Köle dediğin her yerde

GÜNCEL
Çarşamba, 23 Ağustos 2006 (20 yıl 2 ay önce)

Hindistan'da saatler boyunca futbol topu diken çocuklar,
Nijerya'da taş ocaklarında balyoz sallayan çocuklar,
Diyarbakır'da pazarlarda hamallık yapan çocuklar,
Bangladeş'te, Güneydoğu Asya'dan Türkiye'ye, Afrika'ya kadar konfeksiyon atelyelerinde sömürülen çocuklar,
Tayland'dan İngiltere'ye Latin Amerika'ya kadar burjuvaların yataklarına çocuk fuhuşu ve pornosu olarak servis edilen çocuklar.
ABD'de hizmetçilik yapan çocuklar,
Orada, burada, her yerde sokakta çalışan, yatan, dilenen çocuklar...

O boyuta vardı ki Uluslararası Çalışma Örgütü, kısa ve bilinen ismiyle İLO adlı uluslararası sınıfsal uzlaştırma ve bilinç bulanıklığı yaratma örgütünün bile, ana gündemini köle işçiliği oluşturur oldu. İLO onlara "köle işçi" diyor ve "köle işçiliği" yok edeceğini beyan ediyor. "Kendi kaderini bizzat tayin hakkı olmayan bu insanların velayeti onları köleleştirenlerde" diye ekliyor. Neden böyle dediklerini ise bir alıntı ile aktaralım:

“'İşçiler hayvan gibi muamele edildiklerine göre, gerçekten hayvanlaşırlarsa şaşmamak gerekir' der zaten Engels de ve hiçbir dolambaçlı anlatıma kaçmadan da sözünü sürdürür: 'Ya da iktidardaki burjuvaziye karşı en sürekli yürek isyanının ve en harlı nefreti içlerinde taşıyarak insanlık bilincini sürdürebilirler. Egemen sınıfa karşı öfkeyle dolup taştıkları ölçüde insandırlar.'” (İşçi Sınıfı Onuru Üzerine)
Emperyalist AB bile konuyla ilgili kağıt üzerinde kararlar almak zorunda kalıyor. AB Komisyonu’nun mayıs ayında yayınladığı bir bildiride şu cümle yer alıyordu: “Bütün dünyadaki kadın ve erkeklerin, özgürlük, güvenlik, adalet ve insan haysiyetine uygun çalışma şartlarına kavuşturulması esastır.“

İLO'nun da AB'nin söyleyeceği, o da zor ama yapıp edeceği de bu kadardır işte: "İnsan haysiyetine yaraşır çalışma şartlarının standartlaştırılması".

Ki "insan haysiyetine yaraşır yaşamı" bile paraya tahvil ediyorlar. Yaptıkları araştırmaların ölçütünü alınan ücret oluşturuyor: "Dünyada yaklaşık 1,5 milyar kişi günde iki dolardan az bir parayla geçinmek zorunda."

Oysa ki asıl sorun budur zaten: Emek gücünün metalaştırılması. "Köle işçiliği" yaratan ücretli kölelik düzeninin kendisidir.

Son olarak İşçi Sınıfı Onuru Üzerine yazısından bir alıntı daha:

"Engels, bu yapıtında (İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu), İngiltere‘de 1830′lu ve 1840′lı yıllarda, üretime makinaların girmiş olması ve “modern” sanayinin gelişimiyle birlikte, vahşi sermaye birikimi döneminin, topraklarından sökülerek işçileştirilmiş yığınlar üzerindeki dehşet verici etkilerini anlatır. Eğer en çıplak ve saf biçimiyle ücretli kölelik ve aynı anlama gelmek üzere hücre tipi yaşam ya da yaşamın hücreleştirilmesi daha geniş bir perspektiften kavranmak isteniyorsa, bu kitap okunmalı, anlatılmalıdır. Çünkü işçi sınıfının bu dehşet verici, tiksinç yaşam ve çalışma koşullarını bir parçacık da olsa iyileştiren, onu zorbalar zorbası burjuvazi karşısında gerçek bir siyasal ve toplumsal güç haline getiren 170 yıllık mücadele kazanımları bugün tümden tasfiye ediliyor. Günümüz işçi sınıfı da genel bir eğilim olarak mutlak yoksullaşma sürecinin ötesinde, Engels’in o dönem için vurguladığı, “tüm insanlıktan uzaklaştırılmış, aşağılanmış, maddi ve manevi olarak hayvanlığa indirgenmiş” koşullara itiliyor. Tam da bu koşullardır ki yani işçilerin tam insanlıktan soyuldukları, dışlandıkları, artık kendilerini maddi ve özellikle manevi olarak bir parçacık bile “insan gibi” hissedemez oldukları işte bu koşullardır ki onlarda basit ücret artışı ve maddi taleplerin ötesinde, insanca yaşam, onuruyla yaşamak hasreti uyanır ve yakıcılaşır."