelmiştir. Hakim sınıfların ellerinde ki basın araçları, radyo, televizyonlarıyla yaymaya çalıştıkları gibi miting meydanında mitinge katılanlar arsında bir çatışma asla olmamıştır.Maraş…