Bu sakatlıklara bir şekilde ve iradi biçimde müdahale edilmezse bunun acısı kendisini gösterecektir
Cihan Çetin
İzmir’deki 2014 1 Mayıs’ının bu yılki kitleselliğinde Haziran İsyanı’nın her türlü izini görmek mümkündü. Direnme de vardı, kitleleri eve yollama da.
1 Mayıs kitleselliği ilk Konak Sümerbank önündeki toplanmada kendisini gösterdi. Normal şartlarda Konak, KESK, TMMOB başta olmak üzere demokratik kurumların ve dergilerin toplanma yeridir. Dergiler ve partilerin bir kısmı ve bazı kurumların bu yıl işçi sendikalarının toplanma yeri olan Basmane’de toplanmalarına rağmen Haziran İsyanı ile görünür hale gelen taraftar gruplarından forumlara kadar irili ufaklı bir çok grup ve insan Konak’ta toplandı. Bunun doğal ve beklenmedik sonucu olarak KESK’in en önde olması planlanan kortejinin hazırlanması ve düzene girmesi ilk anda sekteye ve kısa bir karışıklığa yol açtı.
Bu karışıklık ve sekteye uğrama yol boyunca yer yer devam etti. Kortejlerin kesiştiği Cumhuriyet Meydanı’nda birbirlerine yer vermeler, küçük öne geçme işgalleri veya caddenin karşı tarafına geçmeler derken kortejler kalabalık bir halde iç içe geçerek Gündoğdu Meydanı’na ulaştı.
Bu uzaktan ve içeriden de hissedilen karışıklığın temelinde elbette tek başına koordinasyonsuzluğu sebep olarak gösteremeyiz. Temelde, Haziran İsyanı’ndan sonraki 11 ay içinde yaşanan tüm gelişmelerin payı ile 1 Mayıs’ın insanların iktidara karşı öfkesini sunabilecekleri bir gün olmasının da etkisi vardı. 1 Mayıs Tertip komitesinin bu bağlamda hazırlıksız yakalandığını söylesek yeridir. Yoksa İzmir’deki 1 Mayıs, burjuva medyasının iddia ettiği gibi Türk-İş dahil tüm gerici kurumların ortak mekanda miting yapması değildi. Öyle ki Gündoğdu’da bu gerici kurumların varlığı önceki 1 Mayıslarla neredeyse aynıydı.
Gündoğdu Meydanı’na ulaşıldığında devletin hem Haziran İsyanı’ndan hem de İzmir’in yerel sınıfsal dinamiklerinden çok iyi dersler çıkardığını gördük. 1 Mayıs’ın hem tarihsel anlamı hem de İstanbul ve Ankara’dan erken saatlerde başlayan çatışma haberlerini de eklersek devlet, Gündoğdu Meydanı’na giren Konak ve Alsancak yönlerinde muazzam bir yığınak yaparak bir tür gövde gösterisinde bulundu. Devlet bu gövde gösterisinde, aslında, olası bir çatışmaya vahşice hazırlandığını gösterdi.
Bilmeyenler için yazalım Gündoğdu Meydanı’nın bir yanı -batı tarafı- denizdir. Kara tarafında -doğusunda- meydana çıkan 4-5 dar sokak dışında sokak yoktur. Polis bu sokakların ucunu çok sayıda çevikle tutmuştu. Bunun yanısıra kara tarafında olan eğlence yerlerinin önüne barikat kurarak olası bir çatışmada kitlenin kaçabileceği yerleri de kapatmıştı. Meydanın Konak yönüne açılan güney tarafı zaten arama noktası olarak seçildiğinden bu yanda da yığınak vardı; Alsancak Liman’ı yönüne giden kuzey taraf görece daha zayıf bırakılmasına rağmen o yönde barikatlarla çerçevelenmişti. Kısacası devlet, Gündoğdu Meydanı’nda olası bir çatışmaya tüm vurucu gücüyle ve tam bir vahşet ortamı yaratmak için konumlanmıştı.
