"Sermaye cana değil mala bakar"

İzmir Alınteri temsilcisinin Soma'da maden işçisiyle yaptığı röportajı yayınlıyoruz

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 19 Mayıs 2014 (12 yıl 3 ay önce)

İzmir'deki Alınteri temsilcisinin Soma'da maden işçisiyle yaptığı röportaj [Daha sonra yayınlayacağımız “Soma Güncesi”nden alınmıştır]



 



Maden işçisi arkadaşın adı Murat! Kendisi de bir maden işçisi olduğu için maden işçilerinin yaşamını, çalışma koşullarını, ocaklarda yaşadıkları sıkıntıları ve yaşanan katliamın nedenini kendi gözünden anlatmasını istiyorum. Kırmıyor bizi...



 



Daha ilk cümlesi “bütün kötülüklerin anası”nın ne olduğunu ortaya koyuyor! Özel sektör ve taşeron çalıştırma! “Daha anlatmamı gerektiren bir durum var mı” diyor Murat. “Aklına gelebilecek en ağır senaryoyu yazabilirsin bu ikisi için. Ama ne söylersen söyle, ne yazarsan yaz, yine tarif edemezsin buradaki çalışma koşullarını (!) bunu bilesin.” Şaşırıyorum ve içimi inceden inceye bir ürperti kaplıyor.



 



Anlatmaya devam ediyor:



“Soma’da toplam 4 büyük işletme var. Bu işletmelerde çalışan işçi sayısı 20 bin civarı. Bu sayının 10 binini, yani yarısını Soma’da oturan insanlar oluşturuyor. Kalan diğer yarısı ise çevre ilçelerde yaşıyor ve maden ocaklarına ait koğuşlarda kalıyor. Biz de dahil diğer işletmeler 3 vardiya halinde çalışıyoruz. Haftada bir gün izinliyiz. Bu izinler dönüşümlü oluyor, yani her Pazar ya da Cumartesi izin yapamıyorsunuz. Bütün ocaklar devlet denetiminde çalışıyor. İşyerinin işletmesi bize, satışı devlete aittir! Çıkarılan kömürü devlet kendi bünyesine alıyor ve satışını kendisi yapıyor. Maaşlar ve zamlar işyerinin karına göre belirleniyor. Bundan dolayıdır ki; “Özel sektör cana değil mala bakar” sözü burada herkesin diline pelesenk olmuş meşhur bir slogandır. Malın çıkması için her şeyi göze alır. Geceli-gündüzlü çalışmadan tut da, esnek ve taşeron çalışmaya, kaçak işçi çalıştırmadan tut da, her türlü tedbirsizlik ve ucuz aletleler iş görmeye kadar her şeyi yapar. Bunlar karşılığında öyle çok büyük paralar kazanmaz maden işçileri. Deneyimli düz bir işçi 1250-1300 lira, yedek usta 1500-1600 lira, usta bir işçi ise 1750-2000 lira gibi bir para alır. Bir de sendikamız vardır. Allah düşman başına vermesin. 11 yıldır maden işçisiyim ve her ay bir yevmiyemi almanın dışında bir iş yaptığını görmedim. Zaten işletme sahiplerinin bir dediklerini iki etmiyorlar. Ederlerse de burada bulunamazlar.”



 



Kendisine bu katliam önlenebilir miydi diye sorduğumda şunları söylüyor:



“Ben bunun kaza olduğuna inanmıyorum. Zaten burada çalışan hiçbir madenci de bu yalana inanmaz. Dünyanın neresinde görünmüş bir trafonun patlamasıyla binlerce işçinin öldüğü? Madenin “M”sinden anlayan herkes bilir bunu. Bundan önce de çok kez trafo patlamıştır. Trafo patlamasıyla oluşabilecek en ağır felaket; elektrik kesintisinden dolayı ortaya çıkabilecek sorunlardır.Bu sorunlar da; ya bantı çalıştırmaz ya da galerilere hava gönderen pervanelerin yeterli bir şekilde çalışmasını engelleyerek işçilerin havasız kalarak zehirlenmesine yol açar. Ötesine geçen bir felaketle ben daha önce karşılaşmadım, duymadım da! Onun içindir ki bu apaçık bir cinayet ve toplu katliamdır. Geçen yıl CHP ve diğer birkaç parti tarafından bu işletmenin incelenmesi için önerge verildi. Ama iktidar buna onay vermedi ve bugün yaşanan katliamın sorumlusu AKP iktidarıdır.”



