Kadına şiddet her yerde!

Kadına dönük şiddet dünyanın her yerinde katlanarak artıyor...

KADIN
Çarşamba, 7 Mayıs 2014 (11 yıl 11 ay önce)

A.VURAL



Toplumda kadına dönük şiddet,taciz ve tecavüz olaylarının sıradanlaştırılarak algılanması yeni şiddet ve ölümlere zemin hazırlıyor. Gelinen noktada kadına dönük şiddet-taciz-tecavüz vakaları konusunda özel bir toplumsal duyarlılık geliştirmek yakıcı bir tarihsel görev haline gelmiştir. Bu, yüreğinde toplumsal duyarlılık taşıyan tüm kesimler, tüm bireyler için aynı zamanda bir insanlık görevidir de.



 



Medyanın kadın cinayetlerini yansıtış biçimi ve yine bu haberlerin okunma kafası kelimenin gerçek anlamıyla tüyler ürperticidir. Artık sayısı bile tutulamayan kadın cinayetleri, şiddet ve cinsel saldırganlık haberleri giderek herhangi bir kriminal olay ya da 3. sayfa haberi muamelesi görüyor. Bu haberler farkında olunsun ya da olunmasın erkek egemen kültür kodları ile "doğal" şeyler muamelesi görüyor.



 



"Her zamanki gibi dövdüm"



Geçtiğimiz günlerde yaşanan bir olay bu gerçeği adeta teyit etmekte.Eşini döve döve öldürün ruh hastası caninin polis ifadesi, toplumun geldiği noktaya da işaret etmekte: "Ben onu her zamanki gibi dövdüm". Ya  "Onu korkutmak için" 30-40 bıçak darbesi vuran onlarca cani ile yaşamaya alıştığımıza ne diyeceğiz?!



 



Zira "babacan" geçinen mahkeme başkanları da iyi halden cezalarla olayı geçiştirebilmekte. Öyle ya "adalet mülkün temeli" değil mi? Öldüren erkeğin de mülkü olarak gördüğü kadın üzerinde öldürmek de dahil her türlü tasarrufa sahip olmasından daha doğal ne olabilir ki?!



 



Kadına dönük saldırganlık her yerde!



Kadına dönük şiddet, taciz ve tecavüzün birçok boyutu olduğu tartışma götürmez. Bunu salt feodal aile ilişkileri içerisinde büyümekle, töreler ve geleneklerle açıklamak yetersiz kalmakta. Bugün gelişmiş ülkeler olarak tabir ettiğimiz Avrupa ülkelerinde Türkiye'yi aratmayacak düzeyde binlerce kadın da darp, taciz ve ölümle sonuçlanan saldırılarla karşı karşıya kalabilmekte. Kadına dönük şiddet sosyolojik vakanın ötesinde toplumsal dram boyutunda. Bu açıdan da bu saldırganlığı dini ya da geleneksel tutuculuk ablukasıyla açıklamak yetersiz kalır.



 



Nitekim belirttiğimiz gibi kadına dönük şiddet salt Ortadoğu ya da İslam dininin egemen olduğu ülkelerde yaşanmıyor. Müslüman olmayan Asya ülkeleri ya da Avrupa'da da sıkça rastlanan bir sonuç. Örneğin Hindistan ve Meksika'da öldürülen kadın sayısı resmi kayıtlara yansıdığı kadarıyla bile korkunç boyutta. Ortadoğu ve İslam ülkeleri gibi dinsel-geleneksel tutuculuğun, bağnazlığın daha güçlü bir tarzda hüküm sürdüğü ülkelerde farklı olarak başlık parası, mal-mülk karşılığında kız alıp vermenin yaygın olduğu bilinen kötü bir gerçek.



 



Aşk, sevgi ve emeğin olmadığı yerlerde birliktelikler zorunluluk üzerinden yükselirken; kabullenme, sineye çekme de ön plana çıkmakta. Baştan kabullenme, boyun eğme; aile baskısıyla birleşince sonucun ölümle bitmesi neredeyse kaçınılmaz oluyor.



 



Avrupa'da kadına dönük şiddet!



Aynı paralellikte olmasa da gelişmiş ülkelerde şiddet gören kadınlar azımsanmayacak kadar çoğunlukta. Fransa'da ortalama altı kadında biri eşi tarafında darp edilmekte. Geçtiğimiz yıl 120 ölüm kadın cinayeti olarak kayıtlara geçmekte. Almanya'da taciz olayları 2000 yılında yüzde 14'lük bir artışla tavan yapmış durumda. Rusya'da her yıl öldürülen kadın sayısı çok değişken olduğu için veriler insanı ürkütüyor. Dört milyon nüfuslu Norveç'te on bin kadın psikoterapi görmekte. Şiddet ve taciz olaylarının boyutu her ülkede farklı biçimlere bürünerek toplumun bağrında kanayan bir yara olarak işliyor.



 



Finlandiya, İspanya, İngiltere, Hollanda ve diğer ülkelerde yaygın kadın sığınma evleri, kadın koruma ağları olmasına rağmen şiddet aynı dozda devam etmekte. Devletlerin radikal çözümler üretme girimindeki hantallıklar bir yana, denetimsiz şiddet içerikli film ve diziler, birlerce TV kanalı vasıtasıyla yaşamamıza sokulmakta. Kadına dönük şiddet toplumun can alıcı hücrelerinde dolaşan bir virüs ve ne yazık ki arsızca gün be gün gelişip yaygınlaşmakta. Bugün yaşadığımız acı ama gerçek bu. Daha nice Güldünya'lar, Naciye'ler, Fatma, Ayşe, Nazlıcan'lar gözümüzün önünde kayıp gidecek eski bir film gibi...