Greif baskınında direnişçiler

Greif'e polis baskınında direniş alanında işçilerle birlikte olan muhabirimiz baskını anlattı

GÜNCEL
Cumartesi, 12 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

Greif direnişi iki ayı doldurmak üzereyken 59. gün belli yoğunluklarla geçmişti. Akşam yaklaşık olarak 21:30 sıralarında Greif direniş komitesinden Orhan Purhan gece saldırı beklendiği haberini verdi. Greif'in facebook sayfasından acil destek çağrısı yaptıklarını, fabrika girişinde direniş ateşinin yakıldığını söyledi. Hem desteğe gelenleri karşılamak hem de saldırıya karşı hazırlık yapmamız gerekiyordu. Sabaha kadar kimse uyumayacaktı, evlerindeki işçilerin bir an önce fabrikaya-direniş alanına çağrılmasına karar verilmişti.





Bunun üzerine bilgisayardaki işimi bitirip acil destek yapılması için bir mesaj yazdım. Fabrika önüne çıkarak telefonla ulaşabileceğim herkese ulaşmaya çalıştım. İlk önce şantiyeyi işgal eden inşaat işçilerine ulaşıp bilgi verdim. İşçilerle birlikte halaylar çekip türküler söyledik.





Bu arada daha önce de birçok kez olduğu gibi saldırıya hazırlık konusundaki tedbirleri, savunmaya dair nasıl bir planları olduğunu yeniden sorduk.





Fabrikanın bütün detaylarına hakim, planına hakim oldukları için çok farklı cephelerden çeşitli şekillerde saldırabileceklerini söyledik. Buna göre saldırıyı püskürtme planımızın ve çekilmek zorunda kalındığında sağlam, korunaklı ve kolay kolay giremeyecekleri bölümlerin seçilmesi gerektiğini falan konuştuk. Direniş temsilcisi her şeyin hazır olduğunu söyledi. Fabrikadaki yangın söndürme hortumlarının su kuvvetinin bir TOMA'yı ters çevirecek kuvvette olduğunu, bunların hazır bekletildiğini söyledi.





Halaylar, sohbetler, acil destek çağrıları derken saatler ilerlemeye başladı. Acil destek çağrısına ilk yanıt İnşaat İşçileri Sendika Girişimi'nden geldi. İnşaat işçileri Greif'e “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “Greif işçisi onurumuzdur!” sloganları atarak geldiler. İnşaatçıların gelmesi Greif işçilerini daha da motive etti. Gece uzundu, saldırının hangi saatte olabileceğini kestirmek aslında zor değildi ve beklediğimiz gibi bir şafak operasyonun bu kez işçi sınıfına dönük olarak gerçekleştirildi.





Gece yarısına doğru direnişçi işçilerden birçoğu biraz dinlenmek için bölümlerine gitmişlerdi, fabrika önünde yalnızca üç- beş kişi kalmıştı. Yaktığımız direniş ateşininin etrafında uykumuz gelmesin diye çekirdek çitleyerek zaman geçiriyor, bir yandan da Hadımköy yolundan geçen araçları takip ediyorduk.





Saat 00:04 olduğunda dışarda bekleyen iki kişi kalmıştık. Sohbet ediyoruz ama saldırı saatinin yaklaştığını da sezebiliyordum. Genç arkadaş, bir akrebin Hadımköy tarafına geçtiğini söyledi. Bir yandan ona “emin misin” diye sorarken Hadımköy yoluna dikkat kesildim. 10 dakika sonra peşpeşe iki akrep daha geçti. Bunun üzerine güvenlikteki arkadaşlara iletip komiteye haber vermesini istedik. Güvenlikteki arkadaş Kızıl Bayrak muhabirine iletti. Muhabir arkadaş yolun ağzına kadar gitti ve birden koşarak geldiğini gördüm. Güvenlikten alarmı çalıştırmasını istedik. Saldırı alarmı her yerden çınlamaya başladı. Büyük bir iş makinası konvoyu, çok sayıda TOMA'nın, bin kadar çevik polis, birçok sivil, bir sürü akreple hareket ettiğini gördük. Fabrika yolunun girişine araçlarla barikat oluşturup önceden belirlenmiş direnişçi işçilerbarikat başına geçtiler. Geri kalanlarımız ise fabrika bahçesine geçtik.





Yangın söndürme hortumları hazır beklenmeye başladı. Beş dakika sürdü sürmedi fabrikanın arka tarafından yüzlerce çevik polisinin fabrikaya girmeye başladığı söylendi. Bunun üzerine, önceden belirlenmiş ekip hızla çatıya çıktı. Saldırı başlamadan kadın işçiler üçüncü kata yollandı.





