"Baskı, tehdit ve soruşturmalar sökmedi!"

Ethem yoldaşın avukatı Kazım Bayraktar, Sarısülük ailesiyle ilgili açılan dava hakkında bir basın açıklaması yaptı

GÜNCEL
Perşembe, 27 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Ethem Sarısülük davasının ilk duruşmasınada duruşma salonunda yaşanan olaylarla ilgili olarak Sarısülük ailesi hakkında yeni bir soruşturma daha açıldı. Soruşturma katil sanığı polis Ahmet Şahbaz’ın duruşma sırasında darp edildiği iddiasıyla avukatları tarafından savcılığa yapılan şikayete dayanıyor.



 



İlk duruşmada yaşanan olaylar sırasıyla yeniden hatırlanmalıdır.



 



23 Eylül 2013 günü yapılan ilk duruşma mahkeme heyeti ile Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün birlikte hazırladıkları provokasyon ortamında başlamıştı. Başta demokratik kurum temsilcileri olmak üzere duruşmayı izlemek üzere gelen çok sayıda insan adliye binasına dahi alınmadan ve duruşma saatinden yaklaşık bir saat önce 80 kadar sivil giydirilmiş çevik kuvvet polisi ve amirleri (katil sanığının duruşmayı izlemeye gelen arkadaşları oldukları gerekçesiyle) duruşma salonunun izleyici bölümünün ilk sıralarına nizami bir şekilde; kimlikleri açıklanmayan orta yaş ve üzeri kravatlı üç şahıs sanık bölümüne yerleştirilmiş, yargılama bu koşullar altında başlatılmak istenmişti. Adliyenin çevresi ve koridorları ile duruşma salonunun önü sivil polis kaynıyordu. Sarısülük ailesi ve avukatları, davanın daha ilk duruşmasında tam bir polis ablukası içinde buldular kendilerini. Sokaklarda gösteri yapan insanları gaz kapsülleri ile vuran, orantısız güç kullanmanın ötesinde vahşice ve düşmanca saldıran, iktidar ve yargı tarafından korunup kollanarak sürekli suç işlemeye teşvik edilen çevik kuvvet polisleri bu kez sivil giydirilerek duruşma salonuna yerleştirilmişlerdi.



 



Müdahil avukatları duruşma salonuna sinen polis baskısı ve terörü altında duruşma yapılamayacağını, Ethem Sarısülük'ü öldüren çevik kuvvet ekibinin acılı ailenin karşısına çıkarılmasıyla provokasyon ortamı yaratıldığını, sanığın güvenliği endişesi duyuluyorsa resmi adliye polisinin yeterli olduğunu hukuksal gerekçeleri ile birlikte açıkladıktan sonra tüm sivil polislerin duruşma salonundan çıkarılmalarını, dışarda bekleyen sivil izleyicilerin ve kurum temsilcilerinin içeri alınmasını talep ettiler. Bu arada katil sanığı tutukluların alındığı kapıdan resmi adliye polisleri arasında duruşma salonuna getirildi. Katil sanığının saçı, bıyığı, kalın çerçeveli renkli gözlüğü ile birlikte görünen tipinin çevik kuvvet polislerine benzemediği Sarısülük ailesi ve avukatları tarafından ilk anda farkedilmişti. Ancak o sırada sivil polislerin duruşmadan çıkarılmaları tartışması yapılıyordu.



 



Avukatların ısrarlı talepleri karşısında Mahkeme heyeti izleyici bölümündeki sivil polislerin dışarı çıkmalarına, ancak peşinden de duruşmanın kapalı yapılmasına karar verdi. Duruşmanın kapalı yapılması kararı hiçbir yasal bir gerekçeye dayanmıyordu. Sivil giyimli çevik kuvvet polisleri dışarı çıkarlarken yakınlarında bulunan müdahil avukatlarının üzerine pet şişe attılar ve hakaret ettiler. Salondan dışarı çıktıklarında mahkemenin çağrısı üzerine gelip duruşma salonunu dışında bekleyen müdahil tanıklarına, kapalılık kararı nedeniyle dışarı çıkarılan az sayıda sivil izleyiciye saldırdılar ve tanıklardan ikisini yaraladılar. Bu aşamaya kadar Sarısülük ailesinin sanığa yönelik herhangi bir eylemleri söz konusu olmadı. Müdahil avukatları mahkeme heyetinin tanıkların can güvenliğini sağlamakta acze düştüğünü gördüler ve olaya müdahale etmek için dışarı yöneldiklerinde Sarısülük ailesi de hareketlendi. Tam sanığın yakınından geçerken aile ile sanık arasında bir arbede yaşandı ve sanığın peruğu, bıyığı, kaşı ve gözlüğü yere düştü. Adliye polisleri sanığı diğer kapıdan dışarı çıkardılar ve duruşma ertelendi. Bu arada adliye önünde bekleyen kitleye çevik kuvvet polisi saldırmaya başladı, tüm adliye gaza boğuldu.



