İşte çürümüş düzenleri!..

“Adam kapı, pencere ve dev boyutlardaki avizeyi saf altından yaptırdı, düşünsene kilolarca altın..."

GÜNCEL
Cumartesi, 10 Mayıs 2014 (12 yıl 5 ay önce)

Zorlu Center’da inşaat işçilerinin başlatmış oldukları direnişlerini desteklemek için yola çıkıyoruz. Zorlu Center’in önüne geldiğimizde İnşaat İşçileri Sendika Girişimi’nden bir arkadaşı arayıp bizi almalarını istiyoruz.



 



İşçi arkadaş bize B kapısına gelmemizi ve bizleri oradan alacaklarını söylüyor. B kapısına ulaşmak için Zorlu Center’in içerisine girip biraz yürümemiz gerekiyor. İçeriye girdiğimizde tamamen yabancı bir dünyanın içerisine düşmüşsünüz izlenimi yaşıyorsunuz. En azından ben öyle bir hisse kapıldım. Daha önce birçok kez buna benzer merkezlere girmiştim, fakat burası gerçekten de farklı bir dünyaydı. Bizim alınterimizle kendilerine yalancı bir cennet yaratmaya çalışan burjuvazinin cenneti.



 



Etrafta gezinen, alışveriş yapan insanlar bizlerden farklıydı, giyimleri, tenlerinin renkleri, tavırları ama her şeyleri farklıydı. B kapısını bizi almaya gelen işçi arkadaşı beklediğimiz o 10 dakikalık zaman aralığında gördüklerim beni gerçekten dehşete düşürdü. Trilyonluk arabalar, kapıları açan özel şoförler ve kişiye özel güvenlikler, bu dünyanın farklı bir yanını anlatmaya yetiyordu benim için. Fakat bu sadece gördüklerimdi.



 





 



Bizi almaya gelen ve 20 aydır bu dev şatafatlı yapının inşaatında çalışan işçinin anlattıkları karşısında daha da dehşete düştüm. İşçiyle o kısacak yolu alırken konuşmaya başlıyoruz. İçerde ve dışarda gördüklerimi hayretler içinde işçi arkadaşa söylemeye başlıyorum. İşçi arkadaş “senin gördüklerin daha hiçbir şey” deyip anlatmaya başlıyor:



 



"Ben 20 aydır burada çalışıyorum, içeriye bazen giriyoruz, içerdeki mağazalarda en ucuz ayakkabılar 700-800 TL’den başlıyor. 6-7 milyara montlar var. Dahası, yukarıdaki 1+1′lik dairelerin en ucuzu 7 trilyondan başlayıp 32 trilyona kadar çıkıyor” deyip, özel olarak Zorlu’nun oğluna burada yaptıkları daireyi anlatıyor. “Adam kapı, pencere ve dev boyutlardaki avizeyi saf altından yaptırdı, düşünsene kilolarca altın, tek yatak odası 300 bilmem kaç metre kare büyüklüğünde…"



 



İşçilerin toplandığı alt kata indiğimizde ‘oh be gerçek dünyaya geldik’ diyerek sevinmedik desek yalan olur.



 



Direnişten kazanımla çıkan işçilerin yanlarından ayrılıp metrobüse bindiğimizde ben hala gördüklerimin ve işçi arkadaşın anlattıklarının etkisi altındaydım. Kuşkusuz kapitalizmin, yani bu çürümüş düzenin ne kadar iğrenç bir düzen olduğunu hem yaşadıklarımızdan hem gördüklerimizden hem de okuduklarımızdan çok iyi biliyordum, fakat böylesi bir şatafatı birebir görmek farklı oluyormuş.



 



İki sınıf arasındaki uçurumun her geçen gün derinleşmesi, bir tarafta muazzam bir varlık içinde yaşayan burjuvazi bir tarafta da ölümüne çalıştırılan işçi ve emekçi kitlelerin yoksulluğu ve sefaleti… Bir kez daha “iyi ki devrimci olmuşum” demekten kendimi alamadım.



 



Alınteri okuru