Çarşamba, 30 Ağustos 2006 (20 yıl 1 ay önce)
Ceza İnfaz Kanunu ile hapishane idarelerinin ve savcılıkların keyfi uygulamalarının önü açılmışdı. Sitemizden bu keyfi uygulama ve baskıların haberlerini birçok defa izlediniz: Mektup görüş yasağından hücre içinde hücre hapsine, onur kırıcı işkenceli aramalardan havalandırma yasağına, bisküitten pasta yapma yasağına kadar... Bu keyfi uygulamaların boyutu infaz yakmaya kadar vardı. Bu durumun ilk kez kendisine uygulandığını belirten Edirne F Tipi Cezaevi'den Hüseyin Sarıaltın, İzmir Cezaevi İnsiyatifi'ne (İCİ) yazdığı mektup ile uygulamayı kamuoyuna duyurdu.
"Buradaki rejim insana kendini nasıl savunması / savunabileceği bir durumdan ziyade, kurallara - dayatmalara nasıl boyun eğilmesi gerektiğini salık buyuruyor" diyen Sarıaltın, kendisinin ilk olduğunu ama son olmayacağını belirterek devrimci demokrat kamuoyunu eylemli karşı koyuşa çağırıyor:
Merhaba İCİ ailesi;
Önce sizleri saygıyla selamlıyor ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
23 Eylül 2004 tarihinde Bulgaristan’dan iade edilerek tutuklandım: “PKK'ye üye olmaktan”. 6 yıl 3 ay hapis hükmü verildi hakkımda.
Sizlere yaklaşık 15 gün kadar önce yazacaktım. Ancak söz konusu yakılan infazım hakkında verilen hücre cezalarıyla ilgili belgelerin fotokopilerini idarece tarafıma verilmesini bekledim. Bugüne kadar da verilmedi. Artık size daha önce aynı belgeleri gönderdiğim avukat arkadaşın telefonunu ve adresini göndereceğim. Böylece belgeleri kendisinden temin edersiniz.
Söz konusu belgelere ulaşınca incelediğinizde de görülecektir ki; Edirne F Tipi Cezaevi idaresinin 23 aylık cezaevi yaşamım boyunca belli aralıklarla 3 ayrı kez vermiş olduğu “disiplin-hücre” cezası nedeniyle infazım yakılmış bulunmaktadır.
Normalde 4 yıl 8 ay 15 gün “ceza“ yatmam gerekirken, yukarıda belirttiğim gibi verilen hücre–disiplin cezaları nedeniyle (ki her biri de keyfidir bu cezaların, buna daha aşağıda değineceğim) 6 yıl 3 ay 15 günlük ceza süresinin tamamını infaz edecekler. Yargılandığım ceza veren mahkemeden -İstanbul 13. Ağır Ceza- kaynaklı değil bu durum. Yani Edirne F Tipi idaresi ve Edirne Savcılığı'nın kararı sonucudur, infazımın yakılması.
Yaptığım bütün itirazlar sonuçsuz kaldı. Edirne Savcılığı'na yaptığım başvuru sonucu "bu kararı değiştiremezsin" şeklinde şifahen yanıt verildi yapılan görüşmede.
Verilen hücre-disiplin cezalarının hiç birinde de "disiplin-hücre cezası sonucu infaz yakılacağı" şeklinde bir uyarıyla karşılaşmadım. Hukuki haklarım ve sorumluluklarım noktasında bilgilendirilmedim. Ki böyle bir durumdan haberdar olsaydım verilen ve verilecek cezalara karşı yaptığım itirazların zamanlaması ve olası sonuçları konusunda kendimi daha sağlıklı savunabilir, hukuki kanalları daha doğru kullanabilirdim. Elbette bu da anlaşılabilir bir durumdur bizler için; buradaki rejim insana kendini nasıl savunması /savunabileceği durumdan ziyade, kurallara –dayatmalara nasıl boyun eğilmesi gerektiğini salık buyuruyor zira.
Bildiğim(iz) kadarıyla 2005 Haziranı'nda yürürlüğe koydukları CİK’de böyle ”infaz yakma” yetkisi tanınmıştı cezaevi idarelerine. Şimdi ise benim bildiğim kadarıyla ilk benim üzerimden uygulamaya geçilmiştir. Ve de bundan sonrası için emsal teşkil edecektir bu karar.
Yani son derece gayri insani yönü görülüp sorunun ilgilisi duyarlı hukukçu ve çevrelerce önü alınmazsa, zaten yeterince var olan tecrit eksenli insan hakkı ihlallerine bir yenisi daha eklenecektir.
Zamanla olağanlaşıp, keyfice-istedikleri her tutsağın infazını yakabileceklerdir.
Benim infazı yakmalarının sebebi, hücre-disiplin cezaları oldukça keyfiydi. Üç ayrı kez (3+7+5 gün) toplam 15 gün tek kişilik hücreye koydular. Hücrede tutulduğum süre içinde hiç havalandırmaya çıkarılmadım. Sigara, çay vb. hiçbir gereksinimim verilmedi bu süre içinde .
Bu hücre cezasının ilkini kaçak elektrik yüzünden verdiler. Ki biz üç arkadaşta odada elektrik sorunu olduğunu idareye iletmemizin ardından gelen teknisyen gardiyanlardan öğrendik. Yani bizimle alakalı değildi bu kaçak elektrik sorunu. Buna rağmen hepimize 3 günlük hücre cezası verdiler.
2. ve 3. hücre-disiplin cezalarının nedeni ise açlık grevi idi. Bu karar da tam bir hukuksuzluk örneğidir. Adalet Bakanlığı’nın yayınladığı ve burada her odaya dağıtılan “Tutuklu ve Hükümlü El Kitabı” isimli kitapçıkta; açlık grevinin cezai yaptırımlarından olarak sadece sosyal faaliyetlerden (spor, işlik vb. alanlara çıkma) en fazla 3 ay men olduğu belirtilmiştir. Yani kendi kurallarını da hiçe saymışlar. Diğer yandan aynı tarihte açlık grevi yapmış bütün diğer arkadaşlara “sosyal faaliyetlerden men” cezası verilmiştir. Bu türdeki men etme cezalarını da tasvip etmiyorum… Bu cezalandırma durumları da böyle çelişkilerle doludur.
Ek olarak aynı “cezalandırma” süreci içinde bana, aynı gerekçelerle yine üç ayrı kez 6‘şar ay (toplam 18 ay) açık görüş ve telefon olanağından men cezası verilmiştir. Bu ceza hala uygulanmaktadır ve 2006 Kasım ayına kadar devam edecektir. Yine buna bağlı olarak ailem İzmir’de ikamet etmesinden ötürü maddi-manevi olarak mağdur olduğum için İzmir F Tipi Cezaevi'ne sevk istemimde aynı gerekçe ile ret olmaktadır.
Tüm bu sorun içinde en ciddisi ve önemsenmesi gereken ise cezaevi idaresinin infaz yakma kararıdır. Sorun sadece benim infazımın yakılması sorunu da değildir.
Sizden ricam basının bilgilendirilmesi ve duyarlı hukukçuların bilgilendirilmesi ve hukuki açıdan bana yardımcı olmanızdır.
Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
28/08/2006
Hüseyin Sarıaltın
Edirne F tipi Cezaevi
A-14 Edirne