Devletle ilk gerginlik, devrimci dergilerin ve kurumların arama noktasında üst aramasını reddetmesi üzerine çıktı. Devrimci dergi ve kurumların kararlılığı ile üst arama noktası aşıldı. Bu arada bir başka arbedenin de alanın Alsancak girişinde ÖDP ve polis arasında yaşandığını sonradan öğrendik.
Ancak arama noktasındaki ilginç olan noktas KESK başta olmak üzere Halkevleri vd. kurumların üst arama noktasında ortaya çıkmış olan engeli aşmaya çalışan devrimci dergi ve kurumları yok sayar gibi hareket edip alana girmeleri, arama noktası sonrasında kortejlerini oluşturup yollarına devam etmeleriydi. Haziran İsyanı’nda güçlü biçimde ortaya çıkan, sürekli arzu edilen ve 1 Mayıs’ın anlamını içeren “birlik ve dayanışma”dan eser yoktu.
İzmir özelinde konuşacak olursak, devrimci kurumlar ile KESK, DİSK başta olmak üzere demokratik kurumlar arsındaki bu birbirlerini görmez durumun çok keskin bir hal almaya başladığını başa yazmak gerekir. Öyle ki, birbirini görmeme hali, kendisini miting sonrası Basmane'ye yapılan yürüyüşte de gösterdi.
Öncülerin de Öncü Savaşı
Sonra bunu yine bir dizi ‘hımm’ ve meraklı bakışlar izledi. Daha fazla dayanamayıp, itiraf ettim: ‘Aslına bakarsan geri çekiliyoruz, çünkü hükümet bize karşı bir saldırı...’
Sözümü tamamlamaya fırsat vermeden, ‘Kaçtın yani!’ diye lafı soktu Durito.
Kendisine uzun uzun stratejik çekilmenin, taktik geri çekilmenin ve o sıralar başıma gelenlerin ne anlama geldiğini izah etmeye çalıştım.
Durito’ysa onca açıklamadan sona yine, ‘sen kaçtın,’ diye tekrarları, bu sefer içini çekerek.
'Evet kaçtım, ne var bunda?’ dedim ben de, sert bir ses tonuyla. Ona kızdığımdan çok kendime kızmıştım aslında. (SubComandante Marcos, Zapatista Hikayeleri) 1
Yakın zamanda alınteri.org’ta yayınlanan “Öncülerin Savaşı” adlı yazıda şu tespit vardı: “‘Öncü savaş’ anlayışının sağ versiyonları ise özellikle kitle hareketinin kabardığı dönemlerde özellikle de örgütsüz kalabalığı arkasına alarak bazen kitlenin kaldıramayacağı tarzda savaşır, bazen kitleyi de arkasında bırakarak kendisi 'savaşmaya' gider.”
Ancak İzmir’deki 1 Mayıs’ta bu tespit bir adım ileriye (!) taşındı. Öncülerin de öncülerinin savaşması!!!

Gündoğdu’ya doğru yürürken, sendikaların 1 Mayıs’tan bir kaç gün önce aldıkları “İstanbul’daki duruma göre miting sonrasında Basmane’ye yürüneceği” kararı kortejlere ulaştı.
Ancak her şeyi bir kenara bırakalım, 1 Mayıs’ın yasaklanmasına karşı Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurunun reddedilmesinin hemen sonrasında İstanbul Valisinin yaptığı açıklama ile İstanbul’daki 1 Mayıs’ın nasıl geçeceği 30 Nisan’da belli olmuştu. Bu basit gösterge ile birlikte düşünüldüğünde İzmir’deki 1 Mayıs için “İstanbul’daki duruma göre” bir tavrın ne olması gerektiği 30 Nisan akşamı zaten belli olması gerekliydi. Hadi bunu da geçelim, 1 Mayıs sabahında İstanbul Okmeydanı’ndaki devlet terörü ve direniş Taksim meydanına çıkmak isteyen Şişli, Beşiktaş, Mecidiyeköy ve Tarlabaşı kollarında neler olacağının kesin habercisiydi.
