Kırım’ın alınmasıyla “Rusya’nın güçlenmesi” bir tür “birleştirici ideoloji” oldu...
Rus medyası, Ukrayna’nın Sloviansk kentinde Rusya yanlısı eylemcilerin kurduğu kontrol noktasına yönelik 20 Nisan’da gerçekleştirilen silahlı saldırıda 5 kişinin öldüğünü duyurdu.
Ukrayna yetkilileriyse, inandırıcılıktan uzak bir şekilde, “iki vatandaş grubu arasında meydana gelen çatışmada 3 kişinin öldüğünü” söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, saldırının arkasında radikal milliyetçi Sağ Sektör grubunun olduğunu belirtiyor. Açıklamada, “Rusya silahlı kişilerin bu provokasyonu nedeniyle kızgındır” denilerek, Kiev hükümetinin milliyetçi ve köktenci grupları silahsızlandırmak için adım atmadığı vurgulandı.
“Modus vivendi” kısa sürdü
Rusya, Ukrayna, Avrupa Birliği ve ABD temsilcileri geçtiğimiz Perşembe günü (17 Nisan) Cenevre’deki toplantıda, Ukrayna’daki “illegal askeri grupların dağıtılması ve hükümet binalarındaki işgallerin son bulması” için anlaşmaya varmıştı.
Cenevre görüşmesinden sonra, Ukrayna’nın doğusundaki gerginlik ve çatışmaların son bulacağı beklentileri de böylece boşa çıkmış oluyor. Rusya yanlısı milisler “işgal ettiğimiz kamu binalarını terketmeyeceğiz” diyorlar.
Bütün bu olup bitenler, kışkırtılan iç savaş sürecinin ardından, ABD ve AB emperyalistlerinin olduğu kadar Rusya’nın da -Cenevre görüşmelerine gitmeyi kabul etmiş olmasına (yani krize politik-diplomatik çözüm yolunda diğer emperyalistlerle anlaşmış görüntüsüne) rağmen- askeri-politik güç olanaklarını (şimdilik “kontrollü”) kullanmaktan geri durmayacaklarını da gösteriyor.
Ukrayna’nın “bölgesel değeri”
Hatırlanacağı üzere, sokak çatışmalarıyla uç veren “Ukrayna krizi” Rusya yanlısı devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in AB ile ortaklık anlaşması imzalamaktan vazgeçmesi üzerine tetiklenmişti. Toplumsal-politik-askeri krizi doğuran asıl faktörse Ukrayna’nın, Rusya’yla AB ve ABD emperyalistleri arasında bölgesel-stratejik bir konumunda olması.
Askeri açıdan NATO’nun eski “Doğu Bloku” ülkeleri Romanya, Bulgaristan, Slovakya, Slovenya, Litvanya, Letonya ve Estonya’yı içine alacak şekilde Rusya sınırlarına dayanmış olduğu gerçeği, ekonomik açıdansa doğalgaz başta olmak üzere Rusya enerji kaynaklarının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya ulaştırılıyor oluşu var. Ukrayna, emperyalist güç blokları arasında ekonomik ve askeri açıdan bir geçiş ve denge ülkesi.
Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlı olması bu cenah açısından ciddi handikap. AB’nin en büyük ekonomisine sahip olan Almanya, doğalgaz ihtiyacının yüzde 40′ını Rusya’dan karşılıyor ve ülkenin nükleer enerji üretimine kademeli olarak son vermeyi planlıyor olması sebebiyle bu bağımlılık yakın gelecekte daha da artabilir. Örneğin, Almanya’da kimya şirketi BASF, tedbir alınmasını savunan şirketlere öncülük ederken, İtalya’da enerji şirketi Eni, doğalgazının yüzde 30′unu Rus Gazprom’dan alan Avrupa’nın Moskova’ya karşı enerji yaptırımı uygulayacak bir pozisyonda olmadığını dillendiriyor.
İngiltere cephesinde ise BP, Cenevre görüşmesi öncesinde İngiliz bakanlar ve milletvekillerine, AB hükümetlerinin önümüzdeki günlerde Rusya’ya ekonomik yaptırım uygulamaları halinde risk altında olacaklarını söylemişti. BP’nin bu tavrının ardında aynı zamanda, Rusya’nın devlet kontrolündeki petrol şirketi Rosneft’in yüzde 20 payla ortak olması yatıyor.
