Bugün 31 Mayıs, Gezi Direnişi'nin 1. yıldönümü; Ethem tam 365 gündür fili olarak aramızda değil...
Bugün 31 Mayıs, Gezi Direnişi'nin1. yıldönümü...
Tam bir yıl oldu, tam 365 gün geçti aradan. Ethem tam 365 gündür fili olarak aramızda değil, ama o hep yanımızda, o sıcacık gülüşüyle, pratikliğiyle, insancıllığıyla, mücadeleci, komünist kişiliyle hep omuz başımızda.
O bugün genç yoldaşlarına barikat başlarında barikatı yıkıp geçme ruhuyla esin kaynağı... Ondan çok önce ölümsüzlüğe uğurladığımız 12 Eylül faşist darbesine karşı silahlı sokak savaşını başlatan Osman Yaşar Yoldaşcan, işkencede direnme geleneğini başlatan yoldaşlarımız Mehmet Fatih Öktülmüş, Stalin Mehmet (İsmail Cüneyt) Tahsin, Selma'yla birlikte bizlere yol gösteriyor.
Ethem çalışırken yorulmak bilmeyen, sakin, çevik, pratik zekası olan, hep gülen, hayat doluluğuyla örnek aldığımız bir yoldaşımızdı. Geçen sene Adnan Yücel Edebiyat Sanat Festivali'nin Ankara ayağını oluştururken düzenlediğimiz festival şenliğinde Yüksel Caddesi'ne kurulacak olan ses sistemini bir türlü belediyelerden ayarlayamamıştık ve bu gerçekten önemli bir sorundu; kısa zamanda çözülmesi gerekiyordu.
Bana, “sen bir taraftan araştır belediyeleri zorla, ben de başka bir yol bulacağım” dedi. Ben araştırmalarıma devam ederken “ne yaptın halledebildin mi” diyerek geldi. Ben de, “yok daha çözemedim” dedim. Bunun üzerine internetin başına geçti, ses sistemi kiralayan yerleri araştırmaya başladı, gözüne kestirdiği bir yeri arayarak görüşmeye çağırdı. Ses sistemi kiralayanlar Yapı Sanatevi'ne geldiler. Birçok ses sistemi gösterdiler; özelliklerini, büyüklüklerini, alandaki yayılma güçlerini falan gösterdiler ve herbiri için fiyatlarını söylediler. Bu arada Ethem, “Madem para vereceğiz iyi bir şey olsun” dedi ve pazarlık yapmaya başladı. Piyasada 2 bin TL olan ses sistemini bin 300 liraya hem de iki taksitle kiralamıştık Ethem'in edici kabiliyeti sayesinde.
Ethem her zaman önce karşısındakini dinler, anlamaya çalışır, asla karşısındakinden önce söze başlamaz. “Önce karşıdakini dinleyeceksin, anlayacaksın ki onunla samimi bir sohbet geliştiresin; bizim farkımız da bu olmalı” derdi. “karşımızdakini önemsediğimizi, değer verdiğimizi, samimi olduğumuzu ona yansıtmalıyız ki açıkça, samimi olarak bizimle konuşabilsin yoksa başka türlü kitlelerle, işçilerle buluşamayız”... Ethem hiç kimsenin işine, mevkiine göre ayrıcalık tanımaz, konuşabileceği, diyalog kurabileceği herkesle aynı samimiyette, aynı dürüstlükle konuşurdu. Ama kafasını kızdıranı da düşmanını da asla bağışlamazdı.
Gezi sürecinin sanırım on gün öncesiydi. Ethem Ankara dışında Kürdistan tarafına bir karakol inşaatına çalışmaya gitmişti (Ethem'in boy boy fotoğraflarını yayınladılar, elindeki silahlara bakıp 'gerilla' dedikleri zamandı). 18 Mayıs sabah çok erken saatte cep telefonum çaldı. “Bel geldim, sen şu anda ne yapıyorsun” diyordu. Ben de “Çorum'a, İbrahim Kaypakkaya anmasına gideceğim, Kurtuluş Parkı'nın oradayım” dedim, “ben de geleyim mi?” diye sordu. “Yorgun değilsen gel istersen” dedim. Ethem geldi hareket ettik.
Giderken, toplantıda alınan kararların ne olduğunu sordu. Mola yerine gelince Partizancı arkadaşlara alınan kararlar konusunda değişiklik olup olmadığını sordum, onlar da oradaki güvenlik önlemine bakacaklarını, kadınlar ve çocuklar olması nedeniyle sorun yaşamak istemediklerini, kitlenin tavrının önemli olduğunu vs. söylediler. Ben de bizim kararımızın değişmeyeceğini, üst araması ve kimlik kontrolu yaptırmayacağımızı, toplantıda da bu kararda çoğunluğun hemfikir olduğunu, bunu esnetmememiz gerektiğini söyledim. “Oraya gidince bakacağız...” dediler. Ethem'e bunu anlattım. Aramızda konuştuk. Oraya gidince öne geçecektik, Ethem polis barikatını açacak, ben de pankartı tutanların ilerlemesini sağlayacaktım.
İbrahim'in köyüne geldik; pankatlar açıldı, kortejler oluşturuldu. Biz önlere yakın yerdeyiz, arama noktasına yaklaştığımızda avukatların pazarlık yaptığını, kortejinse pazarlık sonucunu beklediğini gördük. Bunun üzerine kendi planımızı uygulamak için öne geçtik. Ethem pankartın önüne jandarmanın arama noktasına geldi ben de biraz geride olan pankartı tutanların hemen yanına geçtim. Ethem'in arama yaptırmayacağımızı, kimlik vermeyeceğimizi söylemesi üzerine tartışma çıktı ve barikat oluşturan jandarmaları ileriye fırlatarak barikatı açtı. Ben de pankartı tutanlara “ne bekliyorsunuz yürüsenize, barikat açıldı” dedim ve geçmeleri için pankartla birlikte ileriye doğru itekledim. Arkaya da “arama ve kimlik vermeden geçiyoruz, yürüyün arkadaşlar” diye seslendim kimlik göstermeden geçtik böylece.

Mezara doğru ilerlerken Ethem de ben de İbrahim'in resmini taşıyorduk. Birden sesler duyduk arkadan. Ethem elindeki resmi fırlatıp, “... tut” diyerek çevik bir şekilde geriye doğru koşmaya başladı. O tarafa doğru yöneldiğimde jandarmanın silahının Ethem'in göğsüne dayalı olduğunu gördüm. Jandarmanın silahı tutukluk yapmıştı, jandarma geri çekilmek zorunda kaldı. Jandarma, Ethem'e “daha sonra bunun hesabını soracağız” diyordu. Ethem de “kim kime hesap sorar göreceğiz” diyordu.
Ethem gözüpek, korkusuz, komünist ihtilalci mücadelesiyle her zaman kitleye öncü olmasını bilen yapısıyla da örnek bir ihtilalciydi.
Tam tamına 365 gün oldu Ethem yoldaşımızı katil polisin kurşunuyle vurulmasının ardından. Ethem'i özledik, gülüşünü, “garip n'apsın deyişini” özledik,
Söz Ethem'e, Osman'a, Fatih'e, Selma'ya... Söz, faşist katillerden hesabını soracağız! Ethemce, Fatihce, Osmanca, Selmaca barikatlara yüklenmeye, hesap sormaya!..
Gezi'nin birinci yılı dolarken o barikatları geriletme bilinciyle, “Taş yürek, barikat, alanlar faşizme mezar olacak!” şiarıyla alanlara yoldaşlar!
[Alınteri okuru]