Aslan Tel: Kartal bakışlıydı gözleri...

24 Mart gecesi zebaniler güruhu gecenin en ölü saatini fırsat bilip dayanmıştı kapılarına

GÜNCEL
Pazar, 23 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

A. Vural



 



Onu tanıyan herkes yüreğinde bir sıcaklık göğsünde bir ferahlık hissederdi. Kimi insanların doğasındaki bu sıcakkanlılık Aslan'ın yaşamıyla bütünleşen özeliklerinden yalınzca biriydi. İlerleyen yıllarda o bütün enerjisini, yeteneklerini sakınmasızca örgüte akıtacaktı. Zaten soylu ölümüyle, Sefaköy direniş destanındaki kahramanca tavrıyla kalleş kurşunlara bedenini siper ederek bunu gösterdi.



 



1975 yılının soğuk bir kış gününde ilk kez “Küçük Moskova” olarak bilinin Muzo'nun kahvesinde tanışmıştık. Sarı Remzi'nin aralıksız anlatımları karşısında kafam allak bulak olmuştu. Bir ara ikimiz yalnız kalınca "...ama hiçbir şey anlamadım bu söylediklerinizden” deyiverince o meşhur gülüşüyle ilerde anlarsın deyip başka konulara geçtiler.



 



Aradan aylar geçip askerden dönünce tekrar görüşmeye başladık. Zaten o yıllarda devrimcilerin uğrak yeri olan Muzo'nun kahvesi dışında TÖB-DER ve yeni yeni gidip geldiğimiz CHP vardı. Bir gün başka bir arkadaşla birlikte çalıştığım işyerine uğradılar. Yine uzun tartışmanın sonunda “Al sana bizim gazeteyi getirdik” deyince iyice şaşırdım. Halkın Kurtuluşu'nun birinci ve ikinci sayıları... “Ama mutlaka oku...” demeyi de ihmal etmedi. İçimden 'bana kancayı taktılar' dedim. Diğer yandan yeni bir çevre, yeni arkadaşlar tanıdığıma da seviniyordum.



 



Aslan'ın deyimiyle bu gazete benim sınıfımın gazetesiydi. Derken okumam için kitap vermeye başladı. Nihat Behram'ın Dar Ağacında Üç Fidan kitabı geldi. Okuduğumda yaşamımın hızla değişmeye başladığını farkettim. Çünkü çevremle Aslan'ların diliyle konuşmaya başlamıştım. Oysa o zamana kadar hayatımda okuduğum tek kitap Atçalı Kel Mehmet romanıydı.



 



Çankırı'da herkes Halkın Kurtuluşu taraftarıydı. Gizliden gizliye THKO'lu olduğumuz için övünür dururduk. Derken olaylar hızlanmaya başladı. Neredeyse her gün faşistlerle kavgalar çıkıyordu; öğrenci olanlar okula toplu gidip gelmek zorundaydı. Aslan o yıllarda Öğretmen Lisesi'ndeydi. Binlerce üyesi olan faşist Ülkü Ocakları'nın ablukasına karşı durmak militan duruş gerektirirdi. İki kampa bölünmüş şehir merkezinde grup halinde gezmek bir yerden bir yere giderken topluca hareket etmek adeta zorunlu hale gelmişti.



 



1977 seçimlerinde CHP'nin Halkın Kurtuluşu mensubu olduğunu bahane ederek adaylığını veto ettiği Dişçi Kerim olayı hepimizin CHP'ye yaklaşımını farklılaştırmıştı. O partinin kurumlarına gitmeme kararı aldık, ilişkimizi kestik. Zaten kısa süre sonra yapılan toplantıda THKO'dan ayrıldığımız ve muhalefet ettiğimiz bildirilmişti. Çok detaylı anlamasak da THKO'nun bölündüğünü biliyorduk. Kim muhalefet kim THKO'da kaldı derken... Çankırı'nın tamamı muhaletteydi.



 



Faşistlerle yaşanan bir olaydan dolayı (yaralama) artık farklı bir alana yollayacaklarını söyleyince Aslan'a “İstanbul olsun” demekle yetindim. Uzun bir aradan sonra muhalefet hatırı sayılır bir güç toplamıştı. İstanbul da nerdeyse her hafta sonu "Üç Dünya Teorisi”nin reddiyle ilgili o zamanlar bazı devrimci grupların takıldığı Birlik Partisi'nin lokalinde toplantılar yapılırdı. Toplantılardan sonra muhalefet Devrimci Proletarya imzasını kullanmaya başlamıştı.



