‘77 1 Mayısı’nın tanıklarının anlatımını yayınlamayı sürdürüyoruz
1977 1 Mayısı’nda yaşanan katliamdan 30 yıl sonra, yasaklı Taksim Alanı bir kez daha 1 Mayıs alanı olarak seçildi. Ve Taksim üzerine yürütülen tartışmalar, bellekleri de zorlayarak hepimizi ‘77 1 Mayısı’na götürdü. Ancak genç belleklerde 30 yıl öncesinin 1 Mayısı’nın nasıl yaşandığı, bu görkemli ve tarihi mitinge fabrikalarda nasıl hazırlanıldığı, nasıl bir siyasal atmosferle katliama gidildiği son derece zayıf şekilde yer alıyor.
Yaptığımız derlemeyle hem bu ihtiyacı gidermek hem de katliamın sorumlularını bir daha hatırlamak için aşağıdaki tanıklıklara ve anlatımlara yer veriyoruz:
‘76′dan başlayalım. DİSK 1 Mayıs’ı Taksim’de kitlesel kutlama kararı aldı. Bu karara da kitlesel çok sayıda örgüt uydu, devrimci örgütler de. ‘77′den önce '76′da 400 bin civarı katılım vardı. Ama o sürece nasıl gelinmişti?
'68 kuşağı dediğimiz kuşağının önderliğinde mahalle birimleri tarafından mahalle çalışmaları yürütüldü. Hiçbir şey gözetmeyen, ideolojik farklarını ortaya koymayan emekçilerin yanında bir kitleselleşmeydi. Mahallelere, köylere, kırsallara kadar çalışma yapıldı. Şimdi düşünün o zamanki kırsal yapıyı.
‘77 sürecine geldiğimizde de, o katılım 400 değil, 500 binin üzerindeydi. Hatta çoğu insan da giremedi. Şişhane’den tıkandı, Beşiktaş’tan tıkandı, her taraftan tıkandı. Ben o gün alana erken geldim, görevliydim çünkü. Kırmızı önlüklerimiz vardı. Görevlilerin vazifesi, alanın düzenini sağlamak, gelen kortejleri dizayn etmek, dışardan gelen kimsenin kortejlere sızdırılmamasıydı.
Görevliler şöyle oluşturuldu, her bölgede bir komite kuruldu. Komitenin başı vardı, komitenin de altında birimler vardı. Bu birimlerde yirmişer, otuzar kişi bulunuyordu. Oluşturulan komiteler aynı zamanda 1 Mayıs’la ilgili toplantılar yapardı her mahallede. Birimler birbirini tanırdı. İşyeriyle sınırlı değildi işler. Zaten işyerlerinde temsilciler de iş yürütüyordu, bu birimler o temsilcilerle devamlı irtibat halindeydiler.
Birimler oluşturulurken de onlar birbirini tanırdı, buna özen gösterilirdi. Bu tedbiri aldık, çünkü biz içimize bazı şeylerin sızacağını biliyorduk. Bu örgütün birbirini iyi tanıması gerekiyordu. Bunu biliyorduk çünkü bir göz korkutması olmuştu. '77′nin olacağı Bayrak gazetesinde yazıyordu. Bu gazetede “DİSK ile Maocular Taksim Meydanı'nı kana boyayacak” diye manşet atıldı. Böyle bir hava yarattılar. Saldırı olacak gibi. Ama bu insanları daha kitleleştirdi. Biz de kendi iç düzenimizi kendimiz yaratalım, bu kitleyi kendimiz kontrol edelim dedik.
Bayrak gazetesinin manşeti insanları daha da körükledi. Onların istediği gibi yıldırıcı değil de daha etki yapıcı oldu. Yani en iyi reklamı onlar yaptılar bize! O gün orada 500 bin kişi toplandı.
Benim miting günü dikkatimi çeken çok şey oldu, mesela her yerde dürbünlü tüfekle polis vardı. Daha önceki mitinglerde de vardı, ama bu kadar sıkı değildi. Yine mesela kortejimize sivil polislerin çok girip çıktığını gördüm. Engelleyemedik, orada bizde de eksik vardı. Yine orada bir arkadaşım bana çok enteresan bir şey söyledi. Biri ona demiş ki “Burada bomba atılacak, gelin kaçalım”. Arkadaşım bunu söyleyince dedim ki “Bunu emekçi biri söylemez. Emekçi kendi alanından kaçmaz”. Fısıltı gazetesi derler ya, fısıltı yaymak istediler bence.
Otuz altı kişinin üzerine ateş açıyor, panzerlerden ateş açılıyor ama alanda bir tane merminin boş kovanı bulunmuyor.
