İstanbul bugün, çocukları tecrit hücrelerinde yavaş bir ölüme terk edilmiş ailelerin kendilerine ve çocuklarına ve çocukları Mercan Vadisi'nde kimyasal silahlarla vahşice öldürülmüş ailelerin yine kendilerine ve çocuklarının mezarlarına karşı yapılan faşist baskı ve saldırılara ilişkin iki ayrı açıklamaya sahne oldu.
Saat 12:00'de Galatasaray'da toplanan TUYAB'lı ailelerin ilk gündemi çocuklarını ziyaret eden tutsak yakınlarının kollarına vurulan ırkçı faşist damgalardı. Adana Kürkçüler Hapishanesi'nde siyasi tutsakların ziyaretçilerinin kollarına vurulan "Terör", "Siyasi", "Görülmüştür" damgalarına artık "Önce vatan" da eklendi. Damgaları silenlerin ziyaret hakları gasp ediliyor. Tutuklu ve hükümlü yakınları yaptıkları açıklamada uygulamanın, ırkçı faşist zihniyetin devrimci tutsakların ailelerine dönük onur kırıcı, küçük düşürücü, aşağılayıcı saldırılarından bir tanesi olduğunu belirttiler.
Dışarıda ailelere olduğu gibi içeride devrimci tutsaklara yönelik saldırılar da artarak sürüyor. Ulucanlar Cezaevi'ni boşaltmak için yapılan işkenceli operasyon ve sürgün saldırısıyla Sincan Kapalı Kadın Hapishanesi'ne getirilen Necla Çomak, Nilüfer Şahin ve Figen Çağrı adlı tutsaklara yönelik vajina ve anüs araması gibi işkence uygulamaları devam ediyor. Sincan zindanına ilk getirildiklerinde tek kişilik hücrelere atılan ve türlü işkencelere maruz bırakılan kadın tutsaklar, faşizmin parçalayamadığı direniş ruhu ve yaptıkları açlık grevi ile kısmi kazanımlar elde etmişlerdi. Şimdi Nilüfer Şahin tekrar tek kişilik hücreye atıldı. Ve 3 tutsak da mahkeme, hastane gidiş gelişlerinde çırıl çıplak soyularak zorla vajina ve anüs araması işkencesine tabi tutuluyorlar; hücreleri sürekli aranarak talan ediliyor; koridordan "Ölürüm Türkiyem" şarkısı dinlettiriliyor; sıcak su verilmiyor vb.
Sincan 1 No'lu F Tipi'nde tutulan Kemal Ertürk isimli tutsak ise kronik sarılık, hiper tansiyon, şeker gibi hastalıklara sahip olmasına rağmen tedavi edilmiyor. Güneş görmeyen tek kişilik bir hücreye atılan Ertürk havalandırmaya dahi çıkartılmıyor.
Faşizm, yavaş bir ölümün içine attığı, üzerlerinde kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme saldırısının boyutunu yükselttiği devrimci tutsaklara ve onları yalnız bırakmayan ailelerine karşı saldırılarını arttırırken, katlettiği devrimcilerin mezarlarına bile tahamül edemiyor.
[foto]analar2.jpg[/foto]
Mercan Vadisi'nde geçtiğimiz yıl kimyasal silahlarla katledilen 17 MKP üye ve yöneticisinin Dersim'de bulunan mezarları ve aileleri üzerinde faşist bir abluka kuruldu.
17'lerden Cafer Cangöz, Aydın Hanbayat, Ali Rıza Sabur, Ahmet Perktaş ve Taylan Yıldız'ın naaşları Dersim merkezde yan yana defnedildi. Omuz omuza yatan 5 devrimcinin mezarlarının faşizmin katliamcı yüzünü hiç unutturmayacak bir anıta dönüşmesine devlet tahamül edemedi. Ailelere herkesin mezarını kendi köyüne taşımasını dayattı. Ve bir yıldan bu yana devletin kanlı pençeleri mezarların ve ailelerin üzerinden inmedi.
Bugün saat 13:00'te İnsan Hakları Derneği'nde bir açıklama yapan 17'lerin Aileleri maruz kaldıkları faşist baskıları kamuoyunun gündemine taşıdılar.
Aydın Hanbayat'ın yeğeni tarafından mezarlığın altına jandarma karakolu kurulduğu ve 1 yıl boyunca mezarlığa giden herkesin kimlik kontrolüne tabi tutulup, sorgulandığı söylendi. Mezarları ziyaret edenler, mezarları yapan ustalar, mezara kim giderse gözaltına alındığı vurgulandı.
Aynı zamanda ailelerin avukatı da olan yeğen Hanbayat, savcılığa yapılan suç duyurusunda savcının kendisinin, "Oraya dikilecek bir çiçek bile bizim için anıttır izin vermeyeceğiz" dediğini aktardı.
Ali Rıza Sabur'un abisi ise JİTEM'in mezarlığın bir tepesine yer yaptığını ve mezarlığa gittiklerinde o tepeden "Yıkacağız" diye bağırdıklarını anlattı.
Mezarlara geçici olarak "Aydın Hanbayat Ölümsüzdür", "Ahmet Perktaş Ölümsüzdür" diye mezar taşları yapılmıştı, bu mezar taşlarına suç ve suçluyu övdüğü gerekçesiyle devlet tarafından el konuldu.