Hükümet asker göndermeyi "ilke kararı" olarak açıkladı. Sınıfın ilke kararı ise burjuvazi ve iktidarına karşı savaşmak olmalıdır.
AKP Hükümeti, Lübnan’a asker gönderilmesi konusunda “ilke kararı”nı açıkladı. Kararın çıkarılması için tatildeki Meclis olağanüstü toplantıya çağrıldı.
Hükümet kararın alınışında “Genelkurmay ve diğer devlet kurumlarının çalışmalarına” açıktan referans verdi. Genelkurmay’ın şatafatlı devir teslim törenlerindeki tüm mesajları, işbirlikçi burjuvazinin, birincisi, ABD ve İsrail’in bölge stratejilerine de daha fazla entegre olma; ikincisi, bu çerçevede bir askeri yayılmacılık yönelimine aleniyet kazandırmaktadır:
Genelkurmay başkanı eskisi Hilmi Özkök, giderayak “Kuzey Kore’den başlayıp Ortadoğu'ya uzanan eksende kitle imha silahlarına sahip veya sahip olduğu yolunda şüpheler yaratan ülkelerin varlığının Türkiye için ciddi ve yön verici bir tehdit olduğunu, bu sorun diplomasi ile çözülmezse Türkiye’nin önemli bir karar noktasıyla karşılaşacağını, aksi taktirde Türkiye’nin bölgedeki stratejik üstünlüğünü kaybedeceğini” belirtmekten geri kalmadı. Özkök, "ulusal güvenliğin” artık ulusal sınırlardan, hatta yakın çevreden ibaret olmadığını, Avrasya kapsamında “enerji havzalarını ve ulaştırma güvenliğini de içerdiğini“, bu yüzden emperyalist işgal ve harekatlara "asker göndermenin ulusal çıkarları savunmak" anlamına geldiğini belirtiyor. Ve pek derin bir yayılmacılık formülasyonu daha: “Dünyanın her hangi bir yerindeki vatandaşlarımızı ya da yatırımcılarımızı etkileyecek bir saldırı, bizi de ilgilendirir. Türkiye’nin asker göndermesi, uluslararası güce katılmanın dışında oradaki çıkarlarımızı korumaktır.”
Genelkurmay Başkanı yenisi Büyükanıt’ın ise zaten, genelkurmay başkanlığı vizesini, bunun için gittiği ABD’den “her yere gireriz” sözüyle aldığını belirtmek yeter.
Genelkurmay’ın “Küresel düşün ulusal hareket et!” sloganı altında topladığı askeri yayılmacılık argumanları yeterince açıktır: Türkiye burjuvazisi, ‘Genişletilmiş Ortadoğu’nun ABD emperyalizminin patronajında kanlı yeniden yapılandırılması ve yeniden paylaşımında küme düşmek istemiyorsa, ABD stratejisi dolayımında daha aktif askeri rol oynamalıdır. Ve bunu, yalnızca, her düzeydeki işbirlikçilik ilişkilerinin örgünleştiği ABD ve İsrail böyle istiyor ve dayatıyor diye değil, aynı zamanda, Türkiye işbirlikçi burjuvazisinin çıkarları böyle gerektirdiği için yapmalıdır. İşbirlikçi burjuvazi, ABD’nin bölgesel politikalarına kimi noktalarında ayak direyerek artırmaya çalıştığı pazarlık payını, şimdi, ABD ve İsrail’in bölgedeki zorlanmalarını da gözeterek, bu politikalara daha doğrudan ve aktif biçimde entegre olarak artırmaya çalışıyor. Lübnan’a asker göndermenin arka planında, emperyalizmin Lübnan’daki jandarmalığını üstlenmenin ötesinde, İran ve Suriye’ye karşı genişletilmesi planlanan emperyalist savaşın taşeronluğunun ilk adımı vardır. İşbirlikçi burjuvazi Güney Kürdistan’da “kısmi bir operasyon” ve Kerkük üzerinde pay gibi tavizler koparma gibi hedeflerin yanısıra, nükleer silahlanma ve İran’la (ve bölgede ABD’nin “terörist” ilan ettiği tüm devlet ve güçlerle) savaşma olasılığını dahi önüne koymuş durumdadır.
[foto]ilkeselhayir2.jpg[/foto]
Psikolojik savaş medyasının da hemen düğmesine basıldı:
“İran, her düzeyde bölgesel gücünü ve etkisini artıran ‘emperyal politika’ yapmaktadır. Türkiye ise ‘yerel kaldığı’ ölçüde Avrasya stratejik güç denklemi içindeki konumu tehlikeye girmektedir. Türkiye ‘bölgede uluslararası rol oynayan ciddi bir lider ülke olmak için, elindeki en önemli kartı olan silahlı kuvvetlerini uluslararası sahneye daha aktif sokmaktan’ ve İran’ı da hedefe koymaktan çekinmemelidir.”Lübnan savaşı, Avrasya’daki kanlı satranç maçının mevzi fakat güç dengelerini sarsan bir muharebesiydi. İran bu muharebeden kendi elini güçlendirerek çıkmakla birlikte, ABD ve İsrail de bir yandan AB’yi ve BM kararını diğer yandan Türkiye ve Suudi Arabistan’ı bölge politikaları doğrultusunda daha aktif biçimde yedekleyip cepheyi genişletmektedir. ABD ve İsrail’in, Hizbullah’ı etkisizleştirmeye ve İran ile Suriye’nin Lübnan’daki nüfuzunu kırmaya dönük, AB ve Türkiye’yi de içine çekerek İran ve Suriye’ye doğru genişletilecek bir savaş provakasyonunu, Lübnan’da konuşlanacak BM gücü üzerinden yapması senaryolar arasındadır. Daha geri planda ise, Hazar’ı Doğu Akdeniz’e bağlayan günde 1 milyon varillik Bakü-Ceyhan boru hattı ve Türkiye ile İsrail arasında (ya Suriye-Lübnan üzerinden ya da su altından geçecek) yapılması öngürülen petrol ve su nakil hatları var. Lübnan savaşları ve (Kıbrıs dahil) Doğu Akdeniz sorunu, dolayısıyla Avrasya enerji havzaları ve nakil hatları üzerinde egemenlik savaşlarına bağlanıyor.