Yakasından düşün artık Kürtlerin!

Ne Feyzioğlu ne Erdoğan ağzınıza Kürtlerin ağzını almayın ve kirli kayıkçı kavgalarınıza Kürtleri alet etmeyin!

GÜNCEL
Pazar, 11 Mayıs 2014 (12 yıl 5 ay önce)

Halil İbrahim Vargun (İHD Ankara Şube Başkanı)



Sahi barolar ne işe yarar? Lenin, "Hukukçular gericidir" der ki kendisi de hukukçudur... Bugün yaşasaydı ve Türkiye'deki baroların halini görseydi muhtemelen hukukçular için bundan daha ağır ifadeler kullanırdı.



 



Bugün Barolar Birliği Başkanı'nın konuşmasını okudum, maşallah değinmediği konu kalmamış. CHP'nin başına geçmesi yakındır... Konuşmasının bir yerinde "Mardin Derik’te, Hakkâri Yüksekova’da, Şırnak Silopi’de, Muş Altınova’da, Bitlis Yaygın köyünde terörle mücadele adına işlenen cinayetleri ve daha nice faili meçhul cinayeti meşru görüp faillerini arayıp bulmaktan, cezalandırmaktan vazgeçebilir miyiz?" demiş.



 



Bu sözlerini okuyunca bundan yaklaşık 4 yıl öncesine gittim... Feyzioğlu Ankara Barosu başkanıydı... PKK ile Türk Ordusu arasında yaşanan çatışmaların birinde zannedersem on üç asker ölmüştü. Ertesi gün tüm Ankara Barosu avukatları, baronun cinnet geçiren bir çalışanının elinden çıktığı belli olan hamaset mesajı bombardımanına maruz kalmıştı. Avukatlar ellerinde bayraklarla PKK'yi protesto etmek için Adliye önüne çağrılıyordu. Sırf meraktan o gün adliyenin önüne gittim. Gözlerime inanamadım; elleri bayraklı, öfkeli yüzlerce avukat 5.s ınıf askeri marşlar eşliğinde PKK'yi protesto ediyor. Oysa benim bildiğim avukatlar küçük burjuva alışkanlıklarıyla dünya yıkılsa sıcak bürolarından çıkmazlar!.. Kazara bir Kürt görseler parçalayacak kıvama gelmişler.



 



Aradan yaklaşık 2 yıl geçti, otuz dört sivil Kürt Roboski'de savaş uçaklarıyla paramparça edildi. İnsan hayatını her şeyin üstünde tutan baromuz aynı duyarlılığı gösterdi. Devletin işlediği bu insanlık suçunu kınamak için tüm avukatları Adliye'nin önüne çağırdı. Tabii ki böyle bir şey olmadı. Yasak savma babında baro sitesinde ucuz bir taziye mesajı yayınlayarak katliamı görmezlikten geldi. Ne de olsa katledilenler Kürttü; fazladan otuz dört Kürt öldürülmüştü ne fark ederdi ki....



 



Yıl 2009'dur. Hani Hakkari Yüksekova'dan bahsetmiş ya sayın Barolar Birliği paşası; Nezir Tekçi'den bahsediyor. Türk Ordusu'nun silahsız 17 yaşındaki bir Kürt gencini katlettiği olaydan bahsediyor. Türk Ordusu'na mensup iki subay şu anda Nezir Tekçi'yi katlettikleri için Eskişehir Ağır Ceza mahkemesinde müebbet hapis cezasıyla yargılanıyor. Gerek katliamın olduğu 2009 yılında gerekse halihazırda davanın takibine ilişkin 'Ankara Barosu, Barolar Birliği ve Eskişehir Barosu tüm imkanlarını seferber etmiş durumda' desem de inanmayın; böyle birşey yok yok tabii ki! Barolar Birliği paşamızın daha önemli işleri vardı... O sadece paşalarının hukukunu korumakla meşguldü.. Gerçi ne fark ederdi, fazladan 17 yaşındaki bir Kürt genci katledilmişti; ne de olsa Kürtler ölümle nikahlıdırlar...



 



Mardin Derik’te, Şırnak Silopi’de, Muş Altınova’da ve Bitlis Yaygın köyünde olanları hiç anlatmayayım; anlatacak sinirler yok bende. Sadece şunu söyleyeyim, bu davaların takibi konusunda ne baroların ne de Barolar Birliği'nin en küçük katkısı yoktur! Bırakın katkıyı, bir gün merak edip gözlemci olarak bile ne Feyzioğlu ne de görevlendirdiği bir kişi bu davaların duruşmalarına katılmıştır. Ki bu davalar devlet adeta kaçırırcasına Ankara'ya, Çorum'a, Kırıkkale'ye ve Eskişehir'e nakletmiştir; ortalama 2 yıldır devam etmektedir. Yani sevgili Barolar Birliği paşamızın burnunun dibinde görülüyor bu davalar...



 



Kayseri'de görülen Ali İsmail'in davasına katılan bir barolar birliği başkanı neden Kürtlere yönelik başka bir katliam dosyası olan ve halen Ankara'da görülen Çağlayan (Van) katliamı dosyasına katılmaz?! Biri bunu bana açıklar mı... Nezir Tekçi'nin canı Ali İsmail'den daha mı değersizdir?!. ki en başta Ali İsmail yaşasaydı bu çifte standardı, ırkçılığı kabul etmezdi... hukuçu paşamızın bu duyarsızlığının nedeni sanıkların subay olmasından kaynaklı olabilir mi acaba? Yoksa yılmaz hukuk savunucusu için adalet sadece subaylara tanınmış bir imtiyaz mıdır? Belki de kalbi sevgili subaylarını sanık sandalyesinde görmeye dayanamayacak kadar hassastır, kim bilir...



 



Ne Feyzioğlu ne Erdoğan ağzınıza Kürtlerin ağzını almayın ve kirli kayıkçı kavgalarınıza Kürtleri alet etmeyin... Kürtleri ancak birbirinizin kafasına indireceğiniz sopalara ihtiyaç duyduğunuzda hatırlarsınız...



 



Kürtlerin nazarında otuz dört sivili katleden Erdoğan ile '93 yılında Lice'yi yakan İlker Başbuğ'un boynuna atlayan Feyzioğlu aynı soydan gelir. İkiniz de bırakın bu ucuz demokrasi, hukukun üstünlüğü plavralarını! Kürtler ikinizi de iyi tanıyor. İkiniz de yakasından düşün artık Kürtlerin!