Ring... "Dışarıdakiler..." ve Siz

GÜNCEL
Pazar, 3 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)

Herşeyin o 'kadarcık' yakın ve o 'kadar da' uzak olduğu çok az anlar ve mekanlar vardır. Tıpkı bir yaz akşamı, etrafı açık bir yerde sırtüstü uzanıp gökyüzünde ışıldayan yıldızları, elinizi uzatıp yakalayabileceğiniz kadar yakın hissetmeniz, ama hiç ulaşamayacağınız kadar da uzak olduklarını bilmeniz gibi...

Küçük bir ring arabasında elleriniz zincirlenmiş halde başlarsınız, 'dışarıdakiler' için yaklaşık yarım saat süren, fakat sizin saatleri, günleri, ayları, yılları sığdırdığınız 'yolculuğa.' İlkin ringde havalandırma işlevi gören küçücük pencerenin sığ örülü telleri gözünüze çarpar. 'Neden bu kadar sığ örülü teller' sorusu aklınıza takılır. Mapuslar için her şey en ince ayrıntılarıyla hesaplanarak yapılmıştır. Zindanların öncelikli hedefi psikolojik üstünlüktür. Bu tellerle örülü pencerenin ardında siz 'dışardakileri' görebilirken, 'dışardakiler' ise varlığınızı anlarlar, ancak yüzünüzü seçemediklerinden kim olduğunuzu anlamazlar. Böylelikle 'dışarıdakiler' için belirsiz ve tanımsız birisinizdir. Bununla size, kendi varlığınıza dair, kuşkulu bir dünya olduğunu göstermeye çalışırlar. Sizin varlık gerekçenizin 'dışardakiler' olduğunu bildiklerinden, sizin onlar için nasıl belirsiz ve tanımsız olduğunuzu göstererek, hiçlik duygusuna kapılmanızı hedeflerler. Ama yüreğiyle yaşamanın, yüreğiyle görmenin, yüreğiyle ilişkilenmenin gücünü bilmediklerinden, o sığ örülü teller ile nafile bir arayış içinde olduklarının da farkında değillerdir. Sadece gözbebeğinizi bile gören 'dışarıdakiler' yaşamın tüm ışıltısını görmüşlerdir onda...

Ring 'yolculuğu' Amed'in caddelerinde olunca, Amed'in tüm heyecanlarını bizzat siz de yaşarsınız. Kadim şehrin, kadim insanları, 'acıyı bal eyleyen' güzel insanlar! Yüreklerinde taşıdıkları yaşamlarının tüm acıları yüzlerinde okunan, direngen, mağrur ve onurlu bu insanları gördüğünüzde, mapus olarak yaşadığınız her anın anlamını daha bir anlamlandırırsınız. Bu güzel insanlar için ödediğiniz ve ödeyeceğiniz her bedeli hak ettiklerinin bilinci ve huzuruyla dolarsınız. Amed caddelerinde dakikalara sığan 'yolculuğunuz' aslında sizin tüm yaşamınızdır.

Çünkü o esnada tüm hayatınız bir film şeridi gibi akar gider gözlerinizin önünden... Sürekli tanıdık bir yüz ararsınız o insan seli içinde, hiç görmeyeceğinizi bilseniz de serihıldanlarda, yeri geldiğinde yücelerde, yeri geldiğinde zindanlarda birlikte olduğunuz can dostlarınızı- yani Amed'in asi ve onurlu insanlarını- görme umuduyla gözleriniz habire aranıp durur. Sanırsınız aradıklarını görünce, ringden çıkıp sarılacaklardır onlara. Heyecanlarından bir an yerlerinde duramazlar. Bilinir, insan zihninin hükmünün olmadığı organdır gözler. Onlar yüreğin kontrolündedirler, dolayısıyla zihnin aldatıcılığından uzak, yüreğin doğruluğunun ifadesidirler. Aslında gözleriniz heyecanlarıyla birlikte mutlu olurlar. Çünkü onlar hevallerini görüyorlar; Amed'in serhıldan çocukları olan Eneslerde, Abdullahlarda, Mehmetlerde... Onlar işte oradalar; daha dün panzerlere, iri kıyım ölüm robotlarına karşı direnen, bedenleri küçük ama yürekleri okyanus mavisi, yücelikler kadar heybetli olan, bugün de sokaklarda mendil satan, küçük el arabalarıyla taşıdıkları yükün altında kalmayan, -tıpkı Mezopotamyalı olmanın ağır yükü altında kalmadıkları gibi- Ve sizin içinde olduğunuz ringi görür görmez hemen yüzlerine konan ağız dolusu gülümseyişle küçücük elleriyle zafer işareti yapıyorlar. Onları öyle gören gözleriniz hevallerini görmenin mutluluğuyla dolmuşlardır.

