Eğitimde kayıt dönemi: 4 olgu ve 1 pratik sonuç

Kayıt döneminin iki gözdesi: Polis okulları ve Meslek Yüksek Okulları. Özel okullar ise kontejyan dolduramıyor. "Tercihler" ne diyor?

GÜNCEL
Pazartesi, 4 Eylül 2006 (20 yıl 1 ay önce)

Eğitim sistemi üzerine, henüz önkayıt döneminde kendini gösteren, güncel ve çarpıcı olgularla başlayalım:

[foto]images.jpg[/foto] Bu yıl, polis olmak için başvuranların sayısında bir patlama yaşandı. 307 bin ortaokul mezunu Polis Koleji'ne, 80 bin lise mezunu Polis Meslek Yüksek Okulu'na, bin 100 kişi Polis Akedemisi'ne başvurdu. 15 bin üniversite mezununun 6 aylık Polis Meslek Eğitim Merkezleri'ne başvurması özellikle dikkat çekti. Başvuranların arasında, bilgisayar ve hukuk fakültesi mezunları da bulunuyor.

[foto]images.jpg[/foto] Çok sayıda üniversite mezunu, lise diplomasıyla Kamu Personeli Seçme Sınavı'na giriyor. KPSS, lise mezunları ve 4 yıllık üniversite mezunları için ayrı ayrı yapılıyor. Buna karşın, bu yıl, üniversite mezunu olduğu halde lise diplomasıyla lise mezunları için açılan sınava girenlerin sayısında büyük artış yaşandı.

[foto]images.jpg[/foto] Bu yıl, özel kolej ve vakıf üniversitelerinin öğrenci alım kontenjanlarının yüzde 50’si boş kaldı. Kolejler, taban puanlarını üçüncü kez düşürmelerine ve Bakanlığın Anadolu ve Fen Liseleri’ne açmadığı ön kayıtları kolejlere yönlendirmesine karşın, kolejlere başvuran öğrenci sayısında önemli bir gelişme olmadı. Öğrenci kontenjanlarının yüzde 50’sinden fazlası boş kalan özel vakıf üniversitelerine başvuran öğrenci sayısının, kesin kayıtlarla birlikte daha da düşmesi bekleniyor.
Ön kayıtlarda, 4 yıllık fakültelerin öğrenci kontenjanları ise yüzde 12 oranında boş kaldı.

[foto]images.jpg[/foto] Bu yıl, Meslek Yüksek Okulları ise tam bir tercih patlaması yaşadı. MYO kontenjanları yüzde 95′lik doluluk oranıyla bu yılın ÖSYM rekorunu kırdı. ÖSYM’ye giren 5 bin okul birincisinin binden fazlasının Meslek Yüksek Okullarını tercih etmesi de, özellikle dikkat çekti.

Bu olguları arka planıyla birlikte okumak, eğitim sistemindeki kriz ve yeniden yapılandırmaya ilişkin önemli veriler sunacaktır. Aynı sırayla devam edelim.

[foto]ok.png[/foto] Polis olma başvurularındaki patlama, devletin bu konudaki tüm özendirmelerine ve sağladığı kolaylıklara karşın, polisliğin “prestijinden” kaynaklanmıyor kuşkusuz. Tam tersine, bu konudaki sayısız araştırma, polisin halkın güvensizlik duyduğu ve nefret ettiği devlet kurumları arasında başı çektiğini göstermektedir. Buna karşın polis okulları kontenjanlarının on katı üzerinde başvurunun, hele ki, bir kısım mühendislik ve hukuk fakültesi mezununun dahi yüzlerini lanetli polisliğe çevirmesinin bir tek açıklaması olabilir. Polis olma başvurularındaki patlamanın arkasında daha büyük bir patlama vardır: İşsizlik ve diplomalı işsizlik! Polislik, neoliberal ekonomide geriye kalmış çok az sayıdaki “devlet himayeli ve iş güvenceli meslek” olarak görülmektedir. Birincisi, neredeyse tüm sektör ve mesleklerde istihdam daralıp işsizlik ve diplomalı işsizlik çığ gibi büyürken, polislik özel güvenlikle birlikte istihdam artıran bir kaç “meslekten” biridir. İçişleri Bakanlığı, bu yıl üniversite mezunlarından polis devşirme uygulamasıyla 9 bin ek polis alacak olmasına karşın, halen “30 bin polis açığı” olduğundan bahsediyor. İkincisi, eğitim ve sağlık başta olmak üzere, tüm kamu sektörü ve hizmetleri özelleştiriliyor, kadrolu memurlar ve kısmi işgüvencesi tasfiye ediliyor, geçici sözleşmeli personel uygulaması yaygınlaşıyor. Bürokrasi, subaylar ve polisler için ise tabii ki, devlet memurluğu himayesi ve ayrıcalığı, iş güvencesi korunuyor. Kendi mesleklerinde iş bulamayan, ya da proleterleşme sürecinden kaçmaya çalışan diplomalı işsizlerin, Polis Meslek Eğitim Merkezlerine başvurmalarının önemli bir nedeni de, buradan, hızlı bir istihdam artışının yaşandığı biricik özel işkolu olan özel güvenlik şirketlerinde “yarı-vasıflı” ve “hamili kart” olarak iş bulma beklentisidir.

