Sabotaj

Önce tuvalet ateşe verildi, çadırımıza zehirli gaz atıldı, şimdi de yatmak için kullanılan iki çadır yakıldı

DÜNYA
Perşembe, 6 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Devrimci mülteci grevi, uzun soluklu olarak sürdürdüğü direnişte bir çok saldırıya maruz kaldı. Geçtiğimiz gece saat 05.00 sularında yeni bir saldırı daha gerçekleştirildi. Oranienplatz'daki direniş çadırlarımızdan ikisi ateşe verildi. Çadırda yatan bir kişi zorlukla yanmaktan kurtarıldı. Direniş alanının ana caddeye yakın olan kısmında yan yana duran iki küçük çadır tamamen kül oldu.





Bu saldırı, bizim için bir sürpriz değil. Daha önce tuvalet vagonu ateşe verildi, bilgilendirme çadırımıza zehirli gaz atıldı ve şimdide, yatmak için kullanılan iki çadır ateşe verildi. Bu son saldırı direk öldürmeye kast eden türden bir saldırıdır.





Saldırının olduğu gecenin sabahı çok sayıda medya mensubu geldi direniş alanımıza. Öğlenden sonra da iki polis geldi olay yerine ve sadece tutanak tuttular. Devlet ve onun polisi, parlementosu şimdiye kadar bu faşist saldırıları gerçekleştirenler hakkında hiçbir işlem yapmadı. Alman devleti Afganistan'da, Irak'ta ya da Suriye'de insan hakları savunucusu kesiliyor. Oralarda nükleer silah ve gaz var diyor ama kendi topraklarında yapılan gazlı saldırılar, öldürmeye kast eden saldırılar hakkında hiçbir şey söylemiyor.





Uzun süren sokak direnişimizin tüm denemelere rağmen bitirilememiş olması bu saldırıları gündeme getirdi. Bir yandan parlemento ile her hafta delegasyon grubu olarak görüşüyoruz, barışçıl çözüm lafları ediyorlar. Bir yandan da direniş alanlarımıza karşı faşist saldırılar düzenleyerek bizi yıldırmaya ve pes etmeye, pazarlıklarda en geri noktadan işi bitirmek istiyorlar.





Alman devletinin ve onun yardakçısı olan basın ve bazı parlementerlerin, direnişimizi bitirmek için başvurmadıkları yöntem kalmıyor. Bir yandan fiziki saldırılar gerçekleştirilirken, diğer yandan karalama kampanyaları gerçekleştiriliyor. Bir kısım direnişçiyi terörist ilan ediyorlar. Bize destek veren anti faşist bir grubun para çaldığı yönünde basın açıklamaları yapıyorlar. Bir kısım mülteciyi ise kriminal ilen ediyorlar.





Aynı medya mensupları ya da parlementerler, direniş alanımıza karşı yapılan faşist saldırılar konusunda hiç bir şey söylemiyorlar.





Kapitalist devletlerin yönetim aygıtlarından olan burjuva medya, direniş alanımıza yapılan saldırıyı değil yapılan ağaçtan kulübeleri yazıyorlar.





Daha önce çadırların çok pis olduğu, mekanda fareler olduğu yönünde propaganda yapıyorlardı. Biz de bazı çadırların yerine tahtadan kulübeler yaptık. Şimdi de sanki Afrika'daki bir toprağı kolonize etmişiz gibi, sanki onların altınlarını, petrollerini ve diğer yeraltı madenlerini yağmalamışız gibi kuyruklarına basılmış gibi bağırıyorlar.





Berlin senatosu içişleri başkanı Henkel, direniş alanımıza yaptığımız ağaçtan kulubelerle ilgili olarak belediye başkanına mektup yazmış ve bunun bir felaket olduğu yönünde sözler söylemiş.