 



Katil sanığının bu arbede sırasında yaralanıp yaralanmadığını bilmiyoruz. Ancak olayların birinci derecede sorumlusu Mahkeme heyeti, Ankara Çevik Kuvvet Şube Müdürü ve amirleri ile katil sanığının kendisidir. Önceden planlanmış bir işbirliği söz konusudur. Acılı aileye, avukatlarına ve yargılamayı izlemeye gelen insan hakları ve demokratik kurum temsilcilerine karşı duruşma salonunda, polis terörü altında, sanık lehine psikolojik üstünlük sağlanmak istenmiştir. Bununla da yetinilmemiş hem sanığın kimliğinin doğal ayrılmaz parçası olan yüzü gizlenerek gizli sanık uygulaması yapılmış hem de delil karartılmıştır. Her ikisi de suçtur. Sanık gerçek kimliğindeki ya da resmi onaylı fotoğrafı ile karşılaştırılabilecek şekilde yüzü açık bir biçimde duruşmaya gelmek, getirilmek zorundadır. Sanığın yüzünün gizlenmesi eylemi Mahkeme heyeti, Çevik Kuvvet müdür ve amirleri ile sanık arasında önceden yapılmış bir işbirliği ile gerçekleştirilmiştir. Mahkeme heyeti cinayet suçu sanığının fotoğraflarını dosyaya getirtmemiş, ısrarlı taleplerimizden sonra getirtmek zorunda kaldığı fotoğrafları bu kez mahkemenin kasasına kapatılmasına karar vermiştir. Bu durum sanığın duruşmaya, peruk vs. ile yüzü gizlenerek getirtilmesi fikrine ve eylemine mahkeme heyetinin de ortak olduğuna dair ilk duruşmada oluşan düşüncemizi pekiştirmiştir.



 



Müdahil tanıklarını yaralayan çevik kuvvet polisleri hakkındaki şikayet konusunda bir işlem yapılmazken Sarısülük ailesi bu suçu ortaya çıkardığı ve tepki gösterdiği için soruşturulmaktadır. Mahkemenin her kararında aleni hukuksuzluk ve yasa tanımazlık örnekleri sergilenmekte, bu kararlar hem kamuoyunda hem de davayı izleyenlerde infial yaratmakta ve davanın her duruşması olaylı geçmektedir. Katil sanığını polis olduğu için kollamaya çalışan, açıktan taraflı ve imtiyazlı yargılama yapan mahkeme heyeti son duruşmada uyuma olayı ile infiali doruğa çıkarırken, bu durumu protesto edenlere ve Sarısülük ailesine karşı göz dağı amaçlı soruşturma ve davalar açılmaktadır.



 



Olayların asıl sorumlusu ise siyasal iktidardır. Mahkeme heyeti tıpkı iddianame savcısı gibi Başbakan’ın “polisi yedirtmeyiz” talimatını içtenlikle ve sıkı sıkıya uygulamaya devam etmektedir.



 



Sarısülük ailesi mahkeme heyeti ile Çevik Kuvvet müdür ve amirlerinin ortaklaşa işledikleri bir suçu ve usulsüzlüğü ortaya çıkarmışlar, davadaki haklarının suç işlenerek çiğnenmesine karşı meşru savunma haklarını kullanmışlardır. Bu sırada sanık eğer gerçekten yaralanmışsa bu eylem hukuksal açıdan “meşru savunma sınırının kasıt olmaksızın aşılması” olarak nitelendirilebilir.





Baskı, tehdit ve soruşturmalar bugüne kadar Sarısülük ailesini ve müdahil avukatları yıldıramadı bundan sonra da yıldıramayacak.



 



27.03.2014



Av. Kazım BAYRAKTAR