 





 



Çay söylüyoruz ve birlikte içiyoruz. “Çalışma koşullarınızdan biraz bahseder misin” diyorum:



“Bu ocaklarda işçilere kahvaltı ve öğle yemeği verilmez, yemek yer üstünde çalışanlara verilir. Bizler yemeğimizi evlerimizden getiririz. Yerüstü dediğim amir ve mühendislerdir. Onlara yemek dışarıdan getirilir. Her gün ortalama bir iş kazası yaşanır buralarda. Ya kolun kırılır, ya parmağın,ya da gözün çıkabilir, ama mutlaka iş kazası olur. Başbakanın dediği olabilecek iş kazaları bunlardır. Ama utanmadan insan ölümlerine “bu işin içinde ölüm de vardır demek” insanlığa sığacak bir şey değildir. Başbakan kaç kez gelmiş de burada çalışmış? Denetlemeye gelen memurlar bile ocağın 300 metresinden aşağı inmezler. Kendi koydukları standartları bile denetlemez bu memurlar. En güzel otellerde ağırlanır, gezdirilir ve ceplerine üç kuruş harçlık konarak geri gönderilir. Zaten isteseler de denetleyemezler. Kimsenin gücü yetmez. AKP iktidarını arkasına almayan bir tane maden işletmesi yoktur burada. Hepsi AKP’lidir. Sana bir örnek vereyim o zaman; Soma Kömür İşletmeleri'nin sahibinin hanımı AKP Manisa İl Genel Meclis üyesidir. Hem de 1. sıradan. Gelen hangi devlet memuru burayı denetleye bilir? Sen olsan denetleyebilir misin? Denetlersen de yarın işinden olursun. Burada işler böyle işliyor. Seçimlerden önce iki TIR gıda malzemesi geldi Soma’ya. Romenler başta olmak üzere parayla oy satın aldılar. Çalışanlara da baskı yaptılar. Ocaklarda çalışan işçilere zorla AKP’ye oy verdirilmesi için baskı uygulandı. AKP buranın belediyesini böyle kazandı”.



 



Sence katliamın arkasında nasıl bir ihmal ve gerçeklik var?



"Ölenlerden çok tanıdığım vardı. Kendi ellerimle de cesetler çıkardım. Ben bu katliamın trafodan kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Evet, trafo patlamış olabilir, âmâ asıl gerçek bu değil.



 



Soma işletmesi daha önce Ciner gurubundaydı. Onların tehlikeli gördüğü bir alana ve çalışmayı durdurduğu bir galeriye girmeye çalışmışlar. Orada çalışan arkadaşlar söyledi bunu. O bölge kömür çıkarmak için uygun değilmiş demek! Bu tür yerlerde metan gazı bulunabilir. Muhtemelen de böyle bir patlama oluş olabilir. Grizu patlaması da denilebilir buna. Kömür çıkarmak için buraya yakın bant oluşturmuşlardır. Bu patlama ile elektrik trafosu da patlayabilir. Bantlar tutuşmuş ve içerde, derin yerlerde yanan kömürler karbon monoksit üretmiştir. Zaten çıkarılan cesetlerin yüzde 90'ı da zehirlenme sonucu ölmüş. Karbon monoksit denilen gaz insanı iki nefeste öldürebilir. En babası 10 saniye dayanabilir. Diyelim ki maskesi olanlar var, onlar da en fazla 45 dakika dayanabilir. Kaçmak için de vakitleri olmamıştır. Trafo patladığı için tüm elektrik aksamı kesilmiş ve hareketli bantlar durmuştur. Oracıkta can vermişlerdir."



 





 



Konuşmamızın gece geç saatleri bulmasından dolayı sohbetimizi burada kesmek zorunda kalıyoruz. Murat’a ve ailesine teşekkür edip onları hastane bahçesinden uğurluyoruz.