Ancak İzmir’de daha saat 11:00’de yürüyüş başladığında gelen haber hala “Basmane’ye yürüyüşün, İstanbul’daki duruma göre olup olmayacağı” yönündeydi. Ve daha da kötüsü, ikircikli de olsa bu önemli karar “fısıltı gazetesi” biçiminde duyuruldu. Fısıltı gazetesiyle yayınlanan duyuru ise şu felaket cümle ile bitiyordu: “Artık kaç kişi gelirse” !!!
1 Mayıs kortejleri alana olağan kolları olan Basmane, Konak dışında mevcut kolların da bir kaç kol olarak yürümesi ile oluştu. Bu durum, kitlenin azlığına dair bir yargıya yol açtı. Çünkü insanlara göre önceki 1 Mayıslar’da alana uzun sürede varılıyordu.
Ancak önceki 1 Mayıslar’da İzmir’de alana tek bir güzergah üzerinden yürüyen kortejler vardı. Bu yıl ise örneğin 1. Kordon’da bir kortej ilerlerken, 2. Kordon’da yolu çift taraflı kapatan ikili kortejler oluştu. Kısacası bu yıl alana kortejlerin hızlı girmesinin nedeni niceliksel azlık değil, her kortejin kendine göre belirlediği yoldan alana hızlıca girmesiydi.
İzmir’de 1 Mayıslar'ın klasik şablonu, kortejlerin alana girdikten sonra hızla dağılması biçimindedir. Öyle ki, başka kentlerde 1 Mayıslar’a katılmış olanlar, haklı bir eleştiri ile, İzmir’deki 1 Mayıslar’ı biraz “disiplinsiz” olarak tanımlarlar. Bu yıl da benzer biçimde oldu. Kortejlerde yürüyenlerin büyük çoğunluğu alandaki program tamamlanmadan alandan ayrıldı.
Alanı en son Basmane’ye yürümeye karar vermiş kalabalık bir kitle terk etti. Bu sırada polisin küçük bir provokasyon girişimi boşa çıkarıldı. Alsancak Limanı tarafına konuşlanmış bir TOMA, alandan ayrılan kitlenin arasından geçerek Konak yönüne doğru hareketlenince kitlenin kararlı protestosu ile geriye çekildi.
Basmane’ye doğru yürüyen kitle, İzmir Fuarı’nın Lozan ve Montrö kapıları önünde konumlanmış TOMA ve Çevik Kuvvete rağmen kararlı biçimde Basmane’ye ulaştı. Daha sonra videolardan izlediğimiz kadarıyla polisle yapılan 30-40 dakikalık pazarlık sürecinden sonra başlayan polis saldırısı anında, Basmane’ye gelen kitle çoktan ve de çok hızlı biçimde erimişti.

Basmane’ye yürüyüş ve oradaki çatışma, yazının bu kısmının başında aktardığımız “öncülerin de öncüsü” biçiminde gerçekleşti:
Gündoğdu meydanına İzmir’in çevresindeki illerdeki şubelerinden gelenlerle de kalabalık olarak giren KESK ve DİSK’in bir kaç pankartını taşıyan kararlı üyeleri Basmane’ye geldi. Alana yüzlerce kişi ve onlarca pankartla giren Halkevleri ve TKP’nin; Basmane yürüyüşüne en önde devasa bir pankartla “öncülük” eden EMEP’in Gündoğdu meydanına soktuğu kitlesinin onda birinden daha azı Basmane meydanına ancak getirilmişti. HDP ve BDP kitlesi, Gündoğdu’dan Basmane’ye kadar olan yürüyüşte en dinamik kitle olmakla beraber, onların da büyük çoğunluğu Basmane önündeki bekleyiş sırasında eridi. 2
Polisin başlattığı saldırıya ait görüntüler izlendiğinde ise polisin papaz taktiği ile pazarlığı neden uzattığı anlaşılmış oldu. Kitlenin ilk anda ulaştığı Basmane Garı önünde 1 TOMA ve 2-3 sıra çevik kuvvet varken, bekleme süresinde, büyük ihtimalle Fuar Lozan ve Montrö kapıları önünde bekletilen TOMA’lar ve Çevik Kuvvet ekiplerinin gelmesi sağlandıktan sonra polis “taş atılıyor”3 bahanesiyle kitleye sert biçimde müdahale etti. Bunun sonucu hepimiz, tam da Don Durito’nun dediği biçimde “kaçtık”. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, 1 Mayıs’ta İzmir’de, çatışma değil kaçışma gerçekleşti.