Polis saldırısı başladığı anda herkesin binanın üçüncü katınaa çıkması söylendi. Hızlı ama birbirimizi ezmeden üçüncü kata çıktık; kimi işçiler panik halindeydiler, onları sakinleştirip korkmamaları için elimizden geleni yapıyorduk. Kapı önlerine paletlerden barikatlar oluşturup girmelerini zorlaştırmaya çalılşıyorduk. Ancak bulunduğumuz alanda her yerin cam-pencere olması çok sıkıntılı bir durumdu ve bu durumu gidermeye çalışıyorduk. Alüminyum masaları pencere önlerine çekerek oralara da barikat oluşturuyorduk. Bir taraftan hep birlikte slogan atılıyor, masalara vurularak protesto sesleri çıkarılıyordu.





Aşağıya baktığımızda kurt sürüsü gibi ilerleyen polisleri görüyorduk. Fabrika girişinde hiçbir zorlanmayla karşılaşmadan içeri girmişlerdi. Polisler üçüncü kata çok çabuk ulaştılar. Kapının yan tarafını delerek içeriye gaz bombası atarak girdiler.





Birden karşımızda yüzlerce polisi gördük. Hep birlikte polislerin karşısındaki duvarın yanına geçerek kolkola girdik ve slogan atmaya başladık. Bu arada önceden aldıkları emir üzerine direniş komitesinden hedef gösterilenler vahşice koparılıp alındı. Yerlere duvarlara çarpılarak kafaları gözleri darp edilerek ağızlarından, burunlarından kan gelerek alındılar. Biri yerde baygın yatıyor yedi sekiz çevik polisin arasında tekmeleniyordu. Hareket edemeyecek durumda olunduğu halde buradaki herkesi yaka paça gözaltına aldılar. Bu arada panik atak ve sinirsel rahatsızlığı olan kadınlar vardı, ama kadınlar yenilmediler polisin bütün o vahşi saldırısı karşısında dimdik ayakta kaldılar... Birbirimize kenetlenerek onlara sloganlarla cevap verdik.





Herkes alındıktan sonra yerde yatan erkek arkadaş ve dört kadın kalmıştık. Bizim önümüzdeki masayı bir türlü koparıp alamadılar. Bizi biribirimizden ayıramadılar. Polisler yerde baygın yatan arkadaşa tekrar saldırınca saldırıyı engellemek için oraya doğru hareketlendik. Onun ağzından burnundan kan geldiğini gördüğümde aklıma -aslında hiç çıkmayan- Ethem yoldaş geldi. Polisin saldırısını önlemeliydim, öyle de yaptım. Dört kadın oraya gidip polisleri arkadaşın etrafından uzaklaştırdık. Polis aşağıya inmemiz koşuluyla arkadaşı darp etmeden indireceklerini ambulansa koyup göndereceklerini söyledi. “Tamam” dedik. Ama arkadaşı sürüyerek indirmeye çalışmaları beni daha fazla öfkelendirdi. Sürükleyen polisi itekleyerek onu da Ethem gibi öldürmeye çalıştıklarını buna izin vermeyeceğimizi, Ethem'i, Berkin'i ve daha nicelerini katlettiklerini, katil olduklarını, bir arkadaşımızı daha katledemeyeceklerini bağırdığım için polislerle bir süre arbede yaşadık; ama arkadaşı aldık ellerinden. Dört kadın aşağı indirilirken hatırladığım tek şey Ethem'in de işçilerin de hesabının sorulacağı şeklindeki kendi çığlıklarımdı.





Arkadaşı ambulansın sedyesine koyduk. Hemen akabinde sivil polisler “bu kadını ayrı alın, çabuk çabuk...” diye çevik polise emir verdi ama bunu da başaramadılar. Beni tek başıma bir araca koyup götürmelerine engel oldum, ellerinden sıyrılıp işçilerin olduğu tarafa geçtim. Dört-beş polisin beni yere nasıl attılar bilmiyorum ama kendimi birden yüzüstü yerde yatarken buldum. Dizleriyle sırtıma basarak ters kelepçeyi oldukça sıkı bir şekilde bağladılar. Bileklerimin damarları daha ilk anda çatlarcasına şişmeye başlamıştı.





Doksan bir kişi çok kısa bir süre içinde işte böyle karga tulumba gözaltına alındık. Kimlerini yerlerde sürüdüler, kimileri çok direnmeden indiler... Biz arkadaşı ambulansın sedyesine koyduk ama onlar alıp tekrar yere attılar. Sonra da bizi aldıkları gözaltı aracına getirip tam benim oturduğum koltuğun yanındaki koltuğa bir çuval gibi bıraktılar. Katiller ona bile o durumdayken çok sıkı bir şekilde ters kelepçe taktılar.





Alınteri muhabiri Zarife Çamalan