Bize de özgürlük için çocuk gitmek dağlara, oralarda büyüyüp adam olmak düştü heval...
Evin içinde yan yana oturuyoruz. Günün periyodik işleri işte... mutfak ve temizlik işleri. Biraz dinlenmek için soluklanıyor annem. O fiziki yoğunluk durağanlaşıyor yavaş yavaş. Bu sefer beyin yoğunluğu başlıyor. Yanımda duran kadın şimdi çok uzaklara açılmış, kayıp giden yıldızların peşinde koşuyor. Gözleri hüzünlü bir şarkıyı çalıyor, dengbej şakiro sesleniyor yüreğine, kapanmayan yarası açılıyor yine. O yara ki, kapanmaz, evladını buluncaya kadar. Sızım sızım sızlar yüreğinde. O arayışlar ki, hiç bitmedi ve bitmeyecek ta ki ölüsünü ya da dirisini bulana dek...
Kaç yıl oldu görmeyeli seni. 21 mi yoksa 22 mi? Kaç yaşındaydın 14 mü yoksa 15 miydi? Beyaz gömlek üzerine ne de yakışmış kır çiçekleri desenli kravatın. Bizlere bıraktığın son anıydı bu resim gitmeden önce. Ve de bize bıraktığın en değerli şey şimdi. Senden sonra annem çöktü, ağlamaktan yataklara düştü. Beş altı ay yataklara mahkum oldu. O güzelim yeşil gözlü sarı saçlı Kürt kadını o derin sarsıntıyla harap oldu. Üzüntü ve keder yüzünde bir çöküntü verdi ve alnındaki çizgileri çoğalttı. O çizgiler ki ne acılar taşıyor şimdi. Hepsinde bir tarih yatar. Senden sonra başka gençler de gitti mahalleden. Kiminin cenazesi geldi kiminden ise senin gibi bir daha haber alınamadı. Ağlarken anneler kaybettikleri evlatları için,.. o da bir anne olarak onlarla bir daha bir daha ağladı. Ne çok zulümler görmüşüz, görmüşler tarihte ve hala o zulme karşı dıçin sere çiya.
Kürdistan’da yaşanan bir olayı anlatıyordu annem yan tarafımızda oturan komşu kadına. Askerler köy meydanına toplamış köylüleri. Köyün ileri gelenlerinden biriyle konuşmak istemiş komutan ve seslenmiş. Köylü komutanın Türkçe sorusuna karşılık Kürtçe yanıt vermiş. Mecburen Kürtçe vermiş, çünkü köyde Türkçe bilen yokmuş. “Türkçe konuş lannnnnn, burası Türkiye!..” der komutan. Komutanın ne dediğini anlamayan köylü yine aynı şekilde karşılık verir. Bunun üzerine köylüler meydanda çırılçıplak soyulur ve falakadan geçirilirler. Onur ve şeref yoksunu olanlar, insan onurunu ayaklar altına almanın gururunu yaşarlar o an. Aradan yıllar geçti ama devlet yine değişmemiş, baskı ve zulüm devam etmiş o günlerden bu günlere.
O dönemler devlet katliamından kaçmak için dağlara çıkarlarmış. Dağların en üstlerine, kimsenin göremeyeceği küçük ve gizli mağaralara saklanırlarmış. “Bugün de o dağlar meskenidir şimdi Kürtlerin...” diye konuşuyor annem. Gözleri doluyor yine, tek tek arıyor dağları kim bilir nerededir evladım diye. Beyni de fiziki yorgunluğu gibi yenik düşüyor yoruluyor, “kuremin tu ki dereyi” içerlenişiyle geri dönüyor yanımıza dayikamın.
Evimizde televizyon devamlı açık olur. Yeni isimleriyle Med Nuçe ve Med müzik vb. kanallar kapanmaz. Gözler sürekli oğlunu arar orada. Bir keresinde bir gerilla filmi yayınlandı. Bu filmin yönetmeni ve oyuncuları gerilladan oluşuyor. Yuvaları ve yaşam alanları artık orası olduğu için, zor şartlarda Beritan filmini çekmişler. Her zaman olduğu gibi annelerimiz çocuklarını bu filmde görebilmek umuduyla izlemeye koyulmuşlar -Nerdeyse her aileden üç-beş evladı dağa çıkmış anneler ve aileler var. Çocuklarını gören bazı annelerin yüreği sevinçle dolmuş tilili çekmeye başlamışlar hep beraber. Aynı şey gerillanın sanatına da yansıyor, gerilla sahasından yansıyan her kareye dikili gözler. Küçücük çocukları kocaman kadın ve erkek gerilladır şimdi. Onların gözünde hala küçük olsak da…
E bize de özgürlük için çocuk gitmek dağlara, oralarda büyüyüp adam olmak düştü heval. Çürümüş bu düzene de içi boş bir anneler günü düştü.
Bu yazı her güne özel bir anlam yüklemek isteyip tüketim çılgını bir toplum hedefi amaçlayan çürümüş düzenin içi boş anneler gününe dayanarak kaleme alınmıştır.
Alınteri okuru