Şimdi düşünün orada otuz altı kişinin üzerine ateş açıyor, panzerlerden ateş açılıyor ama alanda bir tane merminin boş kovanı bulunmuyor. Çok acı bir şey. Bulunamadı, yani deliller yok oldu. Demek ki bunu yapanlar belli. Bunu kim yaptı, devlet yaptı. DİSK’in pankartının üzerinden camlar şakır şakır iniyor, mermiler zırıl zırıl atılıyor, yani alan taranıyor ama alandan tek bir mermi bulunmuyor!..
Sular İdaresi'nin oradan ateş açıldı, miting bitmişti. Ben üç arkadaşla beraber şimdiki Garanti Bankası’nın önündeydim. Bize o an bir haber geldi, bu haber dağılıyordu: “Kazancı Yokuşu ceset dolu...”
Saat 16:30-17:00 Kemal Türkler’in son konuşmasından sonra insanlar dağılmaya başladı, sonra insanlar dağılıyor, insanlar dağılmak üzereyken… Sular İdaresi ve otelden ateş edildi. Ateş edenleri göremedim, çünkü ateş edilirken bakacak durumda değildik. Hep yere yattık. Ateş 15-20 dakika kadar sürdü. Özellikle -AKM ve Etap Marmara’nın- camlara da ateş ettiler, camlara ateş edince sürekli insanların üzerine cam parçaları yağdı.
İlk ateş açıldığında insanlarda öyle bir izdiham, bağırmalar, çağırmalar, ağlamalar oldu ki, kimin kime ne yaptığı, ateş ettiği belli değildi. Öyle bir şey ki sen kendini, yanındakini kurtarma telaşındasın. Sanmıyorum ki insanlara çok mermi isabet etmiş olsun, insanların çoğu izdihamdan birbirini ezerek öldüler.
Ateşle birlikte kürsüde kimse kalmadı. Kürsüye de otel üzerinden ateş açıldı. Ateş bitinceye kadar devamlı yerde yattım. Biz üç kişiydik, bir de yanımızda bir kız vardı. Kendisini tanımıyordum ama sendikada olduğunu biliyorum, simasını biliyorum. Sonra ayağa kalktığımızda bir bozuk minibüs itelendi üzerimize. Mavi bir minibüs, hiç unutmam. Cesetlerin üzerine itelendi. Kalabalığın üzerine itelendi. Tam o minibüs itilirken o kızın kolundan tutmaya çalıştım, kolu bende bedeni arabanın altında kaldı. Onu kurtarmaya çalıştım, kolundan tuttum, ben kolundan tutarken bedeni panzer altında kaldı.
Panzerler Sular İdaresi'nin orada zaten bekletiliyordu. Panzer çoktu, sis, gaz bombaları, su… hepsi vardı. Bir panzer kadıncağızı eziyordu, biri de panzere sopayla vuruyordu. Orada öyle bir olay oldu ki, yanımdaki insanı ezme durumunda olsa bile sen onu tutamıyorsun, öyle bir panik vardı insanlarda.
En çok yaralıyı Kazancı Yokuşu’nda gördüm. AKM’nin önünden açıklara kaçmaya çalışıyorduk zaten. Kazancı Yokuşu’na gittiğimde hatırlıyorum, bir gazeteci çıkamıyordu dışarı, “burada çok ceset var” diye bağırıyordu. Diğer gazeteciler de DİSK’in pankartının asıldığı bir küçük odada sıkışıp kalmışlardı. Hiçbiri dışarı çıkamamıştı, bütün fotoğrafları oradan çektiler.
İnsanlar o kadar paniğe kapılmasaydı, bu kadar ölü, yaralı olmayacaktı, bu hataydı. Belki insanlar olduğu yerde dursaydı, paniğe kapılmasaydı bu kadar ölü, yaralı olmazdı. Zaten devletin yapmak istediği buydu; panik yaratmak!.. Orada bir karmaşa çıktığı zaman izdiham olurdu. Çünkü çok kalabalık bir kitleydi, kalabalıktan yollar kapanmıştı.
Ortalık durulduktan bir hafta sonra DİSK’te toplantı yapıldı. İnsanlardan çok da iyi bir tepki almadık. Sonradan değerlendirme yapıldı, kimisi DİSK’e çok büyük eleştiriler getirdi, kimisi olumlu karşıladı, ama çoğu olumsuz karşıladı. Bilhassa çeşitli sendikalardan açıklamalar geldi, DİSK’i suçladılar. O zihniyet hala var, DİSK’in içinde de var; “DİSK yine katliam yaptıracak” diyorlar. Bu yüzden DİSK örgütünü iyi dizayn etmeli, kitlesini iyi kontrol etmesi lazım.
