ONları ölümsüzleştiren...

'71 Direnişi sonraki kuşaklara da esin kaynağı olarak süreklilik kazanan bir kopuş halkası özelliğine sahiptir

GÜNCEL
Cumartesi, 29 Mart 2014 (12 yıl 6 ay önce)

30 Mart, 6 Mayıs ve 18 Mayıs...







Bunlar, 12 Mart faşizmine karşı devrimci direnişi simgeleyen doruk noktalarıdır...







Koşulların bütün elverişsizliğine karşın güce boyun eğmeyen devrimci cesaret ve kararlılık, bunların üçünü de kesen ortak noktaların başında gelir. Fakat bu direnişleri sadece birer devrimci başeğmezlik destanına indirgemek, onları fazlasıyla darlaştırıp yüzeyselleştirmek olur.







Çünkü, 30 Mart'ta Kızıldere'de kat kat çember içine alınan bir köy evinde, 6 Mayıs'ta darağacında ya da 18 Mayıs'ta Diyarbakır zindanlarının soğuk beton hücrelerinden birinde karşı karşıya gelinen ölüm karşısında sergilenen soylu duruşlar birer sonuçtur aslında.







O 'sonuçları', sahiplerinin öncesinde yaptıkları seçimler ve yürüdükleri yollardan ayırmanın olanağı yoktur. O seçimlerin özünde ise, kapitalist sömürü düzenine ve burjuvazinin sınıf egemenliğine devrimci bir meydan okuma vardır. En gelişkin haliyle bile “nitelikli bir muhalefet” olmanın ötesine geçebilme imkan ve ihtimali olmayan iktidarsız bir “solculuk” anlayışı ve oyalanma pratiklerinden, “devrim yapma” iddiasını en başa yazan devrimci bir kopuş vardır. Bunun bedellerini göze alamayıp yan çizenlerden ya da bir süre sonra yorulup tıkananlardan farklı olarak seçilen yolların hakkını vererek sonuna kadar yürünmesi vardır.





Bu yüzdendir ki;



Kızıldere'de sadece devrimci başeğmezliğin değil, devrimci dayanışma ve siper yoldaşlığının ne demek olduğunu pratikleriyle göstererek toprağa düşen ON'lar (Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ömer Ayna, Ahmet Atasoy ve Ertan Saruhan), etraflarındaki çemberin giderek daraldığını bildikleri halde, idam tehdidi altındaki Deniz'leri kurtarabilmek umuduyla ellerinden geleni yapmakta tereddüt göstermemişlerdir.







İdam sehpalarında, tepede ilmik sallanırken dizlerin titremesi şurada dursun, devrime, devrimin ve sosyalizmin öğretisi olarak Marksizm-Leninizm'e olan bağlılığın altı kalınca çizilmiş,Türk ve Kürt emekçilerinin kardeşliği vurgulanmışsa eğer, bu o anlık bir ilham ve cesaretin sonucu değildir.







Vartinik Mezrası'ndan Diyarbakır zindanlarına aylar boyunca görmediği zulüm, çekmediği acı kalmadığı halde “tık” bile demeyen bir iradenin çelik gibi sağlamlığından söz ediyorsak, bu çelik, suyunu önceden, sadece egemen sınıflara karşı değil oportünist ihanete karşı mücadelenin ateşi içinde almıştır.







Ve bu yüzdendir ki zaten, '68 devrimciliğinin kendi mecrasında olgunlaşarak billurlaşmış halini ifade eden '71 Direnişi, sadece doğal bir 'sonuç' özelliği taşımakla kalmayıp sonraki kuşaklara da esin kaynağı olarak süreklilik kazanan bir kopuş halkası özelliğine sahiptir.







O bu yüzden bugün hala yaşamakta, esinledigi devrimci ruh ve değerler, insanlığın kurtuluşunu arzulayan genç kuşaklar ve militanlar için yol gösterici olmaya devam ederken, sosyalizmin ve devrimci hareketin tarihsel başarısızlıklarından umutsuzluğa kapılıp neoliberalizmin burjuvaziye sağladığı üstünlük ve avantajların sonsuza dek süreceğini zannederek bilinçlerini ve ruhlarını satan döneklerin bu yüzden hayasızca saldırılarına uğramaktadır. Ama nafile!..







Mahir'ler, Deniz'ler, İbo'lar yaşıyor!..