[foto]ok.png[/foto] Çok sayıda üniversite mezununun, üniversite diplomasını rafa kaldırarak lise diploması ile KPSS’ye girmesinin de en önemli nedeni diplomalı işsizliktir. KPSS’de yüksek puan almak devlet memurluğunun önünü açıyor. Üniversite mezunları için yapılan KPSS soruları zor olduğundan ve dershanelere para dökmeyi gerekli kıldığından, üniversite mezunları zaten bir işe yaramayan üniversite diplomalarını yakmayı göze alarak, lise diploması ile KPSS’ye girerek giderek eritilen devlet memurluğu şansını yakalamaya çalışıyorlar.

[foto]ok.png[/foto] Devletin kamu eğitimini çökerterek özel okullara sunduğu olağanüstü teşvik, ayrıcalık ve olanaklara karşın, özel lise ve üniversiteler büyük bir kriz yaşamaktadır. Özel lise ve üniversitelerin müşteri-öğrenci kontenjanlarının yarısını dahi güç bela, devletin öğrenci başına teşvik gibi uygulamalarıyla doldurabilmelerinin başta gelen nedeni, fahiş eğitim fiyatlarıdır. Özel okullar, yıllık 10 bin YTL'den başlayan 25 bin YTL'ye kadar çıkan bu fahiş fiyatlamaları, “sürekli ve yüksek vasıflı, yüksek ücretli istihdam edilebilirlik” vaat eden, bilgisayarlı, teknolojik ve yabancı dil eğitimi tekelini elinde tuttukları için yapabilmektedirler. Nitekim devlet de, vasıflı eğitim veren Fen ve Anadolu liselerini yıpratarak, ön kayıtlarını açmayarak, özelleştirerek, özel okulların bilgisayarlı ve yabancı dilli eğitim tekelini pekiştirmeye çalışmaktadır. Orta sınıfların bu konumlarını koruyabilmesi bile, böylece, özel okullara çuval dolusu para dökmeye bağlı hale getirilmektedir. Buna karşın özel okulların müşteri bulamaz ve “sinek avlar” hale gelmeye başlaması, orta sınıfların çözülme ve proleterleşme sürecinin bir ifadesidir. Bu, orta sınıfların genişleyen bir kesiminin de alım gücünün düşmesi nedeniyle özel ve özelleştirilen okullara yanaşamaması, ve yanaşamadığı için de proleterleşme sürecinin hızlanması gibi bir kısır döngü biçiminde işlemektedir. İkinci bir neden de özel okulların, tekellerine aldıkları bilgisayarlı ve yabancı dilde eğitim konusunda vaat ettiklerini öğrencilere sağlayamamalarıdır. Özel okullar, kamunun en iyi eğitimcilerini de görece yüksek ücretle transfer edip, vasıflı eğitimciler konusunda da tekel kurmalarına karşın, üniversite sınavlarında Fen ve Anadolu liselerinin, vasıflı iş imkanı sağlamakta devlet üniversitelerinin çok gerisinde kalmaktadırlar. Bunun nedeni, özel okullardaki şirket mantığının, öğrenciyi yolunacak kaz olarak görmesi, eğitimin ultra metalaşmasının, kullanım değerini yok etmesi, yanısıra, özel okullarda kamu denetiminin tümden ortadan kalkmış olmasıdır. Bu özelleştirilen eğitim sisteminin geleceğini de ortaya koymaktadır: “Herkes okumak mecburiyetinde değildir! Özel okullarda okuyan da, ek özel eğitim almak mecburiyetindedir!”