Bazen de ellerinde oyuncaklarıyla neşeyle oynayan çocukları görürsünüz ve birden aklınıza bir yandan meydanlarda 'çocuk da olsa, kadın da olsa gereğini yapacağız' diye ölüm fermanı verdikleri çocuklara 'oyuncak' dağıtan zihniyet gelir. Oysa sesiniz yetişse o çocuklara, anlatmak istersiniz tarihin egemenler açısından nasıl tekerrür ettiğini. Çünkü Vietnam Çocuk Bayramı'nda da, ABD bombardıman uçakları bombalarıyla öldürdükleri çocukların köylerine oyuncaklar atmışlardı. Ve bunu 'Gökten oyuncak attılar' adlı şiiriyle şair ne güzel anlatmıştı:

'Çocuk bayramında
bomba yerine oyuncak
atmak dedi
halkla ilişkiler uzmanları kuşkusuz
etkili olur
Gerçekten
büyük etki yaptı
tüm dünyada
Uçaklar
On beş gün önce
atsaydı oyuncakları
bombaları da bugün
iki küçük çocuğumun iyilikseverliğiniz sayesinde oynayacak bir şeyleri olurdu son iki hafta boyunca'


Tıpkı Mezopotamya'nın çocukları Enes ve Abdullah gibi...

Ringe en hüzünlü ve anlamlı bakış her zaman gülyüzlü annelerden gelir. Kanayan bu coğrafyayla birlikte yürekleri de kanayan annelerimiz, sonsuzluğa uğurladıkları evlatlarının acısını belki de en fazla yanıbaşlarında giden ringlere bakarken hissederler. Bakışlarından öylesine bir sıcaklık yayılır ki, o an ringin çelik zırhı erir ve siz kendinizi bir anda evlat hasretiyle dolu bu annelerin yanında bulursunuz. O kutsal annelerin sizin için anlamlarını anlatmaya, şairin dediği gibi kelimeler kifayetsiz kalır.

Her renkten insan vardır bu kadim şehirde, siyah-beyaz olmayı dayatanların aksine... Şehir çok değişmiştir. 'Sizsiz değişen' şehrin yüzüne olan yabancılığınızın burukluğu sarar sizi. Burukluğunuzun yanında hüzün basar sizi, Dicle'yi geride bırakırken... Aslında Dicle de sizin gibidir. Bir yandan Fırat'ına kavuşmanın umuduyla dolu iken, diğer yandan onsuz geçen her anın hüznüyle sessizce akmaktadır... Siz de, gelecek güzel günlerde, 'dışarıdakilere' kavuşmanın umudu ve onlarsız geçen her anın burukluğu ve hüznüyle yaşam akışınızı sürdürürsünüz. Ötede tüm ihtişamıyla duran surları görürsünüz. Bir kez daha saygıyla önlerinde eğilirsiniz, esmer renkli bu taşların. Çünkü binlerce yıldır tüm yıkımlara rağmen ayakta durabilmişlerdir. Tıpkı insanların, esmer renklerini verdikleri Mezopotamya'nın esmer rengini binlerce yıldır 'varlıklarını', 'ruhlarını' korudukları gibi.

Zindana geri gelmişsinizdir artık. Hergün 'dışarıdakilerin' yanıbaşlarından geçip giden ringden inmişsinizdir. Aramalar zinciri başlarken, trafiğin sıkıştığı bir anda, evlerden caddelere sarkan ağaç dalından parmaklarınızla kopardığınız yaprağı görmüştür yetkililer. Ömürlerince hiç yaprak görmemiş gibi hayret ve kızgınlıkla 'bu ne' diye sorarlar. Siz de olanca doğallığınızla, 'bu yaprak' dersiniz. Ama onlardan tüm soğukluğuyla 'yasak, içeriye sokamazsınız' cümlesini duyarsınız. Oysa o yaprağı, ringin içinde elinize aldığınızda, ne masum ve güzel hayaller kurmuştunuz. Hani onu günlüğünüzün içinde saklayacaktınız ya... Lakin yasaklar ülkesinin yasaklarla örülü zindanlarında olduğunuzu unutmamalıydınız.

Yeniden zindanın tel örgülerle çevrili yüksek duvarları arasındasınız. Küçük ringin, küçük penceresinden görmüşsünüzdür, dışarıda akıp giden yaşamı. Bu yaşamın onurlu bir parçası olmak için yaşadığınız gururla, ama ondan fiziki olarak koparılmış olmanın burukluğunu yaşarsınız. Ringde yapılan yarım saatlik bir yolculuğa yaşamınızı sığdırmışsınızdır. Güneşli günlerde dışarıdakilerle buluşmanın umudu, inancı daha fazla artmıştır. Ve küçük havalandırmanızda sararmaya yüz tutmuş olmasına rağmen, halen yeşilliğini koruyan bir yaprağın, rüzgarla yanınıza düştüğünü fark edersiniz ve aklınıza 'yasak, içeriye sokamazsınız' cümlesinin güçsüzlüğü gelir...

LATİF ÇETİN
Diyarbakır D Tipi Cezaevi


Ülkede Özgür Gündem gazetesi