Kaypakkaya'da cisimleşen...

18 Mayıs, '71 devrimci hareketinin sembollerinden, TKP/ML'nin kurucu önderi Kaypakkaya'nın ölümsüzlüğe ulaştığı gündür

GÜNCEL
Pazar, 18 Mayıs 2014 (12 yıl 5 ay önce)

Kaypakkaya, Deniz ve Mahir... Türkiye sol hareketinin tarihinde devrimci militan bir kopuşun sembolü üç önder devrimcidir.



 



Onların isimleri ve anıları, devrim çağrısı ve isyanla özdeşleşmiştir. Çünkü onlar düzenin önlerine serdiği “nimet”lere metelik vermemekle kalmayıp nesnel koşulların elverişsizliği başta olmak üzere geçerli ya da uydurulmuş bahanelerin arkasına saklanmayan bir devrimciliğin ve devrim yapma iradesinin temsilcileridirler.





'71 devrimci hareketini karakterize eden örnek alınası bütün özellikleri bu önderlerin kişiliklerinde cisimleşmiş olarak görürüz. Bedeli ne olursa olsun sonuna kadar gitme kararlılığı yanında ve ona da temel oluşturan sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyanın kurulması özlemi, bu özlemin tezahürü olan devrimci idealizm, adanmışlık ve atılganlık bunların başında gelir.



 



Onların sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemi, o günkü koşullarda farklı yönlerde, değişik ton ve yoğunluklarda küçük burjuva halkçı bir öz ve sınırlılık taşır belki. Ne var ki, o yılların dünya-tarihsel koşulları yanında henüz kişiliğini bulmanın ilk adımlarını atan emekleme dönemindeki devrimci radikalizmin o kesitte erişebildiği bilinç düzeyi ve olanaklar gözönüne getirilecek olursa bir yerde doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur bu.





“'68 kuşağı” olarak da tanımlanan bir kuşağın karakteristik özelliklerinin bu yetkin temsilcileri, ayrıca değişik yönlerden kendi özel çizgileriyle de öne çıkan etkileyici tarihsel figürlerdir.





Kaypakkaya denildiği zaman akla ilk olarak işkence tezgahlarında “ser verip sır vermemek” gelir. Ki bu tümüyle hakedilmiş bir onurdur. 12 Mart'ın faşist işkencecileri Ocak'tan Mayıs'a kadar aylarca ellerinden geleni arkalarına koymadıkları halde bu çeliği bükememişlerdir. Kaypakkaya'nın işkenceci cellatlar karşısında sergilediği başeğmez militan duruş, kendinden sonra gelen devrimci kuşaklara da örnek ve esin kaynağı olmuştur. Onun bu soylu direnişçi tutumu, 12 Eylül faşizmi döneminde TİKB'li komünistler tarafından “örgüt tavrı” düzeyine yükseltilerek sürdürülmüştür.





Ancak Kaypakkaya'yı sadece işkencede direniş yönüyle tanımlamak ona yapılacak en büyük haksızlıklardan biri olur. Onun işkence tezgahlarında sergilediği direniş aslında bir sonuçtur. Bu sonucun “sırrı” ise bir işçi çocuğu olarak Kaypakkaya'nın son nefesini verene kadar sürdüğü yaşam ve seçtiği yolda saklıdır. Kaypakkaya, bağırıp çağırmayan bir kararlılığın ve tevazunun olduğu kadar burjuvazinin yanı sıra oportünizme karşı savaşta da yeri geldiğinde volkan gibi patlamasını bilen bir sınıf kininin cisimleşmiş ifadesidir.





Kaypakkaya'nın genellikle gözden kaçırılan, hatta hakkı yenen bir özelliği de teorik alandaki yetkinliği ve öncü tutumlarıdır. O, pratiğiyle olduğu kadar düşünsel üretim alanında da yaşının ve döneminin ilerisine geçen bütünlüklü devrimci bir görüş ve perspektif sahibi devrimci önderdir. Kaypakkaya, düşünsel alanda da dönemin yerleşik ve yaygın kalıplarını parçalama cesaretini gösteren öncü bir bir tutumun sahibidir.





'71 devrimci hareketinin önderlerini anmanın ve yaşatmanın, onların anılarına bağlılığın yolu onlarda cisimleşen öncü tutumları günün ve geleceğin ihtiyaçlarına yanıt verecek düzlemlere taşımaktan geçer. Devrimci önderlere sahip çıkmayı ve yaşatmayı nostaljik bir yas tutmaktan ayıracak olan da bu geliştirici ve yetkinleştirici yaklaşımda gösterilecek ısrar, süreklilik ve yaratıcılık olacaktır.





Devrimciler öldü yaşasın devrim!



İbrahim Kaypakkaya ölümsüzdür!



Onları devrim ve sosyalizm kavgasında yaşatacağız!