Coğrafya değişse de sistemin savunucularının taktikleri birbirine çok benziyor
Turgay Ulu
Bilindiği üzere, Berlin Senatosu'nun talebi üzerine, onların önerdiği bir çözüm üzerinde uzun zamandır görüşmeler yürütüyorduk. Senato, direnişteki mültecilere Berlin’de oturum hakkı vermeği teklif etmişti. Bu teklifle ilgili bir metin kaleme almışlardı. Bu metinde İtalya’nın Lampedusa adasından gelerek direniş yerlerimizde kalan mülteciler için 6 aylık duldung (sabır) vereceklerini söylüyorlardı ve mülteci kamplarında kalan mülteciler içinde Berlin’e transferlerin yapılacağını vaad etmişlerdi.
Ancak delegasyon komitesi olarak başından beri bu teklifle ilgili yazılı ve imzalı bir garanti olmadan bu konuda bir uzlaşmanın mümkün olmadığını söylüyorduk. Çünkü Senato, çadırlarımızın bulunduğu Oranienplatz’ı ve işgal okulunu boşaltmak istiyordu. Tasfiye işini de bir polis operasyonu ile değil mültecilerin ikna edilerek yapılacağını öngörüyorlardı.
Avrupa Birliği ülkelerinde geçerli olan bir yasa var. Adı “Dublin 3” olan bu yasaya göre; bir mültecinin ilk parmak izi hangi AB üyesi ülkede alınmışsa oraya sınırdışı edilir. Bu demektir ki 6 aylık sabırdan sonra bu yasa otomatik olarak devreye girecek ve bu insanlar İtalya’ya iade edilecekler. Diğer yandan, mülteci kamplarında bulunan insanların Berlin şehrine transfer edilip edilmeyeceklerine de yetkili kurumlar karar verecek. İki teklif konusunda da Senato ısrarla garanti vermedi. Çünkü bu konuda Senato’nun bir yetkisi yok. Kararlar mahkemelerde ve yabancılar şubesinde alınacak. Senato bir politik çözümden yana değildi. Herkesin dosyası ayrı ayrı ele alınacak ve ona göre kararlar verilecekti.
Direnişimize çok sonradan katılmış olan bir grup mülteciye kilise tarafından bir apartman verilmişti. Daha önceki yazılarda bu konuyu ayrıntılı olarak açıklamıştık ve demiştik ki bu olay direnişçileri bölmek için uygulanan bir taktiktir. Gelinen aşamada bu tespitimiz tamamen doğrulandı. Kilise’nin verdiği evde kalanların bir kısmı senatonun garanti vermeden sunduğu bu teklifi kabul etti ve imzalarını bu kağıdın altına attılar.
Senato, bu durumu yandaşı basın aracılığıyla kamuoyuna, “mültecilerin çoğunluğu bu teklifi kabul etti azınlık bir grup politik mülteci bu teklifi reddetti” diye duyurdu.
Senato tarafından direniş yerlerimizi tasfiye etmek anlamına gelen ve sonunda sınırdışıların gerçekleşeceği bu kağıt parçası ile ilgili son işlemlerin yapılacağı büyük toplantıya, bu kağıdı reddeden ve delegasyon grubunda çoğunluğu oluşturan bizler davet edilmedik. (Ayrıca bir önceki toplantıda imza atmayan delegasyon komitesi toplantı salonundan dışarı atılmıştı.) Ancak haberi alır almaz toplantı yerine gittik ve görevliler bizi içeri almak istemediler. Ancak biz içeriye kendi yöntemlerimizle girdik ve bize verilmek istenmeyen söz hakkımızı meşru yöntemlerle elimize alıp görüşlerimizi ve gerçekleri anlattık. Görüşlerimizi ve gerçekleri yazmak istemeyen medyaya da durumu açıkladık. Bizim görüşlerimiz ve duruşumuz da artık basına ve kamuoyuna yansıdı.
Direniş yerimizi tasfiye etmek için daha önce de bizler, direnişi başından beri yürüten ve ayakları yara olanlar devredışı bırakılmak istenmişti. Ancak bu taktik kendilerini vurdu.
Parlamentonun ve bilimum yandaşlarının taktiği belli idi. Bizim politik argümanlar kullandığımızı söylüyorlardı ve mültecilerin hümanist bir şekilde yaşamalarına engel olduğumuzu söylüyorlardı. Bu nedenle bizi devredışı bırakıp “hümanist” dedikleri direniş yerlerini tasfiye etme ve adım adım mültecileri sınırdışı etme planlarını hayata geçirmek istiyorlardı.
