O an bizim yanımızda, sonra Mecidiyeköy'de, Okmeydanı'nda, Levent'te, Zincirlikuyu’da barikat barikat dövüşen yoldaşların yanında...
Günlerdir televizyonlardan, yazılı basından devletin aldığı önlemleri okuyor, gözdağı vermelerini "seyrediyor", Taksim Meydanı'nın etrafına bilmem kaç bin polis konuşlandırıldığını duyuyorduk. Devlet tüm güçleriyle meydan savaşına hazırlanıyor, tüm kirli oyunlarını da devreye sokarak İstanbul’da sıkıyönetim ilan ediyordu. Bunların hepsini zaten öncesinde de tahmin ediyorduk. Ama 1 Mayıs sabahı sıkı yönetimin nasıl devreye sokulduğunu daha iyi görecektik
Ethem yoldaşın sesini Taksim Meydanı’nda duyuracak, hiçbir yasağın bizleri durduramayacağını düşmana bir kez daha gösterecektik. 1 Mayıs’tan önceki son akşam, Taksim’e ve Şişli’ye çıkan tüm yolların kapatılacağını öğrendik. En doğrusu Taksim’e yakın bir yerde konuşlanmaktı. Böylece Meydan’a çıkma olasılığımızı da arttırmış olacaktık.

Geceyi Taksim’e 5-10 dakikalık bir mesafede geçirdik. Sabah yola çıkıp Taksim’e yöneldiğimizde aslında alınan önlemlerin, yasaklamaların duyduklarımızdan bile kat be kat fazla olduğunu gördük. Her cadde, her sokak bariyerlerle kapatılmış, etrafına polis yığılmıştı. Değil Meydan, İstiklal civarına bile yaklaşamıyorduk. Oysa engel olmadan yürüsek 5 dakikada oradaydık. Şimdi ise Taksim’e, orası olmazsa , ona en yakın noktaya çıkabilecek bir yol alıyorduk.
Ara sokaklardan giderek Tarlabaşı yönünden çıkmaya karar verdik. Her gördüğümüz polis barikatında yolumuzu değiştiriyor, bir sonraki ara yolu deniyorduk. 1 saattir yürüyorduk ve geçtiğimiz her sokakta, mahalle girişlerinde polis barikatıyla karşılaşıyorduk. Doğru bir tanımla evden çıkma yasağı uygulanıyordu. Evlerden çıkabiliyordu insanlar ama, mahallelerine hapsolmuşlardı. Bu da bir çeşit evden çıkma yasağıydı. İnsanların polis barikatlarından çıkamayıp geri döndüklerini görüyorduk. Kimse çıkamıyordu, biz de…
Uzun bir yürüyüşten sonra bir polis barikatından insanların teker teker de olsa geçtiğini gördük, oradan İstiklal’in paralel sokaklarına geçebilirdik. Önce insanların nasıl geçtiğini, arama yapılıp yapılmadığını gözlemledik. Sonra barikattan ayrı ayrı geçtik.
İstiklal’e yaklaşmıştık ama her sokak kapatılmıştı. İstiklal abluka altındaydı. Mis Sokak’a yakın bir yerde dinlenmeye ve etrafı gözlemlemeye karar verdik. Ara ara etrafı dolaşıp, eylem için en uygun yeri seçmeye çalışıyorduk. Belli ki Meydan'a çıkamayacaktık, o zaman oraya en yakın yerde, her ne olursa olsun Ethem’in pankartını açacaktık, kararımız buydu!..
Uzun bir zaman sonra bir barikattan Tarlabaşı yönündeki Cumhuriyet Caddesi’ne çıkılabildiğini gördük. Önden gidip, kontrol yapıldı. Sorunsuzca caddeye çıkılabilirdi, Meydan’a da çok yakındı.. Tek sorun çok fazla polis yığınağı vardı ve pankartın açılmasına zaman dahi bulanamayabilirdi.
Buna rağmen eylemi orada gerçekleştirmeye karar verdik. Ne olursa olsun o pankart açılacaktı! Ben çok heyecanlıydım, pankartı açacak yoldaşların sakinliği beni de rahatlatıyordu. Ben önden gidecektim, bir süre sonra onlar gelecek ve cadde ortasına geçerek, pankartı açacaklardı. Hazırdık. Ben önden gidip, uygun bir yerde durdum. Yoldaşların geldiğini gördüm; çok sakin ve rahatlardı. Polis Karakolu’nun önüne geldiklerinde pankartı hemen açıp, “Ethem yoldaş onurumuzdur!” diye slogan attılar. Polisler anında saldırıp pankartı zorla kopararak, iki yoldaşı gözaltına aldılar. Gözaltına alınırken, “Taksim faşizme mezar olacak!” diye slogan atıyorlardı ve etraftan insanlar da bu slogana katılıyordu.
Yoldaşları otobüse doğru götürdüklerini gördüm. Sonra öğrendim ki hemen arkadaki karakola sokmuşlar. Yoldaşlar kısa bir süre sonra serbest bırakıldılar.
Ethem’in orada bizimle, Taksim’de olduğunu biliyorduk. O her yerdeydi. O an bizim yanımızda, sonra Mecidiyeköy'de, Okmeydanı'nda, Levent'te, Zincirlikuyu’da barikat barikat dövüşen yoldaşlarının yanında... Ankara, İzmir'de, Antakya'da, Avrupa'da ve aslında her yerdeydi o... Biliyorduk, hissediyorduk…