Direnişte kadın olmak

Greif’in kadınlarının hikayesi insanı sayısız dünyayla tanıştırıyor

KADIN
Pazartesi, 5 Mayıs 2014 (11 yıl 11 ay önce)

Duru Su



 



Greif Direnişi’nde özellikle direnişçi kadınlarla sohbet etmekten özel bir keyif alıyordum. “Her insan bir dünyadır” derler ya bu insan “kadın işçi” olunca bu sözün anlamı da bambaşka bir gerçeğe dönüşüyor. Çünkü hemen hepsinin yaşamları evin dört duvarıyla fabrika arasında mekik dokumaktan ibaret görünmesine rağmen bu görüntünün üstünü biraz kazıdığınızda elinizi, yüreğinizi yakacak sayısız hikayeyle, yaşamın “arka planıyla” karşılaşırsınız. Hangi badirelerden, nasıl bir hayat çizgisinden geçilerek o fabrikada çalışmaya başlandığını ve sonrasını anlamak yaşamın kitaplarda bulamayacağınız ağır havasıyla karşılamak gibi sarsıcı bir etki yaratır üzerinizde.





Greif’in kadınlarının herbirinin hikayesi de sayısız dünyayla tanışmamı getirdi. Herbir kadın işçinin hikayesini dinlemek, tarihlerini öğrenmek ve direnişle nasıl ilişkilendiklerini, tüm yaşadıklarını direnişe nasıl aktardıklarını, direnişten yaşamlarına neler taşıdıklarını anlamak hayatın kendisine hem de tüm sahiciliğiyle dokunmakla özdeşti.





Herbirinin ayrı ayrı hikâyeleri olsa da yolları kadın işçi olmakta kesişiyordu. Kölece çalışma koşulları, sırf kadın oldukları için işyerinde karşılaştıkları muameleler…"Yan bakışlar”, hepsinin tiksinerek anlattıkları ortak konulardan biriydi. Herbiri dinsel-geleneksel tutuculuğun çemberi içinde direnerek yaşama tutunmanın yollarını bulmuşlardı. Bir süreç olarak işleyen bu direnişçilik onlara bir kimlik de kazandırmıştı. Kölece çalış, koştur koştur eve git, yemek hazırla, bulaşık yıka gece saat 01:00’de ya da 02:00’de uyu ve sabah 06:00’da uyan! Ortaklaştıkları diğer bir konu da bu rutin hayat çemberiydi. Fakat dediğim gibi bu rutinin ötesindeydi yaşamları, hikayeleri…





O gelinliği mutlaka giyeceğim!



Direnişin 45'li günleriydi. İşçiler can sıkıcı bir toplantıdan çıkmışlardı. Herkesin morali bozuktu… Dışarda sigara içiyorduk. Bir direnişçi kadın arkadaş vardı ki oğlu ve eşiyle birlikte direnişe katılmıştı. Üçümüz bir arada oturuyorduk. Gece geç saat olmuştu. Bir direnişçi eşine, “Ne yapalım bu ev borcu olmasa istersen direniş 6 ay sürsün, devam ederiz” diye seslendi.





Bu direnişçi ailenin üç çocuğu vardı. İki kız, bir oğlan ve bir de torun... Kadın direnişçi eşine dönerek “Gelinlik giymek istiyorum, bana gelinlik giydireceksin değil mi?” diye sordu. Eşi de, “Olur canım, direniş hayırlısıyla bitsin bakarız; ama sana mutlaka gelinlik giydireceğim” deyince üçümüz birden başladık gülmeye.





Tabii kadının yüreği bir kere açılmıştı ve anlatmaya başladı: “14 yaşındaydım. Babamla eşimin babasıyla pazarda karşılaşmış. O an istenmiş ve verilmiştim, bir tarla karşılığında… Babam akşam eve gelince ‘seni falancanın oğluna verdim’ deyince neye uğradığımı şaşırdım. Anneme yalvarıp yakarmaya başladım. ‘Evlenmek istemiyorum. Beni vermeyin’ diye gece boyunca ağladım. Nafile, annemin yapacağı bir şey yoktu. ‘Baban uygun görmüş bizim yapabileceğimiz bir şey yok’ deyip duruyordu. ‘Arkadaşlarım sokakta oynarken ben sizinle gidip tarlada çalışıyorum. Daha çok çalışırım, yeter ki beni evlendirmeyin’ diyordum” diye anlatmaya başladı.





Hem ağlıyor hem de anlatmaya devam ediyordu: “Aslında yoksul değildik, babam hep paramızı dışarda yer, gezerdi. Biz de çalışırdık. Hakkımı hiçbir zaman helal etmeyeceğim babama. Ben hala anneme yalvarıp duruyorum. ‘Daha çok çalışırım, yemek de yemem’ diyorum; ama nafile, satılmışım bir kere. Geri dönüşü yok. O akşamdan sonra hiç uyuyamadım, hep ağladım… Birkaç hafta sonra tarladaki çapa işinden eve dönmüştüm ki evde misafirleri gördüm. Üstüm başım toz toprak içinde, yorgun argın bir durumdayım. Annem geldi ‘hadi kalk gidiyorsun’ dedi. Banyo bile yapmadan, o kirli elbiselerimle birlikte misafirlerle kalktım, ağlaya ağlaya baba evinden çıktım. Meğer düğünüm oymuş. O halde koca evine gittim.





20 yıldır evliyim. Allahıma bin şükürler olsun ki, kocam çok iyi biri çıktı. Ya ters biri olsaydı. Şanslıydım yani, 20 yıldır beni ne kırdı ne de üzdü. Bana karşı çok anlayışlı oldu” diye sürdürüyor.





Şükretmek!.. Aslında kadın direnişçinin yaşamından baktığımızda bu “normal” görünüyor. Onunla bunun üzerine konuşuyoruz. Bu toplumsal ilişkiler içinde kadının nasıl hiçleştirildiğini, değer verilmediğini başka örneklerle anlatmaya çalışıyorum; bizzat kendisinin bir mal gibi satıldığını ve kendisi gibi milyonlarca kadının olduğunu… Kadın cinayetlerinden, şiddet ve tecavüzün yaygınlaşmasından bahsediyor, yaşanan onca acıyı bu çemberin kırılması mücadelesine akıtmasının önemi ve anlamı üzerine konuşuyoruz…





Direnişçi kadın arkadaş “Aslında bu direniş bana çok şey öğretti” diye sürdürüyor konuşmasını. “Özellikle sizlerin gelip hiçbir çıkarınız olmadan bizlerle birlikte kalmanız, bizlerle sohbet etmeniz bizde çok değişim yarattı. Keşke 14 yaşındayken sizlerle tanışmış olsaydım. Yine söylüyorum eşimden çok memnunum. Ama 14 yaşında ne çocukluğumu, ne gençliğimi, ne de kadınlığımı tanıdım. Hepsinin birbirine karıştığı, birbirinden ayıramadığım bir yaştı işte. Ama yine de olsun, bu yaşta da olsa, torunum da olsa eşim söz verdi o gelinliği giyeceğim” cümleleri ise yaşamını eksik yaşayan milyonlarca “çocuk gelinin” ağır yükü olarak yüreğime oturuyor.