Polisin kitleye vahşice saldırması sonrasında aslında polisin 1 Mayıs’a ne kadar hazırlıklı olduğu iyice ortaya çıktı. Bugüne kadarki eylemlerde hiç bir şekilde konuşlanmadığı Çankaya - Kemeraltı girişine de polis 1 TOMA ve Çevik Kuvvet yığınağında bulunmuş. Öyle ki bu bölge 1 Mayıs alanı olan Gündoğdu Meydanı’na yaklaşık 2,5 km’lik uzakta bir mesafe ve Haziran İsyanı süresinde bile bu bölgede tek bir gösteri dahi olmamıştır.4
İzmir’de, “resmi” 1 Mayıs dışında pek çok olasılık mümkündü. Şu olmalıydı, bu olmalıydı demek o gün özelinde artık anlamsızdır. Ama şunu yazmak şarttır:
Fazla değil daha Berkin Elvan’ın cenaze töreni sırasında 11 Mart’ta İzmir’de 1 Mayıs’ta toplanan kitleden çok daha az bir kitle, Berkin’in cenazesi bitinceye kadar kalmak için polisle kıyasıya bir çatışmaya girerek Konak meydanını işgal etmişken, 1 Mayıs’a ikircikli bir bir kafa ile hazırlan(ma)mış olmak ciddi anlamda sıkıntılı bir durumdur.
Özetle 2014 1 Mayıs’ında İzmir’de, Haziran İsyanı’nın kitlesel ve renkli izlerini güçlü biçimde gördük. Ancak Haziran İsyanı’ndaki mevcut tüm sakatlıklar İzmir özelinde güçlü biçimde kendisini hala göstermektedir. Bu sakatlıklara bir şekilde ve iradi biçimde müdahale edilmezse bunun acısı kendisini gösterecektir. Çünkü hepimizin bildiği gibi devrim karşı-devrimi doğurarak ilerler. Ancak karşı-devrimle dalga geçmek ayrı bir şeydir, onu hafife almak ayrı bir şey.
1 Zapatista Hikayeleri’nden.
Kitap Zapatista önderi SubComandante Marcos’un yazdığı hikayelerden oluşur. Hikayenin ana karakterlerinden birisi de SubComandante Marcos’un ormanda karşılaştığı Pegasus adlı kaplumbağasına binen orman böceği Lacandanalı Don Durito’dur.
2 İçlerinde Alınteri okurlarının da yer aldığı birçok devrimci yapı, nicelik olarak diğerlerine göre daha az sayıda insanıyla Gündoğdu’ya girmelerine rağmen Basmane’ye alana gelenlere yakın kişiyle Basmane yürüyüşüne katıldılar.
3 Sorun taş atma/atmama meselesi değildi. İstanbul 1 Mayıs Komitesi'nin paylaştığı fotoğraflardan da hatırlanacağı gibi devlet İstanbul’da provokasyon için bir çok sivil polisi İzmir’de de devreye soktu. Bu nedene İzmir’de de taş atanların bir kısmının sivil polis olduğuna şüphe yok. Sorun böyle bir olasılık ayan beyan ortadayken buna dair kafaların bile hazır olmayışıdır.
4 Aslında bu bölgenin hemen yukarısı Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Kadifekale’nin altıdır ve siyasal olarak aktif bir bölgedir. Zaman zaman devletin de operasyon yaptığı bir yerdir. Devletin buraya 1 Mayıs’ta konuşlanması kendi açısından her türlü olasılığa hazır olduğunun en net göstergesiydi.