Vali "iki sınıf vardır!" gerçeğine uygun olarak şekillenen bir savaş stratejisine göre konuştu...
Dün akşam saatlerinde "Belki yarın basın açıklaması şeklinde farklı açıklamalar da olabilir, sizlerle paylaşacağım başka konular olacak" diyen İstanbul Valisi Hüseyin A. Mutlu, "farklı açıklamasını" yaptı. Vali'nin bu açıklamasıyla Taksim'in yasaklanmasının çok özel bir nedeni varmış izlenimi yaratmaya çalıştığı açık. Fakat sabah yapılan açıklamadan anlıyoruz ki bunca "gizemin" esas nedeni, bu yasağa makul bir kılıf uydurulamamış olması.
Ne yapsın Vali, bu sene inşaat da yok!.. Hem Taksim yapılan düzenlemeyle devasa bir miting alanına dönüşmüş durumda. Kılıf uydurmak zor vesselam. O da aynı nakaratı, oldukça klişe biçimde tekrarlamak dışında bir yol olmadığını bilerek sabah erken saatlerde yazılı bir açıklama yapmayı tercih etti. Üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri adeta geveledi: Provokasyon olabilirmiş, Taksim trafik-ticaret-turizm üçlemesinde yaşanacak karmaşa ve zarar nedeniyle olamazmış, hem Yenikapı ne güne duruyormuş! Tabi bir de uluslararası sözleşmelerin ulusal yasalara nasıl tercüme edildiğini de hatırlatmadan edemedi.
Vali'nin "Farklı açıklaması" bu argümanlardan ibaret. Tabi Yenikapı için devletin sergilediği cömertliğe, tahsis ettiği yüzlerce parasız İETT otobüsüne, sabah sembolik törenlerin yapılabileceğine izin verileceğine dair lütufları sıralamayı ihmal etmedi. Ne de olsa yasağa kılıf bulamayınca en azından toplumun belirli kesimleri üzerinde "biz aslında çok iyi niyetliyiz" duygusu yaratmaları gerekiyor!
Vali ile aynı saatlerde Anayasa Mahkemesi de yapılan bireysel başvuruları kabul etmediğini jet hızıyla açıkladı. Gerekçesi, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması! Kısacası burjuvazi ve devleti cephesinden aynı nakaratın tekrarlanması dışında yeni bir şey yok. Bu nakaratın tercümesi de: Taksim yasak çünkü, işçi-emekçi iradesiyle hesaplaştığımız bu savaşta geri adım atarsak sonraki saldırıların arkasını getiremeyiz!
Kısacası burjuvazi ve devleti Taksim yasağını işçi ve emekçilerle arasındaki kırmızı çizgi olarak tanımlıyor, bu günü ve meydanların özgürce kullanılmasını iki sınıf arasındaki irade savaşının yoğunlaşma noktası olarak tanımlanıyor. Savaş stratejilerinde, irade savaşına dönüştürülen konularda geri adım atmak sonrası için kabul edilemez olarak tanımlanır. Bu açıdan da burjuvazi ve devleti, işçi ve emekçilerle savaş stratejisinin mantığına-ruhuna uygun bir karşıtlık içinden ilişkilendiğini en çıplak haliyle ortaya koyuyor.
Taksim yasağı bir gerçeği bir kez daha berraklaştırmanın adıdır: "İki sınıf vardır: Burjuvazi ve proletarya!"... Biz işçi ve emekçiler de iki sınıf arasındaki bu savaş düzenine uygun olarak konumlanacak, stratejimizin merkezine sınıf düşmanlarımızla çıplak bir irade savaşına tutuşmamızın nirengi noktası haline getirilen Taksim'i bir kez daha fethetmeyi koyacağız, koyduk. Taksim'de somutlaşan tüm anlamlar, kolektif değerler ve güncel sınıf savaşının stratejik görevleriyle kuşanarak...