Sendika ağalarının fedaileri direnişçi Greif işçilerine şimdi de beyzbol sopalarıyla saldırdılar
Ahmet Mekin Demir
Direnişimizin 72. günü sabah 10.50 gibi bir telefon geldi. "Biri" bizi kızdırmak için dışarıdaki arkadaşlarımızı DİSK-Tekstil Sendikası'na çağırıp gizlice bir toplantı yapmıştı. Biz de bu toplantıya katılmak için saat 11:05 'te DİSK Genel Merkezi'nden çıktık. Yürüyerek Mecidiyeköy Metrobüs durağına kadar gittik. Buradan metrobüse binerek Şirinevler'de bulunan DİSK-Tekstil Sendikası'na vardık. Bize ilk gelen telefonda, ihanet belgesinin altına imzasını atan ihanetçi Rıdvan Budak ve Kazım Doğan da sendikadaydı...
Sendika binasının karşısında arkadaşlarımızın toplanmasını ve görüşmeye giren arkadaşlarımızın çıkmasını beklerken tabakamı çıkarıp bir sigara sardım. Bu arada Rıdvan ve Kazım'ın fedaileri, DİSK-Tekstil binasının önünde sırtlanlar gibi avlarını, yani bizi bekliyorlardı. İçerde bize saldırmak için hazırlık yapıyorlardı.
İlk önce yanımıza iki kişi geldi. Biri Adana Şube Başkanıydı, diğeri Nuri Toprak... Bir arkadaşımız "Sen kimsin, polis misin böyle üstümüze geliyorsun?" diye sorduğunda öğrendik Adana Şube Başkanı olduğunu.. Arkadaşımız bunun üzerine “seninle bir derdimiz yok” dedi şube başkanına. Nuri Toprak ise bizlere hakaret ederek sendika binasına geri döndü.
Bu arada tartışmalar da alevlenmişti. Bina içinden bir sendika çalışanı yanımıza gelerek sırf polis bize müdahale etsin diye provokatif söylemlerde ve hakaretlerde bulunmaya başladı. Nuri Toprak yeniden hakaret ve küfür dolu konuşmalarını sürdürerek yanımıza geldi ve arbede o anda başladı. Arbede esnasında bir sendika çalışanı durduk yere kendini yere atarak polisin müdahale etmesini istedi. Yine bir sendika çalışanı ise "Ben de sizdenim, bana vurmayın..." diyordu fakat arkadan arkadaşlarımıza vurmaya devam ediyordu.

Hemen ardından ihanetçi işçi düşmanları bileklerinin yetmeyeceğini anlayınca başka yöntemlerle üstümüze gelmeye başladılar. Rıdvan Budak ve Kazım Doğan'ın "Beyzbol Sopalı Ordusu" kapının arkasında sendika binası içinde saklanıyordu. Birinci ordunun işi bitmişti, devreye "Beyzbol Sopalı Ordu" girdi. Hainler, ellerindeki beyzbol sopalarıyla saldırdı. Bu saldırı sırasında sendika binasına bizimle birlikte gelen direnişçi bir işçi arkadaşımızın burnu kırıldı. Bu öfkeyle beyzbol sopalarını ellerinden aldık ve onlara doğru yöneldik.
Polisi bize saldırtmaya çalışan adamsa hala yerde yatıyordu. İkinci ordunun saldırısı da başarısızlıkla sonuçlanarak bize saldıranlar sendika binasına kaçtılar. Bu sefer üçüncü ordu gelmeye başladı: Polisler... Polisler gelmeye başlayınca beyzbol sopalarını saklamaya çalışan hainlerden birinin beyzbol sopasını saklamaya zamanı olmamıştı... Bu yaşananların ardından sivil polisler gelmeye başladı. Ben gerçekten Rıdvan Budak ve bu ihanetçilerin bu kadar ordusu olduğunu bilmiyordum...

Saldırıda yaralanlar vardı ve kimse kimseden şikayetçi olmuyordu garipti... Sivil polisler bizi zorla karakola götürmek istiyorlardı bizler de direniyorduk. İçerde arkadaşlarımız vardı ve bizden habersiz toplantıya çağrılmışlardı. Biz dışarda kavga ederken onlar da içerde toplantıdaydı. Biz toplantıya giderken sadece polisin değil Rıdvan Budak ve Kazım Doğan'ın barikatıyla karşı karşıya kalmıştık. Bizim içeriye girmemize izin vermediler ve dışarıda beklerken de işçi sınıfına ihanet eden Rıdvan Budak'ın orduları bizi ifade vermeye karakola çağırıyordu. Biz de "Avukatlarımız gelmeden buradan bir yere ayrılmıyoruz" diye cevap verdik. DİSK-Tekstil Sendikası binasında girişte dünya kadar kamera vardı ve yaşanan her şeyi kaydetmişti fakat onları incelemeye almıyor, "illa ki bizimle karakola geleceksiniz" diyorlardı... Sivil polisler de yenilgiye uğramışlardı kararlı duruşumuz nedeniyle. Bu sırada ÇHD'li avukatlarımız da geldiler. Arkadaşlarımızla birlikte bir karar aldık: "Ya bize gerçekleri söyleyecekler ya da biz içeriye gireceğiz" dedik ve binanın giriş kapısına dayandık.
Kapının önünde hem polis hem de Rıdvan Budak'ın korumaları bekliyordu. Hain Rıdvan Budak kapıyı açıp bir konuşma yaptı ve ihanetinin üstünü örtmeye çalıştı. Bu arada ihanetçi Rıdvan Budak herkesi tehdit ederek "bu alemin delikanlısı benim" diyerek tehdit savurdu. Rıdvan Budak'ın oğlu da kadınları hedef alan ahlaksızca hareketler yapmaya kadınlara saldırmaya başladı. Bu duruma hep birlikte müdahale ettik. İhanetçiler Rıdvan Budak'ın oğlunu bina içine kaçırarak kapıları kapattılar. Hem polis hem sendika çalışanları hepsi de el pençe olmuşlar Rıdvan Budak'ı koruyor ve kolluyorlardı, ondan korkuyorlardı. Nasıl bir korku saldıysa, nasıl bir anlaşmaları varsa hepsi bir olmuş üzerimize saldırmışlardı.
Fakat onlardan korkmayan, emeğine, onuruna sahip çıkan Greif işçileri, yoldaşları ve ÇHD avukatlarıyla, sergilediğimiz kararlı duruşla onurumuzu koruduğumuzu ilan ediyorduk ihanetçilere. Onlar sendika binasına sığınmaya kalkıştıklarında kapının önünde "Kahrolsun sendika ağaları!" sloganını atıyor ve onların ihanetlerini herkese anlatıyorduk.
Sloganlarımızla Şirinevler Meydanı'nda bir basın açıklaması yaptık ve eylemimize son vererek Şişli'deki DİSK binasına döndük.