 



1978'de İsmail Gökhan Edge yoldaşın ikinci ölüm yıldönümünde çıkan afişleri Çankırı'ya götürmem söylenmişti. İsmail Gökhan Edge yoldaşın bölgede bu kadar yaygın afişinin yapılması Devrimci Proletarya'nın Çankırı'nın il ve ilçelerinde tanınmasına da vesile olmuştu... Aslan İstanbul'a ilk kez geldiğinde birlikte yolculuk etmiştik. Yanımızda 12 Eylül'de hainleşecek olan Adil Özbek de vardı... Ertesi gün Sefaköy'e, Aslan'ın akrabalarının kaldıkları eve gideceklerdi. 5 sene sonra Aslan ve M. Ali Doğan yoldaşın ölümsüzleşecekleri evdi bu, yani Granitten Direniş Kalesi!



 



Cunta şeflerinin "kökünü kazıdık, bitirdik diye zafer sarhoşu oldukları gün Baharın muştusu o görkemli 24 Mart 1983 günü Stalin Mehmet (İsmail Cüneyt yoldaş) komutasında yaratılan destanın yazıldığı iki katlı ev...



 



12 Eylül sonrası tekrar kavuşma



12 Eylül silindir gibi geçmişti devrimci hareket üzerinden. Yılgınlık, korku, panikleme diz boyuydu. Eski dostlar yolda karşılaştıklarında yol değiştirir olmuşlardı. Yılmaz Güney'in senaryosunu yazdığı “Düşman” filmine gitmiştik bir arkadaşla. Sinemada karşılaştığımız Çankırı'da sempatizanlarımız genç öğrenciler Aslan'la birlikte kaldıklarını söyleyince tarif ettikleri eve gittim. O zaman henüz Yenibosna'da kalıyorlardı. Kucaklaşma hal hatır sormadan sonra bir odaya geçtik... İlk uyarısı evde kalanların kaçak olduğu ve askerden firar ettiği hele de G3 silahı meselesini bilmedikleri oldu. Yani dikkat etmem gerektiğinin altını çizmişti.



 



Aslan'la 1982 yılında görüşmelerimiz devam etti. Çoğu zaman Berec dolmuş durağında buluşup tartışarak Pazariçi'ne yönelirdik. Berec dolmuş durağındaki işkembeciye gitmeden etmezdik. Benim iş koşullarım onunkine göre oldukça iyi sayılırdı. Bazen de çalıştığım işyerine gelir akşamları onlara giderdik... Birkeresinde İsmail Cüneyt çıkageldi (ben onu Stalin Mehmet olarak tanıyordum, daha önce bir iki kez Metin Aydın ile birlikte görmüştüm) bizim boş boş geyik muhabbeti yaptığımıza kızmış olacak ki bizi epeyce uyardı. Bazı kitapları okumamızı önerdi. “Saat Üçte Sayın Generalim” ve “Moskova Önlerinde” romanlarını okuyunca Stalin Mehmet'in nasıl da öngörülü ve haklı olduğunu kavramıştım.



 



Aslan yoldaş ile görüşmelerimizi periodik randevulara bağlamıştık. OÇ (Orak-Çekiç) her çıktığında çalıştığım işyerine uğrar ya da eve gelirdi. İlişkimiz bu şekilde devam ederken soğuk bir Mart günü Sefaköy'de çıkan çatışmanın haberiyle sarsıldım... Bir türlü inanasım gelmiyordu. Aslan Tel ve M. Ali yoldaşların çatışmada ölümsüzleştiğini operasyonun gelip bana uzandığında anlamıştım



 



24 Mart gecesi zebaniler güruhu gecenin en ölü saatini fırsat bilip dayanmıştı kapılarına. Kapı zilinin acı acı ötüşü sonrası ellerini kaldırıp teslim olacaklarını sandıkları savunmasız insanlar sanıyorlardı onları... Zebaniler zafer naraları atacakları anda İhtilalci Komünistlerin mermileri leş gibi içki kokan bedenlerini serdi kapı önüne... Bağcılar'da yazılan tarih Sefaköy'de destanlaşmıştı 24 Mart 1983 gecesinin zifiri karanlığında...



 



Şan olsun size karanlığı yırtan kızıl şimşeklerimiz!