Ulusal ve sınıfsal baskının, mezhepsel farklılıklara oynayan devlet politikasının yaşandığı bir coğrafyanın resmi
Bu bir etkinlik miydi?! Evet dışardan bakıldığında Remscheid Alevi Kültür Merkezi‘nde yapılan, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği‘nin “Toprağa düşenlerimizin analarının acıları duruken biz anneler günü kutlayamayız” düşüncesinin yön verdiği bir etkinlikti. Ethem Sarısülük‘ün annesi Sayfi Sarısülük, Ahmet Atakan‘ın annesi Emsal Atakan ve Berkin Elvan‘ın annesi Gülsüm Elvan‘ın davetli olarak katıldığı etkinlikler dizisinden birisiydi. Bu üç ana sadece acıların ve direnmenin mozayiğini oluşturmuyordu. Biri Kürt, biri Arap, diğeri Türk ana... Ülkenin siyasal tarihinin de tanığı ve toplaşma noktası tarihsel dönemeçleri özetler gibiydiler.
Çocuklarının nasıl katledildiğini anlatan anaların ortak bir vurgusu vardı bunu en iyi Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan özetledi. “Başımızı koyduk bu yola çocuklarımızın hesabını soracağız. Tayyip ancak benim de kafama bir kurşun sıkarsa beni bu davadan vazgeçirebilir” Yine bir başka ortak vurguları vardı “Kimse evlat acısı yaşamasın bu acı hiçbir şeye benzemiyor. Fakat çocuklarımız bu iğrenç diktatörlük sistemine karşı bu gün olsa bu gün aynı şeyleri yapmalarını isterdik. Biz de onlarla sokaklardaydık, tüm duyarlı insanlar gibi...”
Sadece Berkin’imizi kaybetmeyen, bir ağabeyi Diyarbakır zindanlarında katledilen, kirli savaşın bir sonucu olarak İstanbul'a sürülen bir Kürt ananın sınıfsal ve ulusal kini konuşuyordu Gülsüm ananın gözlerinde. “Kimse 1994′ün kirli savaş politikalarından söz etmiyor. Bizi topraklarımızdan buralara sürdüler. Daha buradan nereye sürebilirler” sözünde somutlanan sınırsız bir öfke... “Bu anaların ne büyük bir yüreği var” sözünü bir kez daha beyninin yüreğinin kıvrımlarına dek hissetmemek, yaşamamak mümkün müydü...
Emsal Atakan “Kürt Türk Alevi Sünni Hıristiyan halkların yıllarca birlikte kardeşçe yaşadığı, kimsenin birbirini dışlamadığı bir bölgede devletin Suriye politikasıyla kontraları ortalığa nasıl saldığını, zaten 3 yıldır bu kirli savaş politikasına karşı oğlu gibi kendisinin de sokaklarda olduğunu” işbirlikçi bir devletin emperyalist politikaları uygulamaktaki cevvalliğini, kendi diline çevirerek anlattı. Devletin rahatlıkla giremediği devrimci Samandağ ve Hatay‘ın Armutlu mahallesinde dahi Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, Reyhanlı‘da yapılan katliamdan sonra halkların birbirine düşürülmeye çalışılmasını aynı yalınlıkta dillendirdi. Fakat ille de menekşe rengi güzel gözlerinde acıyla gururun karıştığı bir ifadeyle, bir oğul resmini getirdi yerleştirdi ki beynimize.
“Ahmet, benim oğlum 23 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Ama bir önderdi. 40 yaşında bir insanın olgunluğuna sahip halkını seven, halkının da onu çok sevdiği bir devrimci önderdi.”
Sayfi anamız Ethem yoldaşın emekçi işçi kimliğini, paylaşımcı çocukluğunu anlatırken sözlerini “Buradaki analar dahi vazgeçseler ben bu sekiz fidanımızın katillerinin yargılanması, hesap sorulmasının arkasını bırakmayacağım. Benim oğlum onların çocukları gibi, onlar gibi kutularda para saklayan hırsız değildi.”
Bu bir etkinlik filan değildi. Kirli savaşın, ulusal ve sınıfsal baskının, mezhepsel farklılıklara oynayan devlet politikasının, katliamların yaşandığı bir coğrafyanın resmedilmesiydi.