Her direnişte olduğu gibi bizim direnişte de parlamentonun oyununa gelen ve direniş karşıtı tutum alanlar oldu. Bunlara, direnişçiler “siz bizi sattınız” dediler. Doğal olarak hareketimiz bölünmüş oldu. Bunda şaşılacak bir durum yok.
Esas olarak mültecilerin durumunu pragmatist bir şekilde kullananlar burjuva politikacılar ve onların yandaşlarıydı. Biz direnişçiyiz. Bizim bu direnişte kişisel hiçbir talebimiz ve çıkarımız bulunmuyor. Burjuva politikacılar bunu anlayamaz. Anlamalarını beklemiyoruz.

Tartışmalı ve çatışmalı geçen son görüşmenin ardından parlamenterler sahte çözüm teklifini reddeden bizim delegasyon grubuyla tartışma ve görüşmeye devam etmek istediklerini ilettiler. Bir yandan da sahte özür sözleri sarfettiler. Biz bu timsah gözyaşlarını geçmişteki mücadele deneyimlerimizden çok iyi tanıyoruz. Coğrafya değişse de sistemin savunucularının taktikleri birbirine çok benziyor. Ama bizim de direniş deneyimlerimiz var. Bizim özgürlük için neleri göze aldığımızı ve alacağımızı anlamak isteyenler mücadeleler tarihine bakabilir. Bu konuda bir şey söylemeye ihtiyacımız yoktur.
Senato ve medya şimdi bizim ne istediğimizi merak ediyor. Başından beri açık bir şekilde söylüyoruz. Direnişte bulunan her birey için ortak ve kesin bir çözüm istiyoruz. Bunun için Almanya yasalarında bazı maddeler var. Mesala 23. Maddede mültecilere bir grup çözümü uygulamak mümkündür. Bu madde sınırdışı edilmemeyi garanti eden bir maddedir. Bu madde üzerinden ayrım gözetmeden tüm direnişçilere oturum hakkı vermek mümkündür. Bu da bir özgürlük değildir ancak küçük bir kazanımdır. Direnişimizde küçük kazanımları reddetmek gibi bir tutumumuz bulunmuyor. Ancak Senato bu öneriye sıcak bakmıyor. Ancak bizimle görüşmeleri sürdürmek istiyor.
Biz, daha ilk görüşmemizde parlamentoya güvenmediğimizi beyan etmiştik. Bizim esas hak ve özgürlük mücadelemizin mekanı sokaklardır. Ancak küçük kazanımlar için parlamenterlerle görüşmeyi de reddetmiyoruz.
(...) Dün, Almanya Cumhurbaşkanı direniş alanımıza yakın olan bir cafeye davet edilmişti. Bu daveti biz eleştirdik ve kafe sahibine de bunu açıkladık. Kafe sahibi bizi de görüşlerimizi belirtmemiz için bu görüşmeye davet etmişti. Eleştirilerimizi ve protestomuzu gerçekleştirmek için gittiğimiz kafenin önünde polis barikatıyla karşılaştık. Davetli olduğumuzu söylememiz üzerine kafe sahibi yanımıza geldi ve özür dileyerek bizi içeri almayacağını söyledi. Bizim içeri girmemizi ve görüşlerimizi açıklamamız kabul ettirilememişti. Bunun üzerine polis barikatlarının önünde tepki ve protestomuzu gerçekleştirdik. Kafe sahibi burada yaşayan insanların tepkisini aldı.
Direniş yerlerimizi korumaya ve Avrupa’ya direnişi yayma planlarımızı uygulamaya devam ediyoruz. Brüksel yürüyüşü için bildirilerimizi birçok dile tercüme ettik ve Almanya’nın birçok kentinde bunun için hazırlık çalışmalarımız devam ediyor. Son enternasyonal konferansımız Brüksel’de olacak ve bu konferanstan sonra Mayısın 17’sinde yürümeye başlayacağız.
İçerden ve dışardan gerçekleşen tüm saldırılara karşı direnişimiz bitirilemiyor. İçinde bulunduğumuz haftalarda direniş alanlarımıza karşı Nazi saldırıları oluyor. Küçük gruplar gelip provokasyonlar gerçekleştiriyorlar. Ancak bu saldırılar direnişi zayıflatan değil güçlendiren etkiler yapıyor.
Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!
20 Mart 2014
Berlin