Perşembe, 15 Eylül 2005 (20 yıl 8 ay önce)
Kasırga, geçen yıl bu zamanlarda Küba kıyılarını vuracaktı. Hazırlıklı olan devlet ve seferber olan halk, çok kısa bir zaman içinde, tehdit altındaki bölgede yaşayan 1.5 milyon insanı tahliye etti. Kasırga gelip 20 bin evi yerle bir ettiğinde, tek bir kişi bile yaralanmamıştı. Tahliye edilenlerin tüm temel ihtiyaçları karşılandığı gibi, kayıpları da toplumsal güvence altına alındı.
Katrina kasırgasının ABD kıyılarını vuracağı da önceden biliniyordu. Özellikle de, deniz seviyesinin altında kurulu New Orleans kentini bitişiğindeki Pontchartrain Gölü‘nün taşkınlarından koruyan su bendinin dayanamayacağını. Devlet, yaklaşan felakete karşı, tek bir açıklamayla yetindi: “Kasırga geliyor, kenti terkedin!” Bırakalım önceden hazırlığı yapılmış hızlı bir tahliyeyi, insanları taşıyacak tek bir kitle ulaşım aracı dahi gönderilmedi. Arabası olanlar, fırsattan istifade tavan yapan araba kiralarını ödeyebilenler, geride kalanlara aldırmadan kaçtılar. Aylık 400 dolar ücrete hapsedilen, bununla oturdukları çöküntü evlerin kirasını ancak ödeyebilenler ise, kasırgaya, sele, tek kelimeyle ölüme terkedildiler. Ezici çoğunluğu ezilen ırktan, siyahtı.
[foto]katrina3.jpg[/foto]
Ne zaman ki, günlerdir yardım, kurtarılmayı bekleyen aç, susuz insanlar, terkedilmiş marketlere girip, yiyecek-içecek almaya başladılar; işte o zaman, devlet, su, yiyecek ulaştırmak, kurtarmak için değil elbet, “özel mülkiyete saldıranlara” karşı harekete geçti: “Özel mülke bu saldırıları cezasız bırakmayacağız. Bu yağmacılara karşı vur emriyle, savaş deneyimli, tam teçhizatlı, zırhlı askeri birlikler gönderiyoruz. Kimsenin gözünün yaşına bakmadan yasaları geri getireceğiz!” Sel suları üzerinde binlerce cesedin sürüklendiği New Orleans’a tanklarla giren askeri birliğin komutanı haykırıyordu: “New Orleans’ı geri alacağız!”
Ezilen yoksul siyahların, yıkılan, sel altındaki evlerini terketmemelerinin tek nedeni para ve arabalarının olmaması değildi. Onlar, çöküntü evlerine, burjuvalar için lüks konut, kumarhane vb. yapmak için aportta bekleyip kasırganın oluşturduğu yıkımı fırsat bilen devlet tarafından el konulacağını ve sokağa atılacaklarını deneyimleriyle bildiklerinden, kasırgayla parçalanmayı, selle boğulmayı, polis-asker kurşunuyla vurulmayı göze alarak evlerini terketmediler. Önceki yıllarda da siyahları yerlerinden edip petrol tekellerine yer açan belediye başkanı, evlerinden çıkmayanlara su verilmeyeceğini, yardım edilmeyeceğini ilan ediyor; polis-asker, silah çekip evlere dalıyordu. İşgal altındaki Irak‘ta yeniden yapın ihalelerinin hemen tümünü yutan Halliburgton inşaat tekelinin silahlı çeteleri ise, kente üşüşenlerin başında geliyordu.
Federal Acil Durum Dairesi (FEMA) ise, ancak bu aşamada devreye giriyordu. Çünkü o, gösterilmeye çalışıldığı gibi doğal felaketlere karşı yardım, kurtarma birimi değil; işçilerin, emekçilerin, siyahların, Latin göçmenlerin rejim ve düzen için oluşturdukları tehditleri ortadan kaldırmak, ayaklanmaları bastırmak için kurulmuş dev bir kontrgerilla örgütüydü.
Kasırgaya karşı iki ayrı devlet
Birincisi, küçük ve yoksul, bütünsel ve gelişkin bir sosyalizmden çok uzak, ekonomik ambargo ve her an işgal tehdidi altında yaşıyor. Ama, tüm bu yoksunluklarına karşın,
“önce insan” diyor ve tüm olanaklarını bu amaç doğrultusunda seferber ediyor.
Küba, Katrina karşısında da, ABD’ye bin 500 doktor ve 29 ton ilaç göndermeyi teklif etti.
İkincisi, “Amerikan rüyası”; dünyanın en gelişmiş, en güçlü, en zengin ülkesi ve devleti. Ama, tüm bu gelişmişliğine, zenginliğine, gücüne karşın,
“önce özel mülkiyet ve azami kar” diyor ve tüm olanaklarını bu amaç doğrultusunda seferber ediyor. O kadar ki, Küba’nın anında seferber ettiği yardımı elinin tersiyle itiyor.