Çatışmanın sıçramalar içeren zigzaglı seyri
ABD ve AB’nin başını çektiği emperyalist blokun, Rusya yanlısı iktidarı deviren hamlesinin ardından Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasına rağmen sular durulmadı. Ülkenin özellikle Donetsk, Harkov ve Lugansk gibi güneydoğu bölgelerinde Rusya yanlısı milislerin kamu binalarını işgali, emperyalist yeniden paylaşım sürecini ve krizini derinleştiren rol oynadı. Cenevre görüşmesi bu noktada ara bir durak olma rolünü bile oynayamadı. Ukrayna’nın önünde şimdi, Rusya’nın elini güçlendirecek (diğer emperyalist blok aleyhine) şekilde federatif yapıya geçiş tehlikesi var. Bu yeni bölgesel krizleri de tetikleyebilecek mahiyette.
Batılı devletlerin “Kırım’ı işgal eden Rusya, ağır yaptırımlarla cezalandırılacaktır.” açıklamasından sonra bir dizi gelişme yaşandı. Rusya G-8′den çıkarıldı. Moskova ile üst düzey temaslar sınırlandı. NATO ile Rusya arasında 1997′den bu yana sürdürülen işbirliği durduruldu. Rusya’dan bir dizi resmi isme ve işadamına seyahat ve finans yasakları getirildi. Ekonomik önlemler ve en çok da Avrupa’nın enerji bağımlılığına son vermek için atılacak adımlar üzerinde hala çalışılıyor.
Son yıllarda ABD'nin Suriye’de istediği gibi at koşturmasının önünde ciddi bir engel olan Rusya’nın tek kutuplu olmaktan çıkmış günümüz dünyasında emperyalist yeniden paylaşım süreçlerinde daha aktif roller üstlenmeye yöneldiği biliniyor. Öyle ki, son Kırım hamlesinden beri, Rusya’nın başka bölgelerle ülkeleri (en başta Doğu Ukrayna’yı, Moldova’ya bağlı Transdinyester Rus Azınlık Cumhuriyeti'ni, Baltık ülkelerini, hatta Finlandiya’yı) işgale hazırlandığı senaryoları bile dillendirilir oldu!
Bu tür senaryoların “Rus stratejik zihniyetinde” belli bir anlamı ve yeri olmakla birlikte, bugünkü koşullarda Rusya’nın bunu tek başına yapamayacağı gerçeği bir yana, bu çapta gelişmeler emperyalist yeniden paylaşım mücadelelerinin genel seyrinden ve emperyalist güçler arasındaki çok boyutlu değişken denklemlerden ayrı ele alınamaz.
Diğer şeyler bir yana, bu tür olası gelişmeler karşısında örneğin Çin’in hangi tarafta kime karşı saf tutacağı önem kazanır. Örneğin Ukrayna meselesinde Çin’in sessiz kalıyor oluşu bile Rusya açısından önemsiz bir faktör değildir.
Ukrayna, ABD’nin, Rusya’nın ve Çin’in ardından dünyada silah ihracatı yapan 4. ülke. Ukrayna’nın AB’ne girmesi, AB’nin Çin’e uyguladığı silah ambargosuna uyması ve gelirlerinde önemli bir kaybın yol açması demek. Ukrayna, Çin için askeri açıdan çok önemli bir ülke. Çin’in savaş jetlerinin ve öteki hava araçlarının bakımı Ukrayna’da yapılmakta. Ukrayna’nın ürettiği motorlar birçok askeri araçta kullanılmakta.
Konunun Rusya’nın lehine olan bir başka boyutu daha var kuşkusuz. Rusların “zaten tarihi olarak bizimdi” dediği Kırım’ın alınması, ülke içinde moralleri yükseltti, Batı karşıtlığı da, Putin’in prestiji de yükseldi. Yani “Rusya’nın yayılması ve güçlenmesi” neredeyse bir tür “birleştirici ideoloji” oldu. Bazı Rus gazetelerinde “Batı’nın yaptırımlarından korkmayan halkımız, ekonomik fedakârlıklara ve kemer sıkmaya hazır” başlıkları atıldı.
Ukrayna krizi sürecinde Cenevre momenti en fazlasından rölantiye alma denemesiydi. Bu rolü bile oynayamadığı anlaşılıyor. Çoktan tıkanmış neoliberal birikim modelinin derinleştirdiği küresel-yapısal bunalımla birleşik sıçramalı ilerleme potansiyelini fazlasıyla taşıyan emperyalist yeniden paylaşım süreçlerine eklenmiş Ukrayna meselesi burada durup kalmayacak.
Aynı neoliberalizmin dünya işçileri arasında yarattığı yıkıcı sonuçlar ve beraberinde getirdiği öfke ve tepki birikiminin emperyalist saptırmayla şu veya bu emperyalist blokun yedeğine alınması tehlikesi de, tıpkı son Ukrayna örneğinde olduğu gibi, devrimci alternatifler oluşturulamadığı sürece katlanarak büyüyecektir. Bizler ve proletaryanın geleceği açısından asıl görülmesi ve önlem alınması gereken nokta da budur!