Temennim şudur ki hiçbir şey olmasın, ama olursa da ne olur? Ben bu ideolojiye baş koymuşum, onurla da giderim, ölürüm. Ama ben orada giderken arkamda da gerçekten o onuru yaşayacak bir kitle bırakmak isterim. Yoksa benim ölmemle bitmiyor. Bitse gider kendimi Taksim Meydanı’nda yakarım!
Ben her zaman 1 Mayıs’ı kutlarken “ikinci 1 Mayıs bana kısmet olsun” derim. Ama şöyle kısmet olsun, '76 gibi, '77 gibi. Böyle cılız değil, orada gelip ufak bir basın açıklamasıyla olmuş bitmiş değil.
***
Türk Elektrik Fabrikası’nda ‘73 yılında işe başladım. Ben girdiğimde sarı sendika olan Metal-İş vardı. İşe girişimin 6. ayında sendika değişimi oldu ve DİSK Maden-İş sendikası Fabrikaya girdi. Maden-İş’in girmesiyle beraber işçi kitlesi yetişmeye başladı. İşçi eğitimlerle, toplantılarla değişime uğradı. Sadece 1 Mayıs'lara değil, siyasi cenazelere yoğun kitlesel katılıyordu. Bu işçilerin siyasal yanını gösteriyordu. Fabrikada devrimci öncü işçiler sayesinde siyaset her an yapılıyordu. Bu, kitle kazandırıyordu.
‘77 1 Mayısı için hazırlıklar önce kısım ve yemekhane toplantıları ile aylar öncesinden başladı. Son 10-15 güne girince iyice hızlandı. Fabrikalarda 10-15 kişilik gruplar kurup afişe çıkıyorduk. Bugünkü gibi sendikal izinle değil, geceleri çıkıyorduk. Gece 23:00′te başlıyorduk, sabah saat 06:00′ya kadar sürüyordu. Büyük bir özveriydi bu dönemler. İşçi, yevmiyesinden kesilerek katılıyordu eylemlere, bu inancı gösteriyor.
Fabrikaların büyüklüğüne göre 1 Mayıs görevlileri seçiliyordu. Bu kişiler merkezi 1 Mayıs komitesine bildiriliyordu. 1 Mayıs sabahı biz önce Edirnekapı Kale İçi’nde toplandık. Buradan Saraçhane Parkı’na yürüyerek geldik. Fabrika olarak 250-300 kişi kadardık. Ben kortej görevlisiydim ve görevliler kırmızı önlükler takıyordu. Saraçhane’de Maden-İş 1. Bölge’den fabrikalar ve diğer sendikalardan işçiler toplanmıştı.
Yürüyüşler 10:00-10:30 gibi başladı. Meydana girişimiz ise saat 14:00′ü buldu. Çok kalabalıktık ve bu yüzden ağır hareket ediyorduk. Coşku alana gelmeden yükselmişti ve 1 Mayıs’ı şimdiden yaşıyorduk.
Esas panik atılan ses bombaları ve panzerlerin üstümüze sürülmesiyle yaşandı.
Biz alana girdikten sonra konuşmalar yapılırken saldırı başladı. Biz kürsünün önündeydik. Alana girerken de birkaç el silah sesi duymuştuk ama bu etkili olmadı. Esas panik atılan ses bombaları ve panzerlerin üstümüze sürülmesiyle yaşandı. Alanda coşku çok yüksekti ve devlet bundan panik duymuştu. Devlet sınıftaki uyanmayı görmüştü, sınıf gelişiyordu. Bunun kendisi için tehlikeli olacağını biliyordu. Bu saldırıyı bunun için yaptı. Biz saldırı yaşanırken anonsla yere kapandık. Yerden kalktıktan sonra ortalığın dağıldığını gördüm.
Kimse kimseyi görmüyordu. Kazancı Yokuşu’na, Dolmabahçe tarafına, İstiklal Caddesi tarafına dağılma olmuştu. Biz de Kasımpaşa yönüne doğru ayrıldık. Sular İdaresi'nde yapılan silahlı saldırıya kitlenin içinden silahlı yanıt verildiğini görmedim ama duydum. İstiklal Caddesi tarafında yer yer çatışmalar olmuştu. Dört Uzel işçisi de burada şehit düşmüştü. Katliam fabrikada bir öfke oluşturdu. Bu sindirme yaratmak yerine tam tersine öfkeleri büyüttü.
‘78 İzmir 1 Mayıs mitingi, öfkenin kabardığının göstergesiydi. İstanbul’dan akın akın oraya gittik. Hem de mazot sıkıntısının yaşandığı dönemde yüzlerce araba konvoyuyla.
[Sürecek]