Kasırga, her ikisini de amaçları, hedefleri, bu doğrultuda toplumsal örgütlenmeleri, ilişkileri ve oluşturdukları insan tipleriyle ortaya çıkarıyor. Birinde, emekçi halk dayanışmasını, halkın ihtiyaçlarını karşılama amacına göre kurulup örgütlenmiş devleti güçlendirirken; diğerinde, ezilen yoksul emekçilerin tasfiyesini, üzerlerine imha ve sürgün amacıyla ordu gönderilmesini, borsanın yıkım sonrasındaki azami kar olanaklarına kilitlenerek tavan yapmasını, çürümenin yıkıma uğramış çaresiz insanlara tecavüz ederek öldürecek denli derinleşmesini…
Kasırga, üçüncü bir seçeneğe olanak tanımıyor:
Ya emperyalist kapitalist barbarlık ya devrimci sosyalizm!Sosyalizm savunulmadan, yaşam savunulamaz!
Emperyalist, dünya işçi sınıfı ve emekçi halklarının ezeli düşmanı
ABD, sosyalist olsaydı…
Doğal felaketlere karşı geliştirilmiş erken uyarı sistemi derhal devreye girerdi. Tıpkı
Endonezya‘yı tehdit eden tusunamiye, Katrina dahil
Meksika Körfezi‘ni tehdit eden kasırgalara karşı devreye girdiği gibi. Emperyalist ABD, tusunamiyi anında öğrenmiş; ancak, Endonezya, çok pahalı bir sistem olan erken uyarı sistemine üye olmadığı ve katkı sağlamadığı; daha önemlisi, kimi konularda kendisine ayak dirediği, radikal islamcı gerillalar başta gelmek üzere halk muhalefetini bastıramadığı için, Endonezya’yı cezalandırmak için haber vermeyerek, onbinlerce insanın ölümüne neden olmuş; hemen ardından da, “yardım” adı altında bölgeye uçak gemileri göndererek, muhalif halk hareketlerini ve ayak direyen işbirlikçi rejimleri ezmeye yönelmişti.
Sosyalist ABD ise, uyarıyı aldığı anda, tehdit altında olan isterse can düşmanı olan emperyalist bir devletin insanları olsun, anında uyaracak; bununla yetinmeyip, tehdidin boyutlarına göre gerekli desteği istenmeden hazırlayıp sunacaktır. “Kasırga geliyor, kaçın!” demekten başka hiçbir şey yapmayan halk katili emperyaliste karşı o, zaten bu tür doğa olayları için kurulmuş, donatılıp uzmanlaştırılmış “Acil Durum Müdahale Merkezi”ni anında devreye sokacaktır. Tıpkı FEMA’nın, ya da Türkiye’de olduğu gibi Kriz Yönetim Merkezi‘nin anında devreye girişi gibi. CNN‘in yayınladığı FEMA brifinginde (9 Eylül), FEMA Başkanı Thad Allen,
“kentte güvenliğin sağlandığını, suyun boşaltılmaya başlanacağını” söylüyor; niye hemen değil de herşey bitip, bunca insan öldükten sonra lütfettiklerine dair soruyu,
“önce güvenlik ve yağmacıların temizlenmesi” diye yanıtlıyordu. Görünüşteki amacı, deprem, sel vb. doğal afetlere karşı kurtarma, yardım faaliyetlerini düzenleme; gerçekte ise “kriz koşullarında grev ve direnişleri tasfeye etmek” (5. madde) olan KYM’nin ne olduğu deprem sürecinde patladı. Yıkıma uğrayan emekçilerce “Kriz Yaratma Merkezi” olarak büyük bir tepkiyle anılan KYM’nin yaptığı, amacına uygun olarak, kendiliğinden oluşan emekçi halk dayanışmasını kırmak; devrimcileri, yardıma koşanları avlamak, toplama kampları kurmak, çaresizliğe, bir ekmek için birbirlerini ezmeye mahkum etmekti. Deprem sırasında büyük tantanalarla öne çıkarılan AKUT ise, bu yöndeki kamu hizmetlerinin özelleştirilerek tasfiye edilmesi sürecinde, onların yerine geçirilen emperyalist ve işbirlikçi tekellerin finansörlüğünde bir şirketten başka bir şey değildi.
Sosyalist ABD’nin “Acil Durum Müdahale Merkezi” ise, erken uyarıdan sağaltıma ve yeniden yaşama kazandırmaya kadar doğal afetlerden sorumlu olduğu; bu sorumluluk da kendinden menkul, mekanik, dar parça-işçilikten değil, iç bileşeni olduğu devletin sosyalist toplum bireylerinin yaşamlarına verdiği değerden kaynaklandığından; bu sorumluluğun gereği uzmanlaşmaya, teknolojiye, dinamik planlamamaya, deneyime, özveriye sahip olduğundan, gizlenecek hiçbir şeyi olmayacak; tam tersine, her şeyiyle halkın denetim, yönetim ve katılımına açık, gücünü ve etkinliğini bundan alan bir yapıda olacaktır.