[foto]ok.png[/foto] Özel okullar artık orta sınıfların bile elini yakarken, meslek liseleri ve meslek yüksek okullarına doğru tam bir “tercih” patlaması yaşanması, toplumdaki sınıfsal kutuplaşmanın doğrudan bir yansımasıdır. Kuşkusuz devletin genel ve yaygın eğitimi çökertmek için her şeyi yapması, bunun yerine, emperyalist ve bağımlı kapitalizmin teknik işgücü ihtiyacına dönük mesleki eğitime yönlendirmesi, planlı-programlı bir politikadır. Devlet, bu açıdan meslek liselerinden meslek yüksek okullarına sınavsız geçiş uygulamasını 2001′de başlatmıştı. 4 yıllık fakültelerin fiyatlarının ve masraflarının yüksekliğine karşın diplomalı işsizlik olasılığının da yüksekliği, puanları fakülteleri tutan bazı okul birincilerinin bile MYO'lara yönelmesini neden olmaktadır. MYO’ların hem daha kısa süreli hem de daha düşük fiyat ve maliyetli olması, yanısıra düşük ücreti baştan kabul ederek de olsa, belli bir “istihdam edilebilirlik” olasılığı sunması, emekçi çocularının mecburi tercihlerinin nedeni olmaktadır. Neoliberalizmin sosyo-ekonomik düşürümü ve devlet yönlendirmesiyle MYO’lara olan talep patlamasıyla, ve yine devlet teşviğiyle, piyasaları daralan özel vakıf üniversiteleri de bünyelerinde MYO açmaya yönelmektedir. Böylece yüksek öğretimdeki sınıfsal kutuplaşma daha kurumsal hale de gelmiş olmaktadır.

Henüz önkayıt döneminde kendini gösteren bu dört çarpıcı olgudan, yalnızca eğitim sistemine değil bir bütün olarak toplumsal sarsıntı ve dönüşüm sürecine dönük, daha derin sonuçlar çıkarmak kuşkusuz mümkündür. Bunu şimdilik devrimci okura bırakalım ve asıl olarak sınıf mücadelesine dönük pratik bir sonuca odaklanalım: Devrimci Proleter Gençlik’in bir yıldır gündeminde olan, “Paralı Eğitime ve Diplomalı İşsizliğe Hayır” talep ve mücadelesi yakıcılaşmakta, öğrenci kitlelerinin (ilkokuldan yüksek öğretime kadar, işçi-emekçi olan aileleri ile birlikte) bu doğrultuda daha sınıfa karşı sınıf eksenli, yığınsal örgütlenme ve mücadele dinamikleri güçlenmektedir. Milyonlarca öğrenci ve ailesinin en büyük hoşnutsuzluk, gerilim, çaresizlik ve çıkış arayışı içinde olduğu kayıt dönemlerine, bu yığınsal dinamiklerini yakalamak ve örgütlenmek için yüklenilmelidir. Kayıt parası, katkı payı, şu parası, bu parası dayatmalarına karşı işçi-emekçi aileleri öğrencilerle birlikte kitlesel olarak harekete geçirmek hedeflenmelidir: Ödemiyoruz!
[foto]logo.png[/foto] Parasız eğitim istiyoruz!
[foto]logo.png[/foto] Askeri yayılmacılığa (Lübnan’a asker göndermeye, ordu modernizasyonuna) değil eğitime bütçe!

Bu olgu ve gerçekler, yaygın ajitasyon ve propagandayla, kitle toplantılarıyla öğrencilere ve ailelerine anlatılmalıdır. Eğitimin ticarileşmesi ve diplomalı işsizliğin, üniversite mezunlarını bile, lanetli polislikten medet umar hale getirdiği, beş para etmez hale getirilen üniversite diplomaları için tonlarca para istendiği, emekçi çocukları için eğitimin çıplak köle olmanın gereklerine indirgendiği anlatılmalıdır. Diplomalı işsizliğin başlıbaşına bir toplumsal sarsıntı ve kriz, toplumsal kutuplaşma konusu haline geldiği görülmeli, ve bu dinamiğe daha büyük bir bilinç irade ve beceri ile yönelinmelidir.

Ufuk Çizgisi, Sayı:45, 2 Eylül 2006