Ağaçtan kulubeler mahallede yaşayanların yardımlarıyla yapıldı. Sokaklara atılmış olan tahta parçaları kullanılarak yapıldı bu kulübeler, bu kulubelerin çevreye hiçbir zararı yok.





Bu kulübeler süren çatışmanın, lüks saraylarda yaşayanlarla, yoksul kulübelerde yaşamak zorunda kalanlar arasındaki bir çatışma olduğunu temsil ediyor. Onlar kulübelere savaş saraylara barış istiyorlar. Biz ise, kulübelere barış saraylara karşı savaş istiyoruz. Aramızdaki fark bu. Uzlaşmaz çelişki buradan kaynaklarnıyor. Onların kar hırslarıdır doğayı yok eden, insan emeğini sömüren onlardır. Bu kulübelerin hiç kimseye bir zararı yoktur. Sadece bu kulübelerin, şehrin en kalabalık yerinde var edilmesi onların keyiflerini bozuyor. Demokrasi yalanlarını çöpe atıyor. Onlar bundan rahatsızlık duyuyorlar.





Bugün senato ile bir kez daha görüştük. Senato bize yapmak istedikleri ile ilgili beş maddelik bir teklif sundu. Ancak bu teklifler şimdiye kadar tartıştıklarımızdan pek farklı değil. Direnişteki mültecilerin Berlin şehrinde oturum hakkı ile ilgili olarak sundukları öneriyle ilgili şimdiye kadar istediğimiz garantiyi veremediler. Sadece bu konuda yardım sözü veriyorlar, sınırdışıları durduracaklarını söylüyor ve transferler konusunda sürecin pozitif bir biçimde işleyeceğini sözlü olarak beyan ediyorlar. Biz ise nihai sonuçla ilgili olarak garanti istiyoruz. Tartışmalar devam ediyor. Belki bir dahaki görüşmeyi direniş alanımızda yapacağız.





Parlemento söz ve vaad dışında şimdiye kadar kendi çözüm önerileri doğrultusunda bir pratik adım atmadı. Mesela Mart ayında benim yiyecek paramı kestiler. Buna gerekçe olarak, mülteci kampında kalmadığımı, mülteci kampına gönderilen postaların geri döndüğünü gösteriyorlar. Oysa biz bu direnişi açık yapıyoruz. Neden mülteci kamplarını terk ettiğimizi yıllardır sokaklarda haykırıyoruz.

 



Parlemento ile yaptığımız son görüşmede yapılan faşist saldırıları gerçekleştirenlerin yakalanıp cezalandırılmasını talep ettik. Devlet istese bu saldırganları anında yakalar ama bunu istemiyorlar. Çünkü direnişin sabote edilmesi onların çıkarınadır. Her sınıf kendi çıkarı için dövüşür onlar da buna uygun davranıyorlar.





Direnişimiz tüm saldırılara rağmen yoluna devam ediyor. Brüksel yürüyüş planı ile ilgili hazırlık çalışmaları devam ediyor. Blokupy grubu ile yaptığımız görüşmede, Berlin'den 17 Mayıs'ta hareket etmeyi kararlaştıdık. Böylece Blokupy eylem haftasında bir gün birlikte eylem yapmış olacağız. Eylem, direniş alanımız olan Oranienplatz'dan başlayacak. Yürüyüş tamamlandığında biz Strasbourg kentine yakın olan Kiel'e doğru hareket edeceğiz. 19 Mayıs'ta da Strasbourg'ta diğer ülkelerden gelen arkadaşlarımızla buluşup Brüksel'e doğru uzun yürüyüşümüzü başlatacağız. Yürüyüşümüzün adı, özgürlük yürüyüşü olacak.





Avrupa parlementosu seçimlerinden daha sıkı sınırlar ve daha ırkçı, kolonyalist yeni yasalar çıkacak. Biz de bu sisteme karşı direnişimizi değişik yöntemlerle devam ettireceğiz.





Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz.

5 Mart 2014

Turgay Ulu

Hannover