Emperyalist ABD’de de, uzman ekipler, teknoloji, planlama, simülasyon ve tatbikatlar açısından sorun yoktur. Ancak, bunların bağlı bulunduğu ve yeniden ürettikleri amaç, hedefler, örgütlenme tarzı, sosyalist ABD’den niteliksel olarak farklıdır. Emperyalist ABD için teknoloji/üretim araçları sermayedir, kapitalist sınıfın özel mülkiyetidir; işçi sınıfını ezmek ve emeğini sömürmekten başka hiçbir kullanım değeri yoktur. Devrimci sorumlulukla gittiğimiz deprem bölgesinde de, polis tarafından gözaltına alınıp kaçırılmadan önce, enkaz altındakilere ulaşabilmek için ellerimizden başka hiçbir şeyimiz yoktu; oysa, devlete, orduya, kapitalistlere ait iş makinaları az ötede kullanılmadan sıkı koruma altında yatıyordu. Bu yüzden, Vietnam‘dan ricat ya da Irak’a bir hafta içinde 100 bin asker indirme operasyonlarında dev çaplı hava köprüleri kuran emperyalist ABD, felaketten ancak günler sonra bir kaç askeri helikopter gönderiyor; onlar da, sıkılan ilk kurşunda kaçıveriyorlardı. O en gelişmiş teknoloji, kasırgaya dayanamayacağı çok önceden bilinen su bendini güçlendirmek için değil, Filistin halkının etrafına 6 metre yüksekliğinde yüksek korunaklı duvar örüp hapsetmekte kullanılıyordu.
Sosyalist ABD’nin “Acil Durum Müdahale Merkezi”, kuşkusuz buradan başlamayacak ve bununla yetinmeyecek, ancak, su bendini deprem, kasırga vb. doğa olaylarına dayanıklı hale getirecektir. Felaket önlenemediğinde ise, gerekli olan tüm araçları, ulaşım, tahliye ve kurtarmada seferber edecektir.
Emperyalist kapitalizmde, en kritik durumda dahi, gerekli olan araçlara devletin el koymasından, emekçilere toplumsal mülkiyeti esinleyeceği için, kaçınılırken;
sosyalist ABD’de, bu el koyma ihtiyacı olmayacak; çünkü, toprak dahil tüm üretim araçları üzerinde toplumsal mülkiyet kurulmuş olacaktır.
Planlama,
emperyalist ABD’de tekellerin azami kar ve egemenliğini sağlamaya dönüktür. Tekeller, kendi çıkarlarını gözetir, sermaye varlıklarını, hedeflerini, geliştirdiklerini birbirlerinden gizler, birbirleriyle ölümüne rekabete girer, devlet içindeki güçlerine bağlı olarak, azami kar planlarını gerçekleştirmeye savaşırlar. Böyle bir anarşik yapı içinde, yaşanan bir felakete karşı entegre bir müdahaleyi örgütlemek son derece zordur.
Sosyalist ABD’de ise, toplumsal mülkeyetle birlikte merkezi plan işleyeceğinden, bunun toplumsal örgütlenme ve kültür olarak yaşama geçirilmesinin sağladığı olanaklarla, bir felakete entegre müdahale, arama - yardım - kurtarma - tedavi - bakım - barınma - onarım - yeniden yaşama sevinci kazandırma gibi farklı nitelikteki etkinliklerin entegrasyonu ve bir bütün olarak uygulanması sağlanacaktır.
Ancak o, sadece doğal felaketler karşısında müdahaleyle yetinmeyecek; bundan önce ve esas olarak, insanlarını önlenebilir hiçbir felaketle karşı karşıya bırakmayacaktır. Felaketleri önleyecek tüm bir ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel, yasal önlemleri en baştan alacaktır. Örneğin, yerleşim planlarını fay hatlarına, taşkın ihtimallerine göre yapacak; depreme dayanıklı, kolektif ilişkiler içinde yaşanabilecek yerleşim sistemleri kuracaktır. Önlenemeyen bir doğal felaketle karşı karşıya kaldığında ise, en üst düzeyde sorumlulukla ve önceden hazırlanmış planlara göre kolektif seferberliğe girişecek; sadece kurtarmak ve “yardım etmek”le sınırlı kalmayacaktır. Sosyalist ABD’nin tüm halkı insanca yaşam güvencesine sahip olacağından, kurtarılanların sağlığına kavuşturulması, kayıplarının karşılanması, yeniden yaşama kazandırılması hızla sağlanacaktır. Onlar, yarınları kurma kapasitesini ve özgüvenini sürekli geliştiren, tüm üretici ve yaratıcı yeteneklerini özgürce harekete geçirmiş olan yüksek moralli işçi sınıfı ve emekçilerce güçlü bir toplumsal dayanışma ile kucaklanacaklar; geleceğe, yeniden güvenle bakabileceklerdir.
Sosyalizm savunulmadan, yaşam savunulamaz!