Türkiye'de linç kültürü ne 2005 Mersin Newroz'unda başladı, ne de "İşgal Gücü"ne katılıma karşı 30 Ağustos'ta yapılanı son olacak. Linç kültürünün beslendiği kaynaklar olan milliyetçilik, ırkçılık, şovenizm, onları yaratan koşullarla birlikte tarihin çöplüğüne gömülmedikçe "duyarlı vatandaşların yerinde tepkileri de" devam edecek.
Türkiye'de hiç eksik olmayan linç ve provakasyonların en vahşilerinden biri tam 52 yıl önce 6-7 Eylül 1955'de yaşandı.
Oluşma sürecinde olan Türkiye burjuvazisinin gayri-müslimlerin elindeki sermayeye el koyma amacıyla tertiplediği olaylar, Selanik'te bulunan Mustafa Kemal'in doğduğu eve Yunanlılarca bomba atıldığı provakasyonu ile başlatıldı. Gerçekten de ev bombalanmıştı fakat sonradan ortaya çıktığı gibi zamanın Türkiye hükümetinin bilgisi dahilinde Müslüman-Türk kökenli bir ajan tarafından.
2 gün boyunca süren olaylarda aynı anda, İstanbul'un dört bir yanında alevler yükseldi. Kolluk güçlerinin önünü açtığı faşist güruhlar önceden belirlenmiş Rumların ve onlarla birlikte diğer gayrımüslimlerin evlerine ve işyerlerine saldırdılar. 5 bin 317 dükkan ve ev basıldı.
İnsanları dövüyor, yaralıyor, öldürüyor, kadınlara tecavüz ediyor, mezarlıkları tahrip ediyor, mezarların içinden ölüleri çıkartıp yerlerde sürüklüyor, kiliseleri yakıyor, ellerinin değdiği her yeri harabeye çeviriyorlardı. 200 kadına tecavüz edildi. Bazıları tecavüz edildikten sonra öldürüldü.
Bir rahip diri diri yakıldı, onlarca insan linç edildi. Kayıtlara 37 ölüm vakası geçti.
48 saat boyunca yaşanan tüm bu vahşeti ordu ve emniyet seyretmekle kalmadı, yönlendirdi. Linç kültürü gibi İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerah'ların da tarihsel kökenleri bulunuyor.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi her sene olduğu gibi bu yıl da konuyla ilgili bir eylem gerçekleştirdi. Derneğin önünde bugün saat 13:00'da yapılan basın açıklamasında 6-7 Eylül'ün amacı şöyle konuldu:
"Londra'daki 'Kıbrıs Konferansı'nda, Yunan tarafına 'gözdağı vermek" ve asıl önemlisi, Gayrı Müslim vatandaşlarımızın yıllarca biriktirdikleri sermayeyi, zorballıkla el değiştirip, bir 'Türk Burjuvazisi" yaratılması amaç edinilmişti.""Bugünkü toplumsal yaraları yaşıyor olmamızın, dünün resmi mahçeli ve 'rutin dışı' operasyonları, gerektiği kadar ifşa etmemiş ve bunlardan gerçekten alenen utanç duymamış olmamızdan kaynaklandığına inanıyoruz" denildi.